Anasayfa Anasayfa Zindandan oğlum Muhammed’e ve Kızlarım Meryem, Hatice, Besra ve Rabia’ya Mektup | Sayı 85

Zindandan oğlum Muhammed’e ve Kızlarım Meryem, Hatice, Besra ve Rabia’ya Mektup | Sayı 85

20 dakika ortalama okuma süresi
0
0

“Beş çocuğumun nezdinde sizlere de yazıldığını düşündüğüm bu mektubu ailemle paylaşıyorum. ÇÜNKÜ BİZ KOCAMAN BİR AİLEYİZ!Semra KUYTUL

Aslan parçası oğlum ve dünya güzeli çiçeklerim! Kalpleriniz nasıl? Sağlığınız nasıl? Dersleriniz nasıl? Moraliniz nasıl? “Hepsi de iyi, çok şükür” dediğinizi duyar gibiyim. Elhamdülillah. Hayatınız boyunca en çok önem vereceğiniz şey kalbiniz ve imanınız olsun. Çünkü Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki: “Vücutta bir et parçası vardır, o düzeldiğinde tüm vücut düzelir, o bozulduğunda tüm vücut bozulur. Dikkat edin, o kalptir” Kalbin iyi olması ve düzelmesi ise farzları ve sünnetleri yaparak, haram ve mekruhlardan ise kaçınarak mümkün olabilir. Her günah kalpte bir siyah nokta meydana getirir, kişi günahlarından tevbe eder ve günahtan sonra güzel ameller işlerse o siyah noktalar silinir, kalp temizlenir. Tevbe etmez ve güzel işler yapmazsa o siyah noktalar birikir birikir ve tüm kalbi kaplar. İşte o zaman o insan laf anlamayan, doğruyu görmeyen bir insana dönüşür ve Allah onun kalbini mühürler. Böylece kişi cehennemlik olur.

Unutmayın ki kalp vücudun padişahıdır. Nasıl ki bir ülkenin padişahı iyi ve adil bir insan olursa o ülkede her şey güzel olur; adaletsiz, zalim ve kötü bir insan olursa ülkede her şey kötü olur. Aynen onun gibi kalbiniz temiz, imanla dolu ve İslam ahlakıyla süslü ise tüm hareketleriniz ve konuşmalarınız güzel olur. Aksi olursa hareketlerinizin, amellerinizin ve sözlerinizin güzel ve iyi olması mümkün değildir. O halde en çok önem vereceğiniz şey kalbinizin sağlığı yani kalbinizin ıslah edilmiş ve temizlenmiş olmasıdır. Henüz küçüksünüz, nefsi arzularınız az, şeytan sizinle fazla uğraşmıyor ve kötü bir çevrenin içinde değilsiniz. Ama büyüdükçe nefsi arzularınız artacak, şeytan sizinle daha fazla uğraşacak ve çevrenizde birçok kötü ya da İslam’dan uzak insanlar olacak. İşte asıl o zaman nefsinizle, şeytanınızla ve kötü çevre ile mücadeleniz başlayacak. Kalbinize önem verirseniz Rabbim bu mücadeleyi kazanmanıza yardım eder ve sonunda inşallah cennetlik olursunuz. Kalbine önem vermeyip dünya malına-mülküne ve dünyevi mevki ve makamlara önem verenlere Allah bu mücadelede yardım etmez ya da az eder ve sonunda imtihanı kaybedip cehennemlik olurlar. En çok korktuğunuz Allah’ın razı olmadığı bir insan olmak ve cehenneme girmek olmalıdır.

Oğlum ve kızlarım! Bir atasözü vardır: “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” diye. İşte benim başıma gelen de o. Ama merak etmeyin her zaman onuncu köy vardır. Bilin ki biz yeni bir yol veya fikir uydurmadık. Yolumuz peygamberlerin yoludur. Onların başına daha beterleri geldi. Onlara da iftiralar atıldı, birçoğu vatanını bırakıp hicret etmek zorunda kaldı, bir kısmı da şehit edildi. Hayatları mücadele ile geçti ama haklı davalarından hiç geri adım atmadılar, sonuna kadar hakkı ve doğruları söylemeye devam ettiler.

Peygamberlerin davası “Tevhid Davası” idi. Bizimki de öyle. Zaten insanların yeni bir yol veya ideoloji uydurmaya hakları yoktur. Allah insanlara neye inanıp nasıl yaşayacaklarını öğretmedi mi ki insanların yeni fikirler ve hayat tarzları uydurmaya hakları olsun? Tevhid, Allah’ın sadece var ve tek oluşu manasına gelmez. Tevhid, Allah’tan başka hiçbir ilahın, Allah’ın kanunlarına aykırı kanun koyma yetkisine sahip olmadığı ve Allah’tan başka itaat edilecek makamın olmadığı manasına gelir. Yani Tevhid inancına göre sadece Allah’a itaat ve ibadet edilmelidir.

Tarih boyunca, kâinatı ve insanları yaratmadığı, tüm varlıkları idare etmediği ve rızıklarını vermediği halde Allah’ın yol gösterme hakkını ve yetkisini ele geçirmek isteyen krallar ve idareciler hep var olmuştur. Yani “Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalı!” diyenlerle “Hayır, bizim dediğimiz olur!” diyenlerin mücadelesi hiç bitmemiştir ve kıyamete kadar da devam edecektir. Hâlbuki her şeyin sahibi ve idarecisi, yaratıcımız ve rızkımızı veren Allah Azze ve Celle olduğuna göre O’nun dediğinin olması gerekmez mi? Ayrıca her şeyi en iyi bilen, ilmi sonsuz olan ve insanları en iyi tanıyan Allah olduğuna göre O’nun dediğinin olması gerekmez mi?

İnsanlar; acizliklerini, insanı tanımadıklarını, çamurdan yaratıldıklarını unuttular ve yeni yeni hayat tarzları meydana getirdiler ve böylece dünyada huzuru bozdular, suçları çoğalttılar, bunalımlı bir dünya meydana getirdiler. Hırsızlığın, haksızlığın, namussuzluğun, uyuşturucunun, intiharların, cinayetlerin ve terörün çok arttığı bir dünya! İşte böyle olmasın diye Allah Azze ve Celle kitaplar ve peygamberler göndermişti. Ama insanlar Allah’ın kitabını ve hükümlerini beğenmediler ya da işlerine gelmediği için terk ettiler ve çok sorunlu bir dünya meydana getirdiler. İşte bizim mücadelemiz bununla. Allah’a itaat edilen, huzurlu, ahlaklı bir toplum ile dünya saadetini elde ettiği gibi Allah’ı razı ettikleri için ahiret saadetini de elde eden bir toplum meydana getirmek. Bundan başka bir hedefimiz olmadı ve inşallah olmayacak.

Evlatlarım! Davamız budur, doğrudur ve haktır. Bu davayı ve Tevhid inancını akıl da kabul eder, vicdan da. Akıl kabul eder çünkü akıl insanı en iyi tanıyanın Allah olduğunu, her şeyi en iyi bilenin Allah olduğunu, insanların Allah Azze ve Celle gibi bilmelerinin mümkün olmadığını anlar. O halde O’nun dediği olmalı der ve Allah’a teslim olur. Vicdan da kabul eder çünkü vicdan, bir şeyin sahibi kimse onun dediğinin olması gerektiğini, başkasının o şey üzerinde yetkisinin olamayacağını kabul eder. O halde insanlar Allah’ın kulları olduğuna göre başkalarının dediği gibi ya da kendi kafalarına göre değil, Allah’ın dediği şekilde yaşamalıdırlar. Bu inançta yanlış görebilen varsa çıksın söylesin!

Evlatlarım! Bilin ki alnımız aktır. Çok şükür utanacağımız bir şey yapmadık. Ömrüm boyunca Kur’an’ın mesajını anlatmaktan başka bir şey yapmadım. İnsanları terörden, haramlardan ve her türlü kötülükten uzak tutmaya çalıştım. Hayırlı bir nesil meydana gelsin diye gece-gündüz gayret ettim. Siz de buna şahitsiniz. Ama kaderin cilvesine bakın ki “terör propagandası” yapmaktan tutuklandım. Yıllardır terörü lanetleyen, terör haramdır diyen, terör yoluyla hak aranmaz, suçsuz günahsız asker-polis-sivil öldürülmez, böyle dava olmaz diyen beni bu iftira ile tutukladılar ve hayatımı zehir ettiler. Bazı yanlışları ve haksızlıkları tenkit ettiğim için bana bunu yaptılar, susturmak istediler. Görüşlerini açıklamak suç olmayınca “terör propagandası” diyerek tutukladılar. Hâlbuki ben bütün terör örgütlerini yıllarca lanetlemiş, İslam’a ve milletimize zarar verdiklerini açıklamış birisiydim. Yaptığım tenkitler ise Allah rızası için yapılmış ve iyi niyetli tenkitlerdi.

Bana bunu yapanlar bilsinler ki ben burada her ne kadar acı çekiyorsam da diğer taraftan inşallah her saniye sevap kazanıyorum ve inşallah günahlarım bağışlanıyor. Ama iftiralarla beni buraya gönderenler ben acı çektikçe ve burada bulunduğum müddetçe günah kazanıyorlar. Bu dünyanın mahkemeleri ve kararlarından daha önemli olan “Mahkeme-i Kübra” yani “büyük mahkeme” yani “kıyamet gününde Allah’ın mahkemesi” … Zalimlerle ve iftiracılarla orada görüşeceğiz. Biz ahirete ve Allah’ın adaletine iman eden Müslümanlarız. Biz hapiste hak davayı savunmanın onurunu yaşarken iftiracılar iç âlemlerinde utancı yaşayacaklar ve belki bugün belki yarın bizim zindanda çektiğimiz acıdan daha çoğunu çekecekler. Biz inşallah Mahkeme-i Kübra’da kazanırken onlar kaybedecekler. Bizi “F” tipine koyanlar orada “C” tipine yani cehenneme girecekler. F tipinin verdiği acı ile cehennemin verdiği acı kıyaslanabilir mi? Bana yaptıklarına rağmen yine de tevbe edip cehennemden kurtulmalarını temenni ederim. Çünkü acı çok zor.

Evlatlarım! Bana düşen iftira ile zindana atılan Hz. Yusuf Aleyhisselam gibi sabretmek ve size düşen de evlat acısıyla yanıp tutuşan Hz. Yakup Aleyhisselam gibi sabretmektir. Kaderimiz böyle yazılmış. Allah’ın lütfu da hoştur, kahrı da hoştur. Bunun sonunda ve inşallah kısa sürede güzel günler gelecek ve güneş doğacaktır. Sizleri küçük yaşta böyle bir acı ile baş başa bırakmak istemezdim ama Allah’ın takdiri buymuş.

Son olarak sizlere söylemek istediğim; namazınıza, Kur’an okumaya ve ahlakınıza dikkat edin. Anneniz de benimle birlikte zor günler geçiriyor, onu üzmeyin. Annenizin değerini bilin. Zindanın acılarına önce Rabbimin sonra annenizin desteğiyle dayanabiliyorum, bunu unutmayın. Babaannenize abdest aldırın, namazı hatırlatın, Kur’anı’nı verin okusun. İsteklerini yerine getirin. Beni seviyorsanız beni doğuran, büyüten ve üzerimde çok hakkı olan annemi de sevin. Ben nasıl sizlere 7 yaşına geldiğinizde namazı ve sonra yavaş yavaş Kur’an’ı öğrettiysem siz de şimdi 7 yaşındaki kardeşiniz Besra’ya öğreteceksiniz, okul derslerine yardım edeceksiniz. Birbirinize destek olun, yardımlaşın ve herkese örnek olun. Dualarınızda beni, diğer abilerinizi ve tüm mazlum Müslümanları unutmayın.

Ben sadece sizin babanızım. Sizi yaratan, rızkınızı veren, büyüten ve sizi koruyan Allah’tır. Allah sizi benden daha iyi koruyacaktır. Sizi Allah’a emanet ediyorum.

Es-Selamu Aleykum Ve Rahmetullahi Ve Berekâtuhu
Babanız…

Alparslan Kuytul- Bolu F Tipi Cezaevi

Mayıs 2018

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Anasayfa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Alparslan Kuytul Hocaefendi’den Gündeme Dair Analizler | Sayı 88

Ekonomideki dengelerin sarsıldığı şu günlerde Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin 2016 ve 2017…