Anasayfa Bölümler Şiir Zindandan Mehmed’e Mektup (Sayı 29)

Zindandan Mehmed’e Mektup (Sayı 29)

5 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Zindan iki hece, Mehmed’im lâfta!

Baba katiliyle baban bir safta!

Bir de, geri adam, boynunda yafta…

Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!

Kavuşmak mı? Belki… Daha ölmedim!

Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,

Kırmızı tuğlalar altı köşeli.

Bu yol da tutuktur hapse düşeli…

Git ve gel… Yüz adım… Bin yıllık konak.

Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!

Bir âlem ki, gökler boru içinde!

Akıl, olmazların zoru içinde.

Üst üste sorular soru içinde:

Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?

Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı, asıldı;

Kaydını düştüler, mühür basıldı.

Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.

Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;

Bahçeye diktiği üç beş karanfil…

Müdür Bey dert dinler, bugün ‘maruzât’!

Çatık kaş… Hükûmet dedikleri zat…

Beni Allah tutmuş, kim eder azat?

Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem…

Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;

Sayım var, Malta’da hizaya dizil!

Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!

İnsanlar zindanda birer kemmiyet;

Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;

Zift dolu gözlerde karanlık kat kat…

Yalnız seccâdemin yününde şefkat;

Beni kimsecikler okşamaz madem;

Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!

Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!

Dakika düşelim, senelik paydan!

Zindanda dakika farksızdır aydan.

Karıştır çayını zaman erisin;

Köpük köpük, duman duman erisin!

Peykeler, duvara mıhlı peykeler;

Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,

Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler…

Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!

Kanla dolu sünger… Beynimi içtin!

Sükût… Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;

Tek nokta seçemez dünyadan nazar.

Yerinde mi acep, ölü ve mezar?

Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?

Güneşe göç var kalan biz miyiz?

Ses demir, su demir ve ekmek demir…

İstersen demirde muhali kemir,

Ne gelir ki elden, kader bu, emir…

Garip pencerecik, küçük, daracık;

Dünyaya kapalı, Allah’a açık.

Dua, dua, eller karıncalanmış;

Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.

Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış…

Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;

İplik ki, incecik, örer boşluğu.

Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;

Karanlığında nur, yeniden doğuş…

Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!

Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!

Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!

Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Necip Fazıl Kısakürek

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
  • Aldırma, Yürü… | Sayı 77

    Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma… Kimin geldiği …
  • Davamız Hak Yolumuz Hak | Sayı 72

    Bu dünya pazar yeridir, siyah saçlar satan gelsin Rahatını terk eyleyip ömrüne gam katan …
  • Dua Sayı | 72

    Yeni bir rahmet iklimi, Allah’a yakınlaşmanın zamanı İmanımızdan gelen heyecanla yaptığım…
  • Alparslan Hocam | Furkan Nesli Dergisi | Sayı 70

    Kaldır şehadet parmağın emrinde binler yürüsün Korkak namert Düşmanların lidere bağlılık …
  • Yoruldum Demeyeceksin! | Sayı 68

    Yorulmak yok, kardeşimÜmmet bu haldeyken, yoruldum demeyeceksin.Senin dinin, senin davan z…
  • Büyük Mahkeme’de | Sayı 66

    Bakma sen… Yeryüzünün fitneyle dolduğuna, Cehaletin bu kadar cesaret bulduğuna; Bakma sen&…
Kategoriden Daha Fazla: Şiir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Bu Sene Hedefimiz: Manevi Gelişim | Sayı 78

İslam Medeniyetini kurmak ve beklenen Öncü Nesil’i yetiştirmek adına çilesine talip olduğu…