Anasayfa Bölümler Alıntı Yazılar Sahabenin Sünnete Verdiği Önem (Sayı 38)

Sahabenin Sünnete Verdiği Önem (Sayı 38)

14 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Sünnetin teşride müstakil olmadığını savunanların ileri sürdükleri şöyle bir hadis vardır: “Size benden bir hadis gelirse Allah’ın kitabı ile karşılaştırın. Ona uygun düşerse alın, muhalif olursa terk edin.” Hadis imamları ve uzmanları bu hadisin, hadisleri saf dışı bırakmak gibi kötü emellerine erişebilmek için zındıklar tarafından Peygamber’e iftira edilerek uydurulmuş bir haber olduğunu açıklamışlardır. Bazı imamlar bu hadisi Kur’an’a arz etmiş ve şöyle demişlerdir: “Biz bu hadisin kendisini Allah’ın kitabına arz ettik, bizzat onun Kur’an ayetlerine ters düştüğünü gördük.” …Rasul size ne verdiyse alınız, neyden yasakladıysa kaçınınız…”1, “…De ki eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin…”2, “…Kim Rasule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur…”3

Görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim bu hadisi yalanlamış ve reddetmiştir.

Bazı müsteşrikler ve sömürgelerine alet olan bazı yaverleri sönüp gitmiş olan bu çirkin iddiayı yeniden hortlatmaya teşebbüs etmişlerdir. Ancak Allah-u Teâlâ eskiden bu düşünceyi savunanlara karşı hakkı savunacak ve hilelerini kursaklarında bırakacak kimseler var ettiği gibi şimdi de bunu yapacak kimseler hazırlamıştır. “…Kâfirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez…”

Sahabenin Hadis Ve Sünnete Verdikleri Önem

Sünnetin dindeki yeri ve Kur’an-ı Kerim’deki konumu dolayısıyla sahabiler Hz. Peygamber’in hadislerine son derece büyük önem vermişlerdir. Kur’an’a gösterdikleri özeni ona da göstermiş, onu lafzı ya da manasıyla ezberlemiş ve anlamışlardır. Sünnetin maksat ve gayelerini kendilerine has Arap selikasıyla Hz. Peygamber’den duydukları sözler, müşahede ettikleri davranışlar ve hadislerin vürud sebepleriyle birlikte idrak etmişlerdir. Bu konuda anlayamadıkları bir müşkülle karşılaştıklarında Rasulullah’a sormuşlardır.

Sahabiler Allah’ın vahyini ve Hz. Peygamber’in sünnetini işitmeye o kadar büyük ehemmiyet vermişler ki, bunu münavebeli olarak takip etmişlerdir. Buhari Sahih’inde Hz. Ömer Radıyallahu Anh’dan şöyle bir rivayette bulunur. “Medine’nin yüksek bir semti olan Umayye b. Zeyd oğulları mahallesinde1 (otururken) ensardan bir komşum vardı. Rasulullah’ın meclisine sırayla bir gün o, bir gün de ben giderdik. Ben gittiğim vakit o gün gelen vahiy ve diğer şeyleri ona bildirirdim, o gittiği zaman aynı şeyi o bana yapardı.”4

Sahabiler böylece dünya ve ahiret menfaatlerini birleştirmişlerdir. Ne dinleri onları dünyalarından ne de dünyaları dinlerinden alıkoymuştur.

Biz biliyoruz ki Kur’an ve sünnet ilim ve âlimlerin fazileti ile doludur. Yine biliyoruz ki sahabe sünnetin, dinin ikinci aslı olduğunu biliyor, Rasulullah’ı kendi nefislerinden çok seviyor, onu dinlemekten büyük bir manevî haz duyuyorlardı. Konuştuklarının vahiy ürünü olduğuna inanıyorlar, ondan işittikleri şeyleri iman ve takva için bir gıda ve bunun cennete giden bir yol olduğuna kanaat ediyorlardı.

Bütün bunlardan biz sahabenin sünnet ve hadisleri dinlemeye ne kadar düşkün olduklarını tasavvur edebiliyoruz. Onların bu durumu apaçık bir gerçektir.

Sahabe sünnetin bütün insanlara tebliğ edilmesi gereken bir din olduğunu bildikleri için buna azamî derecede itina göstermişlerdir. Hz. Peygamber de çok defa şu sözünde olduğu gibi onları buna teşvik ederdi: “Benim sözlerimi işitip, öğrenen ve onları işittiği gibi başkalarına aktaranın Allah yüzünü ağartsın. Çünkü nice söz kendisine sonradan ulaşan kimseler vardır ki; onu bizzat işitenden daha iyi kavrarlar.”5

Hz. Peygambere bir heyet geldiği zaman onlara Kur’an ve sünneti ve onlara bunları iyi öğrenip başkalarına ulaştırmalarını tavsiye ederdi. Buhari’de geçtiğine göre Abdu’l Kays kabilesi temsilcilerine şöyle tavsiye etmiştir: “Bunları iyi belleyin ve buraya gelmeyenlere bildiriniz.” Başka bir rivayette “Hemşerilerinize dönün ve bunları öğretin”6 buyurmuştur.

Hz. Peygamber onlara sürekli şu hadisi telkin ediyordu. “Her kim ilmi gizlerse kıyamet gününde ağzına ateşten, bir gem vurulur.” Bunun için sahabe sünnetleri muhafaza etmeye lafzı veya manasıyla ezberleyip tebliğ etmeye oldukça önem vermişlerdir.

Hz. Peygamber Döneminde Hadis Yazımının Yasaklanması

İki sebepten dolayı hadisler Hz. Peygamberin döneminde tedvin edilmemiştir:

Birincisi: Yazım âletlerinin fazla miktarda bulunmayışı ve sahabenin kıvrak zekâlarına ve ezberleme gücüne olan güven.

İkincisi: Hz. Peygamber’in yalnız Kur’an’ın yazılıp, hadislerinin yazılmasını yasaklayan bir emrinin mevcudiyetidir.

Müslim, Sahih’inde Ebu Said el-Hudri’den Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Kur’-an’ın dışında benden işittiğiniz hiç bir şeyi yazmayın, her kim böyle bir şey yazdıysa onu imha etsin.” Bunun için selef ulemasından bazıları hadislerin yazılmasını hoş karşılamamışlardır.

Hz. Peygamber’in yazılmasını yasaklamasının, bazılarının onları Kur’an’la karıştırmaları endişesinden kaynaklandığı açıktır. Ya da özellikle ümmî olan insanların Kur’an’ı bırakıp hadislerle meşgul olmalarını önlemek içindir. Veya bu yasak sadece hafızasına güvenenler içindir. Ancak okuma-yazma bildiğinden dolayı Kur’an ve Sünneti birbirine karıştırmasından emin olunan kimse veyahut duyduğunu unutmaktan ya da iyi muhafaza etmekten korkan kimsenin yazmasında bir mahzur yoktur. Hz. Peygamber’in bazı sahabilerin hadis yazmasına müsaade ettiğine delalet eden haberleri bu şekilde yorumlanabilir.

Ebu Davud, el Hâkim ve başkaları Abdullah b. Amr b. As’dan şöyle rivayette bulunmuşlardır. “Rasulullah’a dedim ki: “Ey Allah’ın Rasulu senden duyduğum her şeyi yazabilir miyim?” Rasulullah: “Evet” dedi. Ben: “Sâkin halinizde iken de kızgın halinizde iken de mi?” diye sordum. Rasulullah “Evet, benim her halimde de benden haktan başka bir şey sâdır olmaz.” buyurdu.

Buhari de, Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’dan şöyle bir rivayette bulunmuştur. “Rasulullah’ın ashabı içerisinde Abdullah b. Amr b. As hariç benden daha fazla hadis bilen hiç kimse yoktu. Çünkü o duyduğu hadisleri yazardı ben ise yazmazdım.” Abdullah gibi olanlar Kur’an ve hadisi karıştırmaktan emin olunan kimselerdir.

Bazı âlimler hadislerin yazılmasına izin veren haberlerin yasak getiren hadisleri nesh ettiği görüşündedirler. Çünkü yasaklama İslâm’ın ilk dönemlerine tesadüf eder ki bu zamanda ashabın Kur’an’ı bırakıp hadislerle uğraşmaları veya Kur’an dışındaki bazı şeyleri ona karıştırmaları endişesi söz konusuydu. Daha sonraları bundan emin olununca yasaklama kaldırıldı. Nesh görüşünü destekleyen hususlardan birisi de izne dair bazı hadislerin sonraki tarihlere rastlamasıdır. Nitekim yazmaya dair hadisin ravisi olan Ebu Hureyre hicretin 7. yılında müslüman olmuş, Ebu Şah olayı ise Mekke’nin fethedildiği tarih olan hicri 8. senesinde vuku bulmuştur.

Her hâlükârda Rasulullah’ın dönemi bittiğinde sahabe arasında hadis yazanların sayısı pek fazla değildi.7

Devam Edecek…

1. Haşr, 7

2. Al-i İmran, 31

3. Nisa, 80

4. Sâkinlerine izafeten bu semte bu isim verilmiştir.

5. İmam Şafii ve Beyhaki

6. İbn-i Hacer el-Askalani, Fethu’l Bari

7. Prof. Dr. Muhammed Ebu Şehbe, Sünnet Müdafaası, Rehber Yayınları: 1/ 61-64.

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Alıntı Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

BÖYLE Mİ OLMALIYDIK? | Güncel | Sayı 91

Bangladeşli grafiker Morshed Mishu, dünyanın birçok noktasında savaş mağduru çocuklarınhak…