ORTADOĞU SATRANCI VE TÜRKİYE | Sayı 58

9 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Uluslararası ilişkiler sıklıkla satranca benzetilir. Çünkü, tıpkı satrançta olduğu gibi, uluslararası ilişkilerde de sadece kendinize değil, aynı zamanda rakibinizin hamlelerine de odaklanırsınız.
Rakibinizin o anki hamlesini anlamanız ve ona göre davranmanız yetmez, bir sonraki, hatta ondan da sonraki hamleyi tahmin etmeniz hayatidir. Satranç ustaları birçok hamle sonrasını hesap edebilirler, uzun vadeli bir plana göre hareket ederler, asla anlık oynamazlar. Eğer oyunu anlık hamlelerle götürmeye kalkarsanız, aldığınız bir piyon karşılığında vezirinizi kaybedebilirsiniz.
Uluslararası ilişkileri satrançtan daha zor kılan ise rakip sayınızın birden fazla oluşudur. Aynı anda çok sayıda oyuncunun gerçek niyetini okumanız ve birkaç hamle sonrasını tahmin etmeniz gerekir… Dış politikada bir diğer püf noktası ise dostlarınızın sayısını arttırmak, düşmanlarınızın sayısını ise azaltmaktır…

TÜRK DIŞ POLİTİKASI

Haftalık Economist dergisi en son sayısında Türkiye özel eki verdi ve orada Soğuk Savaş’tan bu yana Türk dış politikasının incelendiği bir makale yayınladı…
…Derginin son 5-6 yıla ilişkin tespiti çok dramatik. Buna göre Türkiye son 5-6 yılda Ortadoğu’da çok ‘toy’ bir aktör gibi davrandı; öyle hatalar yaptı ki bu hataları yeni kurulmuş devletler bile yapmadı. Ne yazık ki derginin bu tespitlerine katılmamak mümkün değil…
Türkiye son yıllarda Ortadoğu’da kendisine kurulan her türlü tuzağa düşüyor, akıldan çok sanki duygularıyla, daha çok da öfkesiyle hareket ediyor…
Büyük bir kızgınlıkla ayağa kalkan Türkiye, diğer aktörlerin bir sonraki hamlesini çok da düşünmeden çoğu kez zararla yerine oturuyor. Suriye politikası, Mısır politikası, İsrail politikası, İran ve diğer ülkelerle ilişkileri, Arap Baharı politikası vs. bu tespiti defalarca doğruladı.
The Economist diyor ki “Türkiye, sorun yaşayan komşularına akıl hocalığı yapmak yerine fazlaca toy, müsamahakâr ve inatçı davrandı. Ama en önemlisi bölgenin her an tutuşmaya hazır karmaşık yapısını tam olarak kavrayamadığını gösterdi.” Bu tespitlere bir de aceleciliği, kolaycılığı, rakipleri hafife almayı da eklemek gerekir. Oysa ki dış politikada aceleye yer yoktur…
Türkiye’nin geçtiğimiz Kasım ayında SU 24 tipi Rus uçağını Türk sınırlarını 10-15 saniyelik bir ihlal neticesinde düşürmesi tam da bu ‘toyca’ yaklaşımın bir ürünüdür… Düşürülen Rus uçağı daha ilk günden itibaren söylediğimiz gibi Rusya’ya büyük yararlar sağlarken Türkiye’nin elini kolunu bağladı. Türkiye, bir uçak düşürdü, bunun sonucunda Suriye hava sahası tamamen Türkiye’ye kapandı.

Nitekim krizden sonraki bir basın toplantısında Rusya lideri Vladimir Putin, “Suriye’de artık S-400 hava savunma sistemlerimiz var. Türkiye eskiden Suriye’nin hava sahasını sürekli olarak ihlal ediyordu. İsterse, buyursun şimdi de etsin.” Hiç şüphesiz bu sözler bir tehdittir, ama içi dolu bir tehdittir… Türkiye de işin ciddiyetini anladı ve bu sözlerden sonra Suriye üzerinde bir tek uçak bile uçuramadı. Krizden bu yana Suriye hava sahası Türkiye için adeta yasak bölge…
Uçak krizi sayesinde Rusya, Suriye’ye daha fazla yerleşti, en etkili füzelerini bölgeye getirdi ve Suriye topraklarında yeni askeri üsler kurmaya başladı.
Kısacası, Rus uçağı Türkiye için bir yemdi… Rusya, Suriye’yi kendi hava sahasına çevirdi… Dahası Rusya, bu krizden yararlanarak Türk liderleri IŞİD ile işbirliği yapan, kirli işlere bulaşmış siyasiler olarak gösterdi ve bunda başarılı da oldu.

Özetle Rusya, Türkiye’yi çok iyi bir şekilde tahlil etti ve uzun vadeli planları çerçevesinde doğru adımlar attı. Türkiye ise rakiplerini düşünmeden, adeta boş bir arazide yürüyormuşçasına ani, plansız, istişaresiz ve sonunu düşünmeden adımlar attı, bunun da faturasını ağır bir şekilde ödedi, ödemeye de devam ediyor…
Bundan sonrasında ise Türkiye’nin Suriye’de bir savaşa çekilmek istendiğini görebiliyoruz. Eğer Türkiye, tepkisel ve duygusal davranmaya devam eder ise Suriye bataklığına en hazırlıksız şekliyle girmeye devam edecektir…

Sonuç olarak Ankara, artık dünyada sadece kendisi varmış gibi davranmaktan vazgeçmelidir. Başkalarının hamlelerini okuyamazsanız haklı olmanızın hiçbir kıymeti kalmaz. Önünüze kurulan tuzakları göremezseniz, yemleri birer birer yutarsanız neyi savunduğunuzun, ne söylediğinizin bir kıymeti kalmaz… Dış ilişkilerde haklı olmak kadar güçlü, akıllı ve sonuç alabilen bir ülke olmak da önemlidir.

Sedat LAÇİNER

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: İSLAM'DA Fikir Özgürlüğü ve Sınırları (Sayı 58)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

وَقْفُ الفُرْقَانِ لِلتَعْلِيْمِ وَالْعَمَلِ الْإِسْلَامِيِّ

تَأسَّسَ وَقْفُ الفُرْقَانِ بِتَارِيْخِ 22 / 11 / 1994 م ، وَاعْتِبَارَاً مِنْ تَأْسِيْسِه…