Anasayfa Bölümler Öncü Şahsiyetler Ümmü Umare (R.anha) (Sayı 24)

Ümmü Umare (R.anha) (Sayı 24)

14 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Gazalarda Gösterdiği Cesaret Ve Kahramanlıklarıyla Meşhur Kadın Sahabi

Bütün hayatı, âdetâ şeref tablolarıyla doludur. Akabe’de Efendimiz’e beat edip Medine’ye davet etmesi… Bütün aile efradıyla İslam’ın emrine girmesi… Peygamberimizin önünde Uhud’u göğüslemesi; en babayiğitlerin önünde şecaatini sergilemesi… Tesettür ayeti nazil olunca, fiilen cihada iştirak edememe üzüntüsüyle sarsılması… Yalancı peygamberler döneminde, yeniden sahneye çıkıp, Yemame’de savaşarak kolunu ve oğlunu orada bırakıp geriye dönmesi. Kısacası imanın lezzetine ererek, onurlu ve izzetli bir ömrün hikayesi…

Ümmü Umare radıyallahu anha Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e Akabe’de ilk beat eden Medineli iki hanım sahabiden biridir. Savaş meydanlarında gösterdiği kahramanlıklarıyla tanınan, iki oğluyla ve kocasıyla birlikte Uhud’da müşrik oklarına karşı Efendimizi korumak için canını ortaya koyarak düşman önünde çarpışan ve bu örnek tavrı ile Peygamberimiz’in iltifatlarına, dualarına mazhar olan fedakâr bir hanım sahabi…

Ümmü Umare radıyyallahu anha’nın hayatına bakınca, bir müslüman kadının davası için neler yapabileceğini ve hatta yapması gerektiğini görüyoruz. Kuluna aziz ve şerefli bir emaneti teslim eden Rabbimiz, erkek kadın ayırt etmeden hepsini bu göreve namzet kılmıştır. O halde müslüman bir kadının davası için yapmayacağı- yapamayacağı bir şeyi yoktur. Bize zor gelen bir emir, bizden öncekilere de zordu elbette… Ancak onlar zorluk karşısında zaafa düşmemiş ve her dem yola azimle devam etmişlerdir. İşte bu vasıflarıyla en güzide örnekliği sergilemişlerdir.

Asr-ı Saadette kadın olmak… Hem bir eş, hem bir anne hem de davasına adanmış ve bağlılığını her ortamda sergilemiş cesur bir mü’mine olmak… Onlar öyle yüklenmişlerdi ki davayı ve öyle hissetmişlerdi ki emaneti omuzlarında, gün olmuş savaş meydanlarında yer alarak, yaralıları tedavi etme ve askerlere ok ve yay taşıma görevi üstlenmişlerdi.

Ümmü Umâre tam da bu anlatılanları örnekleyen bir hanımdır. Uhud savaşı’na eşi Zeyd bin Âsım, oğulları Habib ve Abdullah (radıyallahu anhum) ile birlikte katılmıştır. Askerlere su dağıtmak ve yaralıları sarmak vazifesiyle katıldığı savaşın en şiddetli bir anında, Rasulullah’a saldıran bir müşriği atından aşağı düşürüp öldürmüştür. Bu durumu Ümmü Umare şöyle anlatır: “Gündüzün başlangıcında Uhud’a vardım. Halk ne yapıyor bir bakayım dedim. Yanımda bir kırba ve içinde su vardı. Rasulullah’ın yanına kadar gittim. Kendisi, o sırada ashabı arasında bulunuyordu. Bu zamanda Müslümanların savaş üstünlüğünü hâlâ devam ediyordu. Derken savaş kızışmaya ve Müslümanlar dağılmaya başladı. Ben de o esnada, Rasulullah’ın yanına vardım. Çarpışmaya koyuldum. Kılıçla, okla müşrikleri Rasulullah’tan uzaklaştırmaya çalıştım ve o esnada yaralandım. Rasulullah’ın yanında on kişi kalmamıştı. Ben, oğullarım ve kocam, Rasulullah’ın önünde çarpışıyor, müşrikleri ondan uzaklaştırıyorduk. Rasulullah, benim yanımda kalkan bulunmadığını gördü. Yanında kalkan bulunanlardan birisine: “Ey kalkan sahibi kalkanını çarpışana bırak” dedi. Bırakınca, onu Rasulullah aldı. Ben de Rasulullah’dan alıp onunla korundum.”

Görüyoruz ki Ümmü Umare katıldığı savaşta, Allah Rasulü’ne kendisini siper etmiş, aleyhissalatu vesselam’ı canı pahasına korumuş, hatta çeşitli yaralar almıştır. Bu benim işim değil, bu kadar erkek varken ben kadın halimle ne yapabilir ki dememiş, madem ki kimse yok; o halde ben varım diyerek gücü yettiğince Peygamberimizi korumaya çalışmıştır.

Ümmü Ümâre’nin oğlu Abdullah İbni Zeyd radıyallahu anh Uhud Savaşı’nda yaşananları şöyle anlatır: “Uhud günü sol kolumdan yaralanmıştım. Beni hurma ağacı gibi upuzun bir adam vurmuştu. Rasulullah anneme: “Yarasını sar” buyurdu. Anam yanıma geldi. Yanında yaraları sarmak için bulunan hazır bezlerle yaramı sardı. Rasulullah durmuş bana bakıyordu. Annem, yaramı sardıktan sonra; “Kalk yavrucuğum! Müşriklerle çarpış” dedi. Bunun üzerine Rasulullah: “Ey Ümmü Umâre! Senin katlandığın, dayanabildiğin şeye, herkes katlanabilir, dayanabilir mi?” buyurdu. Efendimizin söylediği sözü yineliyor ve soruyoruz; hangi anne savaş meydanında can perisini yaralı gördüğü halde, yarasını sararak; ‘ haydi yavrum, haydı kalk ve savaş… Davamız için, Allah için kalk da savaş!’ der?

Bu denli fedakârlığına rağmen bir gün Peygamberimiz’e gelerek şöyle der Ümmü Umare: ‘Ey Allah’ın Rasulü her şeyi erkekler için görüyorum. Hiç bir şekilde kadınların zikredildiğini görmüyorum.’ Bunun üzerine şu ayet nazil olur. “Doğrusu erkek ve kadın müslümanlar, erkek ve kadın mü’minler, boyun eğen erkekler ve kadınlar, doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır.”1

Ümmü Ümâre Uhud’un haricinde, Hudeybiye, Hayber Umret-ül-Kaza, Huneyn ve Yemâme gazalarına da katılmıştır. Hatta Yemame Savaşı’na katıldığında hemen hemen elli iki yaşındaydı. Bu savaşta birçok yara alan Ümmü Umâre kolunun birini kaybetmiş ve tedavisi ile ordu komutanı Halid bin Velid bizzat ilgilenmiştir. Bu mübarek hanımım kâfire karşı korkusuzca savaşını Halid bin Velid, Peygamberimiz’in dilinden şöyle ifade eder: “Rasulullah’tan duydum, buyurdular ki: “Uhud Savaşı’nda ne tarafa baktımsa hep Ümmü Umare, hep Ümmü Umare’yi gördüm.”

Görüyoruz ki; İslam’ın hâkim kılınmasında kadınlara düşen görev ve mesuliyet en az erkeklere düşen görev ve mesuliyet kadardır. Bazı hususlar istisna, diğer tüm emirlere aynı oranda muhatabız. Peygamber döneminin hanımları, bunun en mühim örneğidir. Onlar bir yandan ev hanımlığı yapmış, bir yandan evlatlarını İslamî terbiye ile yetiştirmiş ama en önemlisi bu ümmetin öncü hanımları, öncülerin anneleri olma şerefini üstlenmişlerdir.

Bugün müslüman kadın olarak bize düşen vazife de aynıdır. Davamız için ne yapmamız gerekiyor ise yapmalı ve görevimizi şerefimiz bilip, kendimizden başlayarak tüm ailemizi, toplumun tüm hanımlarını ve çocuklarını İslam ile tanıştırmalı ve bu davanın bir neferi yapmalıyız.

Rabbimiz davası için mücadele eden tüm Müslümanlardan, hassaten kendisini yâd ettiğimiz Ümmü Umare’den razı olsun ve bizleri de bu gaye için çalışan ve ölen kullarından eylesin…

1) Ahzab,35 Tirmizî, Tefsir,

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Gülhan Kaynarpınar
Kategoriden Daha Fazla: Öncü Şahsiyetler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Değişmeyen Çizgisiyle Furkan Nesli| Sayı 61

Mayıs 2011’de “Bismillah” diyerek yayın hayatına başlayan Furkan Nesli Dergisi, misyon ve …