Anasayfa Bölümler Makale Sancı: Bir Ümmetin Uyanışı (Sayı 2)

Sancı: Bir Ümmetin Uyanışı (Sayı 2)

9 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Size ne oluyor ki Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi, halkı, zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katında bir yardımcı yolla!’ diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğruna savaşmıyorsunuz?”1

“Yaratmak da emretmek de Allah’a aittir.”2

Sancı, kulun Rabbinin kendine yüklemiş olduğu görevin farkında olarak yerinde durmaması, çalışmalarını arttırması ve sürekli hareket halinde olmasıdır. Sancı imanın sonucu, hareketin ise başlangıcıdır. Bu sebeple, İslam ümmetini yeniden diriltecek olan, tıpkı ilk nesil gibi sancılı, yerinde duramayan, dünyada olup bitenlerden kendisini sorumlu hisseden bir neslin yetişmesidir. Sancı beraberinde hareketi getireceğinden, bu mesele üzerinde kafa yormak ve bu meseleyi anlamaya çalışmak, hareketi ve hizmeti anlamak açısından önemlidir.

Allah (c.c.) Peygamber Efendimize “Kalk ve uyar.”3 buyurdu. Hz. Peygamber (s.a.v.) ise bu emri yerine getirmek için o kadar çaba sarf etti ki, bunun üzerine diğer bir ayet-i kerime indi: “Onlar iman etmeyecekler diye neredeyse kendini kahredeceksin.”4 Böylece Peygamberimizin (s.a.v.) tebliğ anlayışı ile Allah (c.c.) bize dünyaya ne için geldiğimizi gösterdi. Sancılı peygamberimizin hiç durmadan çalıştığını gören eşi Hz. Hatice: “Biraz dinlensen olmaz mı ey Allah’ın Resulü?” diye söyleyince şöyle karşılık vermişti Efendimiz: “Dinlenme devri bitmiştir artık ey Hatice.”5 Böylece kendisi bu sancıyla dinlenme devrini Allah’ın “Kalk ve uyar” emirleri ile bitirmiş, O’nun ilk takipçisi olan seçkin sahabe nesli de aynı şekilde peygambere uymuşlardı. Hayatlarını hareket ile süsleyen bu nesil tarihe örnek, seçkin sahabe nesli olarak geçti.

Sancı aynı zamanda şahsiyet ile de ilgilidir. İlk neslin içerisinden çıkmış olduğu Arapların, peygamber efendimiz (s.a.v.)’in gönderildiği dönemlerdeki şahsiyet ve ahlaklarına baktığımız zaman zulme boyun eğmediklerini, inandıkları değer uğruna hayatlarını ortaya koyacak kadar fedakâr olduklarını görürüz. Allah (c.c.) işte kendilerinde bu gibi ahlak ve karakterler bulunan kimselere Peygamber Efendimize arkadaş olma ve kendinden sonra gelecek nesillere örnek olma şerefini bahşetmiş ve Kur’an’da bu nesli övmüştür.6Onlara baktığımızda okyanuslara vardığı zaman atını dizginleyip “Eğer bu deniz karşıma çıkmasaydı Allah’ın dinini hâkim kılmak üzere yoluma devam ederdim.” diyerek Allah’ın hakkını idrak edip yollara düşmüş adalet sahibi komutanlar görmekteyiz. Onları bu düşünceye sevk eden sancıları, onlara bu sancıyı veren de adalet duyguları ve imanlarıdır.

Batı toplumu, sözde insanlığın sorunlarına çözüm getirmeye çalışmaktadır. Şirkin üzerine kurulu olan bu toplum, kendisi sorunun kaynağı olduğu halde insanlığın sorunlarına nasıl çözüm getirebilir? Onların denedikleri yanlış çözüm yolları sebebi ile insanlık asırlardır zulmün pençesinde kıvranmaktadır. Allah (c.c.) ise, yeryüzünde cereyan etmekte olan her hadiseden kendimizi sorumlu hissetmemizi bize emretmektedir. Buyurmaktadır ki: “Size ne oluyor ki Allah yolunda ve ‘Rabb’imiz bizi, halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla’ diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz.”7 Böylece bizi, kendimizi mesul hissetmeye ve yerimizde oturmamaya davet etmektedir. Rabbimiz “Allah’ın yardımıyla nice az topluluklar çok topluluklara galip gelmiştir.”8 buyurarak bize moral vermekte ve başarı için sayımızın azlığına değil, gayretimize, sancımıza, ihlâsımıza bakmamız gerektiğini ifade etmektedir. Batı medeniyeti her ne kadar şu anda yeryüzünde hâkim olup, çıkarmış olduğu maddi ve manevi sorunların çözümü zor da olsa, sancılı nesillerden oluşmuş, birlikte hareket etme kabiliyetine sahip İslam ümmeti bu sorunları çözmeye muktedirdir. Batı medeniyetinin ortaya çıkarmış olduğu sorunları ancak bu ümmet dirilerek çözebilir. Dirilmek ve diriltmek için dünyanın her yerinde çaba sarf eden mü’minler, bu dirilişin öncüsü olacaktır.

İmam-ı Şafii (r.a.)’nin ifade etmiş olduğu gibi “Hak ile meşgul olmayanı batıl istila eder.” Hakkın taraftarı olarak gayret göstermek, Rabb’imizin bize yüklediği bir görev, aynı zamanda imanın da bir gereğidir. “Bugün asıl yapılması gereken nedir?” diyerek kendimize sormalı ve onun gereğini yerine getirmeliyiz.

1- Nisa: 4; 75

2- Araf: 7; 54

3- Müddesir: 74; 2

4- Şuara: 26; 3

5-Tarih-i Taber,i c3, s69, S

6- Al-i İmran: 3; 110

7- Nisa: 4; 75

8- Bakara: 2; 249

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Yakup Şahin
Kategoriden Daha Fazla: Makale

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Ramazan ve Yükseliş | Sayı 62

Kullarının günahlarını affetmek için tevbe kpısını daima açık tutarak tevbe etmeleri için …