Anasayfa Bölümler Seçme Siyasi Makale Susmak ya da Hakkı Söylemek İşte Bütün Mesele… | Sayı 62

Susmak ya da Hakkı Söylemek İşte Bütün Mesele… | Sayı 62

15 dakika ortalama okuma süresi
1
0

Konuşmak, tüm varlıklar içinde sadece insanlara bahşedilmiş bir nimettir… Konuşulması gereken zaman ve zeminlerde susmak veya susturanlara boyun eğmek, sadece ahlâkî bir problem değil, aynı zamanda Allah’ın gazabına uğramaya vesiledir.

İçte ve dışta yaşanan haksızlıklar, alenî hak ihlâlleri, güçlülerin zayıfları ezmesi, hukuk maskesi altında sergilenen keyfilikler, her türlü gasp ve yağma, zulmün yaygınlaşması, mazlumların göz yaşları gibi konularda susmak, bu fiillerle işlenen zulme ve günahlara ortak olmak anlamına gelir. Zira Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, zulme meyletmenin, yani hafif bir eğilim göstermenin bile, zulmun ateşinde yanmak anlamına geldiğini buyurmaktadır. (Hud Suresi, 113. Ayet) Yine başka bir ayette, “Ve öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz,masumları da yakar.“(Enfal, 25)

Zalimlerin zulmü niçin masumları da yaksın? diye düşünülebilir. Çünkü masum dediğimiz insanlar, o zulme rıza göstermişlerdir.

Peki, yaşanan hak ve hukuk ihlâllerine, her türlü baskı ve sindirmeye karşı insanlar nasıl tepki gösterecek? Bunun da cevabını Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) veriyor: “Bir kötülük gördüğünüz zaman, onu elinizle düzeltin, buna gücünüz yetmezse, dilinizle düzeltin, buna da gücünüz yetmezse, kalbinizle buğzedin. Zaten bu da imanın en düşük derecesidir” (Müslim, İman, 78) … Hz. Peygamber, bir başka hadisinde bizzat bu meseleye açıklık getiriyor: “Allah indinde en büyük ve en sevgili sadaka: İnsanların hak üzerine konuşmasıdır.Hak üzerine konuşmak, hakkı siyanet etmek(korumak) herkese vacip ise de,ilim adamlarına farzdır.”
Yüce kitabımızda, birçok ayette mü’minlere sabır emredilmiştir…
Ne var ki, Emevilerle beraber, saltanatla yönetilen müslüman topluluklarda, İslâm’ın esas aldığı “sabır” çoğunlukla yöneten elitler tarafından anlamından ve bağlamından saptırılarak kitleleri susturma ve sindirme aracı olarak kullanılmıştır. Halbuki, Allah, insanların canını, malını ve ırzını kutsal saymış ve bunları korumak ise farz kılınmıştır. Bunlara saldırı olduğu zaman susmak, sineye çekmek yani bu konuda sabır göstermek sabrın haram olan kısmındandır. Yaygın bilinen şekliyle “ırz” sadece insanın cinsî varlığını değil, insanın bütün manevi varlığını, yani şeref, haysiyet, hürriyet ve bir bütün olarak şahsiyetini ifade etmektedir.

Peygamberimiz’in “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” şeklindeki hadisi tam da sabrın haram olan kısmını ifade ediyor …

Alimlerin serdarı Hz.Ali, “Haksızlık önünde eğilmeyiniz , çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.” derken şerefli bir insanın takınması gereken tavrı tarif ediyordu.

Tarih boyunca bir çok islâm alimi, gücü ellerinde bulunduranlarla girdikleri mücadelede, hayatlarından vazgeçmişler ama vakar ve haysiyetlerinden taviz vermemişlerdir.

Nitekim, asrımızın büyük alimi Bediüzzaman Hazretleri, onu birçok makam ve imkan vadederek râm olmaya, boyun eğmeye davet eden muktedirlerin tekliflerini “ben ekmeksiz yaşarım ama hürriyetsiz asla” diyerek red ediyordu.
Unutmayalım ki, haksızlık sadece şahsımıza yapıldığı zaman haksızlık değildir. Esas fazilet, başkasına haksızlık yapıldığı zaman buna suskun kalmamaktır. Haksızlığa uğrayan Müslüman olur, gayrimüslim olur, ateist olur; sağcı olur, solcu olur; Türk olur, Kürt olur; Sünnî olur, Alevî olur, hiç farketmez.
Haksızlığa uğrayan insanların hakkını savunmak, onlarla aynileşmeyi de gerektirmez. Olup bitenlere karşı duruş sergileyenlerin, ortaya karşıt görüş koyan herkesin “hain“, “terör yandaşı“, “paralelci“, “yabancı güçlerin maşası” gibi yaftalarla yaftalanması,itibarsızlaştırmaya yönelik bir algı operasyonudur… Konuşan bir toplumda sosyal ve siyasî patlamalar olmaz. Esasen susan veya susturulan toplumlarda patlama olur. Fikir sıkışması gaz sıkışmasından daha tehlikelidir. Fikirlerde isabet olur veya olmaz, bilenlerin konuşması, yönetenler açısından da büyük bir şanstır…

Elbette kanunların suç saydığı fiilleri kim işlemişse işlesin, adil işleyen yargı onun yakasına yapışsın. Hak yerini bulsun. Ama ne kadar rahatsız edici olursa olsun, sadece düşünceyi serdetme, insanların mahkeme kapılarında sürünmesine sebep olmasın…

İtidale, teenniye, yumuşak sözle uyarıya, yapıcı eleştiriye, nezâket ve zerâfetten zerre kadar taviz vermemeye, özetle müspet hareket etmeye sonuna kadar “evet” ama susmaya, pısmaya, kaba söze, küfre, hakârete, şiddete, seyirci kalmaya, “bana nasılsa dokunmuyor, bana ne“demeye sonuna kadar “hayır” demeliyiz.

Bir ülkede, farklı görüşlerin hür bir tartışma ortamında ifade edilmesi, hatta farklı görüşlerin medeni bir şekilde çatışması, hem demokrasinin gereği hem de gerçeğin ortaya çıkması için çok önemlidir. Eskiler, “Müsademe-i efkârdan barika-i hakikat doğar“. (Fikirlerin çatışmasından,”gerçek” denen parıltı doğar.) derken tam da bunu kastediyorlardı.

Eflatun, “bilirken susmak, bilmezken konuşmak kadar çirkindir.” diyordu. Eğer bir ülkede cahiller, şarlatanlar, bütün mecralarda yer tutup kir pas neşrettikleri halde, alimler, aydınlar, yazanlar, ozanlar susmayı tercih ediyorsa, bu durum hiç mi hiç hayra alamet değildir. Geçen yıl, ileri yaşlarda kaybettiğimiz şaire Gülten Akın‘ın “Havada Kar Kokusu” isimli şiirindeki şu dizeleri, bu durumu ne kadar da güzel anlatıyor:

“Buralarda Sus sus sus sus sustan başka bir ses duyulmuyor
Yazanlar, ozanlar, kardaşlar, niye, biz ölmüş müyük“ …

Türkçe’nin bülbülü Yunus Emre, hakkı, hakikatı haykırması, feryat etmesi gerektiği halde susmasını telkin edenlere adeta isyan ediyordu:
“Behey Yunus, sana, söyleme derler;
Ya ben öleyim mi söylemeyince.” …

Fuzulî “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” diyordu. Varsın Fuzulî’nin söyledikleri çağdaşlarına tesir etmesin. Ancak aradan asırlar geçmesine rağmen Fuzulî’yi kalıcı kılan söyledikleri değil midir?…

Kendi acısını hissetmek biyolojik bir özelliktir. Bu özellik bitkilerde, hayvanlarda da vardır. Ancak başkalarının acısını hissederseniz insan olursunuz…

Albert Einstein, son yıllarında etrafında olup biten olumsuzluklardan dolayı fazlasıyla ızdırap duymuş ve ciddi bir karamsarlığa kapılmıştır. Ona göre, “Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; kötülük yapanlar yüzünden değil, durup seyredenler ve sesini çıkarmayanlar yüzünden.” …

“Beni kötülerin zulmü değil; iyilerin sessizliği korkutuyor.” diyen Martin Luther King de aynı şeyi ifade ediyordu.
Çağımızın önemli devlet adamı ve düşünürü Aliya İzzetbegoviç, diyor ki, “Bir zulmü engelleyemiyorsanız , en azından onu herkese duyurun.“…

İnsanoğlu, yeter ki yanlışın ve zulmün karşısında; iyinin, mazlumun ve doğrunun yanında olsun. Sonuç arzu edilen şekilde olur veya olmaz, bu çok önemli değil. Siz hiç olmazsa insanlığa ve Allah(c.c)’a karşı vazifenizi yerine getirmiş oluyorsunuz. Sefer hazırlığı yapan Harzemşahlar devletinin ünlü sultanı Celalettin Harzemşah‘a etrafı “Sultanım, siz muzaffer olacaksınız.” deyince cevabı şu olur. “Ben sefere memurum, zafere değil. Ben harp sanatının gerektirdiği tüm hazırlıklarımı yapar sefere çıkarım ama zafer Allah’tandır.”

Biz, bu dünyada da öteki alemde de yapamadıklarımızdan dolayı değil, yapabildiğimiz halde yap madıklarımızdan sorumlu değil miyiz? Vesselam…

25 Nisan 2016

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Seçme Siyasi Makale

1 Yorum

  1. […] Susmak ya da Hakkı Söylemek İşte Bütün Mesele… | Sayı 62 22 Haziran 2016 […]

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

وَقْفُ الفُرْقَانِ لِلتَعْلِيْمِ وَالْعَمَلِ الْإِسْلَامِيِّ

تَأسَّسَ وَقْفُ الفُرْقَانِ بِتَارِيْخِ 22 / 11 / 1994 م ، وَاعْتِبَارَاً مِنْ تَأْسِيْسِه…