Anasayfa Bölümler Denemeler TBMM’nin Açılması Sonrasında Yaşananlar | Sayı 72

TBMM’nin Açılması Sonrasında Yaşananlar | Sayı 72

13 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Son yıllarını savaşlarla geçiren, her şeyini yitirmiş fedakâr Anadolu halkını, o zamanın kötü şartlarına rağmen, “Hilafet ve Saltanatı kurtarmak” gibi yaldızlı sözlerle meclis oluşumuna ikna çalışmaları yapılmıştı.

Valinin organizesiyle 21 Nisan’dan itibaren Kur’an ve hatim okunmaya başlanmış, 23 Nisan’da Cuma namazından önce halk sel gibi Hacı Bayram Veli Cami’sine akmaya başlamıştı. Minarelerden okunan salâvat-ı şerif, o günkü manevi havayı bütün cihana duyurur gibiydi. Ankara’ya intikal etmiş olan bütün milletvekilleri camiye gelmişti. Hutbede o günün ehemmiyetinden bahsedildi. Namaz sonrasında daha önce okunan Kur’an-ı Kerim hatimlerinin duası yapıldı.

Buhari-i Şerif okunması ise Meclis’e bırakıldı. Namazdan sonra sancak çıkarıldı ve kafilenin önüne geçirildi. Bu arada sancağın yanında, Sinop Milletvekili Hoca Abdullah Efendi, üzerine yeşil örtü açılmış bir rahlenin üzerinde Kur’an-ı Kerim ve sakal-ı şerif taşımaktaydı. Yol boyunca devamlı tekbirler getiriliyordu. Bu şekilde Meclis binası önüne gelindi. Burada kurbanlar kesildi dua edildi. Bu duaya bütün milletvekilleri ve halk heyecanlı bir şekilde “amin” diyorlardı. Meclis’te herkes yerini aldıktan sonra yine hocaların bir kısmı hep bir ağızdan nakarat halinde dua ve ayetler okuyorlar, bir kısmı da Buhari-i Şerif kıraatinde bulunuyorlardı. Bu arada Hacı Bayram Veli Türbesi’nden alınan sancak ve rahle üzerinde getirilen Kur’an-ı Kerim ile Peygamber Efendimizin sakal-ı şerifi de kürsüye konmuştu.

Pek çok İslami öğenin kullanılıp göz boyamalarının sonucunda halk rahatlatılarak, meclis cuma gününe tesadüf eden 23 Nisan 1920’de Ulus’ta açıldı. Meclisin adı ilk önce ‘Millet Meclisi’ iken, İstanbul Meclisi üyelerine ek olarak seçilen temsilciler nedeniyle “genişletilmiş meclis” anlamında, Büyük Millet Meclisi adı benimsenmişti. 1921’de “Türkiye” kelimesinin eklenmesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi adı resmileştirilmişti. Son oturumunu da 15 Nisan 1923’te yapmıştı.

Ne Vaat Edildi Ne Oldu…

Meclisin açılış aşamasında Osmanlı hükümeti, ismi var cismi yok şekilde İstanbul’da varlığını hâlâ sürdürmekteydi. Meclis açılış gününde, sultan ve halife olan VI. Mehmet’e bağlılık yemini etmiş ancak uygulamada İstanbul’daki iktidardan tamamen bağımsız olmuştu. 1 Kasım 1922’de aldığı kararla Osmanlı Devleti’ne son verilmişti. Saltanatın kaldırılmasıyla yeni devletin nihai biçimi olan Cumhuriyetin, 29 Ekim 1923’te İkinci Meclis tarafından ilan edilmesiyle sadece halifeliğin devam ettirilmesi yönünde karar alındı. Halifeyi seçme hakkı ise doğrudan Meclis’in eline geçirildi. Abdülmecid, Meclis tarafından halife olarak atandıktan kısa bir süre sonra, 407 yıldır devam eden halifelik makamı, 3 Mart 1924’te kaldırıldı.Bu iki tarih arasında TBMM, yasama, yürütme ve yargı yetkilerini tek elde toplayan bir ihtilal meclisi görünümü sergilemiştir.

Dualarla Açılan Bİr Meclİsten, Dİnİn Saf Dışı Bırakıldığı Zamanlara Gelİndİ
Kurbanlar ve dualarla göreve başlayan ilk meclis Anadolu’nun her kesimini bünyesinde barındırıyordu. Görünürde İslam yansıtılsa da giderek dinin kötü görüldüğü hatta tamamen saf dışı bırakıldığı zamanlara gelinmişti. “İrticacı” yaftasıyla hocalar meclise alınmaz olmuştu. Davasına adanmış halkın fedakârlığıyla kurulan devletin yeni sahipleri, kendi evlatlarını bitirmeye başlamış; İstiklal mücadelesinde ter ve kan döken, karşılık beklemeden emek harcayan hocalar, şeyhler ya suikastla yok edilmiş ya da sürgüne gönderilmişti.

İkinci Meclise Alınmadılar

Cumhuriyetin ilanından sonra ikinci meclisin oluşturulması ilk meclis kadar asil olmamıştır. Meclise girecek milletvekilleri arasında kıyasıya bir rekabet baş göstermiştir.
Birinci Meclis’in hoca ve şeyhlerinden olan Erzurumlu Yeşilzâde Mehmet Salih Efendi, hem mülkiye rüştiyesini bitirmiş hem de özel dersler almış, Şer’i hukuk ve ceza muhakemeleri usulü okumuş, on beş yıl öğretmenlik yapmış, Milli mücadeleye hem parasıyla hem de emeğiyle hizmet etmişti. İlk mecliste Erzurum Milletvekili iken ikinci meclise alınmamıştı. Sonraki yıllarda siyasetle alakadar olmamasına rağmen 1925 yılında İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmış ve beraat etmişti. Ancak öğretmenlik yapması yasaklanmıştı…
Milli Mücadele’nin ateşleyicilerinden,şair, vaiz, öğretmen ve hafız olan Mehmet Akif Ersoy gazete ve cami kürsülerinde istiklal mücadelemizin sesi olmuştu. Meclis’in “İrşat” yani MEB komisyonu başkanıydı.İstiklal Marşı’nı yazarak milli marşımızın müellifi olarak gönüllerdeki yerini almasına rağmen 2. meclise alınmadı.

Akif’i İstiklal Marşı’nı yazmaya ikna eden Hasan Basri Çantay da ilk dönem milletvekillerimizden, değerli bir ilim adamıydı. Meal çalışmasıyla çok önemli görevlerden birini ifa etmişti. Ama O da Mehmet Akif ve diğer değerli âlimlerimiz gibi 2. Meclise alınmadı.

Tehlikeyi Fark Eden Bediüzzaman…

Bediüzzaman Said Nursi için, 9 Kasım 1922 Perşembe günü Meclis’te resmî bir “karşılama merasimi” düzenlenmişti. Millî Mücadele’de İslam’ın zaferine çok sevinmiş olmasına ve kendisinin sıcak bir şekilde karşılanmasına rağmen bir süre sonra üzücü bir tabloyla karşılaştı. Mecliste bulunan mebusların çoğu, dinî vecibelerini yerine getirmede gevşek ve lakayt bir tutum sergiliyorlardı. Bu durum karşısında çok endişelendi. Zira Ankara’ya gelmesindeki asıl maksadı, Kur’an ve İslam şeriatını esas alan bir hükümetin tesisi için çabalayan idarecileri tebrik ve teşvik etmek; onları bu yönde cesaretlendirmekti.

Türk milleti, İslam’ı ve Müslümanları imha etmek isteyenlere karşı savaşmış, İlahi yardıma mazhariyetle düşmanlarını mağlup etmişti. Artık yeni bir dönem başlıyordu. Bu yeni cumhuriyet, İslam Medeniyeti’nin canlanmasına ve İslamiyet merkezli yeniden yapılanmaya hizmet eden bir vasıta olmalıydı. Böylece bu memleketi, İslam dünyasının merkezi ve İslam dünyası için bir dayanak noktası haline getirmek için bütün imkânların seferber edilmesi gerekiyordu. Mecliste sergilenen tabloda, sadece dine karşı lakaytlık yoktu. Ayrıca, ateist fikirlerin propagandası da yapılıyordu. Bu tabloyu Said Nursî “1338’de Ankara’ya gittim. İslam Ordusu’nun Yunan’a galebesinden neşe alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içinde, gayet müthiş bir zındıka fikri, içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessasâne çalıştığını gördüm. ‘Eyvah’ dedim. ‘Bu ejderha imanın erkânına ilişecek!” diyerek anlatır. Böylelikle meclis içerisinde kendisine verilmek istenilen görevleri kabul etmeyerek reddetmiştir.

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Denemeler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

وَقْفُ الفُرْقَانِ لِلتَعْلِيْمِ وَالْعَمَلِ الْإِسْلَامِيِّ

تَأسَّسَ وَقْفُ الفُرْقَانِ بِتَارِيْخِ 22 / 11 / 1994 م ، وَاعْتِبَارَاً مِنْ تَأْسِيْسِه…