Anasayfa Bölümler Sayılar 21.yüzyılda Furkan Olmak (Sayı 37) Sünnetin İslâm’daki Yeri – Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe (Sayı 37)

Sünnetin İslâm’daki Yeri – Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe (Sayı 37)

15 dakika ortalama okuma süresi
0
0

İslâm dininin birinci temeli Kur’an-ı Kerim’dir. Sünnet ise ikinci esası teşkil eder. Kur’an’a göre sünnetin konumuna gelince; Sünnet, Kur’an’ın açıklayıcısıdır. Mücmel ifadelerini tafsil, müşkilini izah eder, mutlakını takyid, umumunu tahsis eder. Kısaca değinilen hususları açar. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Biz sana da Kur’an-ı indirdik, tâ ki insanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın ve tâ ki onlar da düşünüp anlasınlar.”1 Başka bir ayette ise; “Şüphesiz ki sen dosdoğru yola iletmektesin. (O) yol göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın yoludur. Dikkat edin! İşler sonunda Allah’a döner.”2

Hz. Peygamber, Kur’an’ın ayetlerini bazen sözleriyle, bazen davranışlarıyla, bazen de her ikisiyle birlikte açıklardı. Nitekim şu ayette geçen “zulüm” kelimesini “şirk” olarak tefsir ettiği kaydedilmiştir. “İman edenler ve imanlarına zulüm karıştırmayanlar, işte güven onlarındır ve hidayet üzere olanlar da onlardır.”3 Buhari’nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber: “Ben nasıl namaz kılıyorsam siz de öyle kılın” buyurmuştur. Müslim, Ebu Davud ve Nesaî’nin rivayet ettikleri diğer bir hadiste ise Efendimiz Veda Haccı sırasında şöyle buyurmuştur: “Hac menasikini alınız. Zira bu haccımdan sonra bir daha hac yapabileceğimi sanmıyorum” hadisin diğer bir varyantında ise: “Hac menasikini benden alınız” buyurmuştur.

Sünnetin Kur’an-ı Açıkladığına Örnekler

Allah-u Teâlâ âyet-i kerimede; “Namazı kılın, zekâtı verin”4 buyurmuştur. Ancak namazın ne rekât sayılarını, ne nasıl kılınacağını, ne de vakitlerini açıklamadığı gibi farzlarını, sünnet ve vaciplerinden ayrı olarak da zikretmemiştir. Bütün bunları Hz. Peygamber’in sünneti izah etmiştir. Aynı şekilde Kur’an, zekâtın ne zaman vacip olacağını da belirtmemiştir. Ayrıca nisap miktarını, zekât olarak verilecek birimi ve nelere zekât düşeceğini de belirtmemiştir. Bütün bunları yine sünnet belirgin olarak ortaya koymuştur. Buna benzer sayısız örnekler verilebilir. Öyle ki eğer sünnet, Kur’an’ı açıklamasaydı birçok husus bize kapalı kalır, onu anlamamız güçleşirdi. Sahabe ve Tâbiun bu gerçeğin farkındaydılar.

İbnu’l Mübarek, İmran b. Husayn’nın: “Siz bazı hadisler rivayet ediyorsunuz ki; aslını Kur’an’da göremiyorum” diyen bir adama şöyle dediğini rivayet eder: “Sen ahmak bir adamsın, sen Allah’ın kitabında, öğle namazının dört rekât olup kıraatin onda açıktan olmayacağını bulabiliyor musun? Sonra İmran b. Husayn adama sıra ile namaz, zekât ve benzeri hususlarda aynı tarzda sorular yönelterek sonunda, sen bütün bunları Allah’ın kitabında açık bir şekilde görebiliyor musun? diye sorduktan sonra şöyle der: “Allah’ın kitabı bütün bunları kapalı bırakmış, sünnet ise bunları açıklığa kavuşturmuştur.”

Rivayete göre Mekhul da şöyle demiştir: “Kur’an’ın sünnete olan ihtiyacı, sünnetin Kuran’a olan ihtiyacından fazladır.” İmam Ahmet de şöyle demiştir: “Sünnet Kur’an’ı açıklar ve izah eder.”

Sünnetin TeşrÎ’de (Yasama) Müstakil Olması

Sünnet teşrîde bazen müstakil olur. Bir kadınla halası veya teyzesini birlikte nikâhlamanın haram oluşu, süt kardeşliği sebebiyle getirilen evlenme yasakları, azı dişli vahşi hayvanlarla yırtıcı pençeli kuşların etlerinin haram oluşu, deniz ölüsünün helal oluşu, bir şahit ve yeminle yetinerek hüküm vermek gibi sünnetin Kur’an’a ziyade olarak getirdiği hükümler buna örnek olarak verilebilir.

Sünnetin Delil Oluşu

Kendilerine itibar edilen bütün âlimler sünnetin dinde delil oluşunda ittifak etmişlerdir. İster beyan sadedinde olsun, isterse müstakil hüküm getirsin bu böyledir. İmam Şevkâni bu konuda şöyle der: “Sünnetin delil oluşu ve hüküm koymada müstakil oluşu dînî bir zorunluluktur. Buna ancak İslâm’dan nasibini almayan kimseler muhalefet ederler. İmam Şevkâni bu hususta haklıdır. Çünkü sünnetin delil olduğuna sadece Hariciler ve Râfizîler itiraz etmişlerdir. Bunlar Kur’an’ın zahirine sarılıp sünnetleri ihmal ederek sapıtmış ve saptırmışlar, doğru yoldan ayrılmışlardır.

Kur’an ve sabit olan sahih sünnet, Hz. Peygamber’den sadır olduğu tespit edilen her şeyin delil olduğuna dair pek çok hüküm ihtiva etmektedir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız onu Allah’a ve Rasulüne götürün.”5 Meymun b. Mihran ayetteki ‘Allah’a götürmek’ten maksadın, O’nun kitabına başvurmak, ‘Peygambere götürmek’ ise sağlığında bizzat kendisine, ölümünden sonra da sünnetine başvurmak olduğunu söylemiştir.

Bu konuda pek çok hadis vardır. Bunlardan birisi Ebu Davud’un Sünen’inde Mikdad bin Madi Kerib’ten rivayet ettiği Hz. Peygamber’in şu hadisidir: “Biliniz ki bana Kur’an ve beraberinde bir misli verilmiştir. Haberiniz olsun ki; yakın bir gelecekte (mal ve mevki ile mağrur olan) bir takım ahmak kimseler çıkıp koltuklarına yaslanarak şöyle diyecekler: “Size düşen Kur’an’a sarılmaktır. Onun helal dediğini helal, haram dediğini de haram sayınız.” İmam el-Hattâbî “Bana kitap ve beraberinde bir misli verildi” ifadesinin iki manaya geldiğini söyler. Birincisi yani zahir, metluv vahy ile birlikte kendisine gayri metluv olan bir vahy verilmiştir. İkincisi; Kur’an kendisine, okunan bir vahy olarak verilmiş, onun açıklaması olarak da bir misli daha verilmiştir. Yani Hz. Peygamber’e kitabı açıklama yetkisi verilmiştir. (Bu yetkiye dayanarak) has (özel) ifadeleri ta’mim (genelleştirme), genel olanları da tahsis (özelleştirme) ediyor. Kitap’taki kapalı ifadeleri açıklayarak zâid hükümler getirebiliyor. Böylece sünnetin kabulü ve kendisiyle amel etmenin mecburiyeti aynen tilavet olunan Kur’an gibi oluyor.

Buradaki “mal ve mevki ile mağrur ahmak kimseler” ifadesi ile Hz. Peygamber, Kur’an’da zikredilmeyen sünnete muhalefet etmekten sakındırıyor. Ki Hârici ve Râfizîler bu kanaate sahip olmuşlardır. Bunlar Kur’an’ın zahirine sarılıp onun açıklamasını içeren sünnetleri terketmişler, böylece şaşkına dönüp sapıtmışlardır.

“Koltuğuna yaslanarak” ifadesiyle de Bunların lüks ve konfor içerisinde evlerine yapışıp kalan kimseler olduklarını, ilmi asıl kaynaklarından almadıklarını kastediyor.

Bu hadis aynı zamanda Hz. Peygamber’in bir mucizesine delalet etmektedir. Nitekim ilk devirlerde olduğu gibi son asırlarda da hadisleri bırakıp Kur’an’la yetinmek gibi kötü bir davayı savunan gruplar ortaya çıkmıştır. Bunların maksadı dinin yankısını yıkmaktır. Sen dinin tamamını yıkmak da diyebilirsin. Çünkü sünnet saf dışı bırakıldığı zaman, şüphesiz bu ümmetin Kur’an’ın pek çok ayetini anlayamamasına, Allah’ın muradının ne olduğunu idrak edememesine yol açacaktır. Sünnet reddedilip Kur’an da anlaşılmadığı zaman vay İslâm’ın haline…*

• Yazarın “Sünnet Müdafası” kitabından alıntı yapılmıştır.

1- Nahl, 12

2- Şura, 52-53

3- En’am, 32

4- Nur, 56

5- Nisa, 59

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: 21.yüzyılda Furkan Olmak (Sayı 37)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Bu Sene Hedefimiz: Manevi Gelişim | Sayı 78

İslam Medeniyetini kurmak ve beklenen Öncü Nesil’i yetiştirmek adına çilesine talip olduğu…