Anasayfa Anasayfa Silahlara Dönüş (Sayı 52)

Silahlara Dönüş (Sayı 52)

15 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Maalesef kara bulutlar yaklaşıyor ve Türkiye, yaklaşan fırtına(lar) için en çok ihtiyacımız olan birlik ve beraberlikten bir hayli uzakta… Kaptanlık ve sakinleştiricilik yapması gerekenler ya fırtınadan habersiz ya da ondan medet ummakta…

SARAY VE HÜKÜMET CEPHESİ

Devlet cephesine Saray, yani Cumhurbaşkanlığı hâkim. Hükümetin bu konuda söz hakkı yokmuş gibi bir tablo ortaya çıkıyor. Saray ise izahı çok güç açıklamalar yapıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan Hükümet-HDP ve Öcalan arasında bin bir güçlükle sağlanan ve hemen hemen her aşamasından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın haberdar olduğu Dolmabahçe Mutabakatı’nın gerçekte var olmadığını söyledi. Oysa ki İçişleri Bakanı Efkan Ala ve Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın Dolmabahçe Sarayı’nda Başbakanlık ofisinde, Türk bayrağı önünde HDP’li vekiller ile ilan ettikleri deklarasyon hepimizin gözü önünde. O günlerde Erdoğan, Dolmabahçe Mutabakatı’nın olmadığını değil, bu mutabakatı onaylamadığını, hoş görmediğini söylüyordu. Bugün ise aslında böyle bir mutabakatın hiç olmadığını iddia ediyor…

Erdoğan bununla da yetinmiyor ısrarla HDP ile terör örgütü PKK arasındaki bağa vurgu yapıyor… HDP’nin meşruiyetini tartışmaya açıyor, aslında bir siyasi parti değil, terör örgütünün legal görünümlü illegal şubesi olduğunu ima ediyor.

Hatırlayacaksınız, Erdoğan seçimlerden hemen önce ısrarla ‘Kürt sorunu’ diye bir sorunun olmadığını, artık böyle bir sorunun kalmadığını da iddia etmiş ve PKK’nın silah bırakmasına kadar yapılacak bir şey kalmadığını iddia etmişti… Erdoğan gibi işi Öcalan ile pazarlığa kadar götürmüş bir siyasinin ‘Kürt sorunu diye bir şey yoktur’ diyebilmesi şoke edicidir. Cumhuriyet tarihinde ‘Kürt sorunu’ ifadesini ilk kez bu kadar güçlü bir şekilde dile getiren kendisi olduğu halde insanları şoke edercesine tam tersi bir ifadeyi kullanması işin içinde iş olduğunun bariz bir kanıtıdır aslında…

Daha çok MHP’den duymaya alıştığımız bu ve benzeri çıkışların Çözüm Süreci’ni fiilen bitirdiğini söylemek mümkün. Erdoğan, Çözüm Süreci’nin mimarı olarak adeta cenaze törenini de üstlenmiş görünüyor…

SEBEP SEÇİMLER Mİ?

Bir görüşe göre Erdoğan, AK Parti oylarındaki düşüşten dolayı Çözüm Süreci’ni sorumlu tutuyor. Buna göre MHP ve HDP’nin oyları 2014 sonbaharından bu yana artarken AKP oylarını hem Kürtler hem de Türkler arasında kaybediyor. İşte Erdoğan’ın bu nedenle milliyetçi oylara oynadığı söyleniyor. Eğer AKP, CHP ile bir koalisyon kurar ise MHP dışarıda kalarak sert muhalefet yapacak. Muhalefetinin temelini ise hiç şüphesiz terör ve Kürt sorunu oluşturacak. Yani milliyetçi oylar artan bir hızla MHP’ye akmaya devam edecek. En azından Saray’ın hesapları bu yönde… İşte deniyor ki, ‘Cumhurbaşkanı bu nedenle süreci bitiriyor ve daha milliyetçi bir söyleme kayıyor.’

DENİZ BİTTİ Mİ?

Bir diğer yaklaşıma göre ise Çözüm Süreci zaten bitmişti, gidilecek mesafe kalmamıştı. Buna göre, süreçte atılacak adım kalmayınca ve örgüt, süreç sayesinde güçlenince Erdoğan kanadı süreci bozmaya çalıştı.

Şahsi kanaatim de Çözüm Süreci’nin teknik ve içi dolu bir süreç olmaktan ziyade daha çok hayal tacirliği ve zaman kazanmak olduğu yönündedir. İnsanlar, barışa öylesine susamışlardı ki Çözüm Süreci’nin büyük vaatlerini daha ilk günden satın aldılar. Daha çok reklama dönük olan Akil Adamlar gibi icatlar da Sürecin kolay benimsenmesine katkı yaptı.

Ancak Çözüm Süreci, dediğimiz gibi daha çok bir zaman kazanma ve Türkiye içindeki silahlı PKK güçlerinin Suriye’ye kayması şeklinde gerçekleşmiştir…

Türkiye, Süreç namına bölgeyi adeta boşalttı, güvenlik güçleri PKK’nın üzerine gitmedi… Saha PKK’ya terk edildi… Böylece örgüt Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da güçlenirken paralel bir devlet örgütlenmesine gitti, asayiş birimleri oluşturdu, mahkemeler, örgüte adam toplayan sözde askerlik şubeleri ve vergi daireleri oluşturdu. Tüm bunlar devletin gözü önünde oldu ama kimsenin kılı kıpırdamadı. Hatta PKK öldürülen militanları için sözde şehitlikler oluşturdu, törenle bunları açtı, heykeller dikmeye kalktı. PKK üniformaları ile her yerde görülen militanlar sıradan görüntülere dönerken, Öcalan fotoğrafları ve PKK’nın sözde bayrağını her gösteride sallamak serbest oldu. Tüm bunlar Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde yaşandı…

Çözüm Süreci PKK’nın çok işine yaradı. Örgüt, silahla elde edebildiği kazanımları silahsız elde ederken, Türkiye’deki silahlı adamlarını Suriye’ye kaydırarak, Suriye’de devlet benzeri bir siyasi yapılanmanın çekirdeğini oluşturmaya başladı.

Türkiye’yi panikleten ise geçtiğimiz yıl Amerikalıların ve Avrupalıların PKK’yı PYD üzerinden meşrulaştıran açıklamaları ve davranışları oldu. Batı’dan silah ve teknik eğitim yardımı alan PKK/PYD son dönemde tam anlamıyla ordulaşmaya ve devletleşmeye başladı. PKK, tarihinde ilk kez ağır silahlara ve zırhlı silahları vurabilecek gelişmiş silahlara kavuşmaya başladı.

PKK BÜYÜDÜKÇE BÜYÜDÜ

Böylece bizlerin birkaç yıl önce öngördüğümüz son gerçekleşmeye başladı. Türkiye, günü kurtarmak için örgütün silahlı adamlarını başka bir ülkeye, Suriye’ye atarak aslında sorunu ötelemiş ama aynı zamanda da büyütmüş oldu…

İşte Erdoğan ve Hükümet, denizin bittiğini böylece gördü.

Son 1 yıldır ise ABD’nin Suriye’de ayrı bir Kürt Devleti için çalıştığını görmemek neredeyse imkânsız. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de ayrı bir Kürt Devleti için düğmeye basılmış durumda, ancak Hükümet bu gerçeği maalesef yeni yeni fark ediyor.

En kötüsü ise 6-7 Ekim olayları oldu. Devlet, Çözüm Süreci ile halkı yanına çekemediğini, PKK’nın istediği zaman sokakları karıştırabileceğini anladı. Başından beri belirttiğimiz üzere silahların gölgesinde yürütülen süreç, silahların şantajına maruz kaldı.

Erdoğan’ın süreçten kopmaya başlamasında bu anlattıklarımızın rolü çok büyük oldu.

SİLAHLARA DÖNÜŞ MÜ?

Sürecin en olumlu yönü hiç şüphesiz Türkiye’de çatışmaların çok düşük bir seviyeye inmiş olmasıdır. Ayrıca Süreç, Kürt Sorunu’nda iyimserliği de arttırmıştır. Nitekim HDP Eşgenelbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın; “Demokrasi ile silah yan yana olamaz” deyip PKK’nın silahları bırakmasını talep etmesi devrim niteliğinde bir çıkıştır. Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz üzere HDP kendi haline bırakılsa Kürt Sorunu’nda silahsız bir temsilciye sahip olabilirdik ve Sorun’u çözmek PKK yerine HDP ile daha kolay olabilirdi. Ancak daha önce de söyledik, HDP’nin yaşamasına ne PKK ne de AKP izin vermeyecek gibi durmaktadır. Nitekim Suruç’tan sonra da gördük, HDP’nin yükselişinin önü bilinçli olarak kesiliyor ve HDP’nin buna direnebilmesi çok zor.

22.07.2015

Alıntı

Sedat LAÇİNER

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Anasayfa

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

وَقْفُ الفُرْقَانِ لِلتَعْلِيْمِ وَالْعَمَلِ الْإِسْلَامِيِّ

تَأسَّسَ وَقْفُ الفُرْقَانِ بِتَارِيْخِ 22 / 11 / 1994 م ، وَاعْتِبَارَاً مِنْ تَأْسِيْسِه…