Anasayfa Anasayfa Önce En Yakınlarını Uyar! | Sayı 66

Önce En Yakınlarını Uyar! | Sayı 66

20 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Bu yazımızda davetçi için aile, yakın akraba ve yakın çevre desteğinin önemi, dolayısıyla bu kişilere davanın öncelikli olarak sunulması üzerinde duracağız.
Bu şekilde cemaatin fertleri olarak, senenin hedefi olan İlgilenme Senesi’nde kimlerden, nasıl başlayarak ilgileneceğimize geçmişten örneklerle de
bir nevi ışık tutmuş olacağız.

İmtihan dünyasındayız ve bize verilen ömür sermayesini tüketmekteyiz. Öyle bir imtihan ki içinde imtihanları barındırıyor. Mücadele, fedakârlık, sabır ve sebat isteyen, engelleri çok olan bu yolda sağlam dostluklar kurmak, dava kardeşleri edinmek ve sonuna kadar gidebilmek çok önem arz etmektedir. Yol kaygan ve engebeli olunca, davetçiyi yolun içinde tutacak, davaya, cemaate bağlılığını artıracak ve motivasyonunu üst düzeyde tutacak unsurlar ön plana çıkmaktadır. Bu unsurlar pek çoktur. Biz burada davetçi için; aile, yakın akraba ve yakın çevre desteğinin önemi, dolayısıyla bu kişilere davanın öncelikli olarak sunulması üzerinde durmak istiyoruz. Bu konunun önemi Kur’an-ı Kerim’de bazı Peygamber kıssaları ile de vurgulanmıştır:

Hz. Musa’nın Duası

“Allah dedi ki: Pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz…”1 ayeti, Hz. Musa Aleyhisselam’ın duasına verilen cevaptır. Musa Aleyhisselam bu duasını Mısır’dan kaçıp da sığındığı Medyen’de geçirdiği 8-10 senenin ardından Mısır’a dönüş yolunda kendisine Peygamberlik verildikten sonra ediyor. Allah Azze ve Celle kendisini iki mucize (âsâ ve yed’i beyda) ile destekleyip Fir’avun’a gönderince, Musa Aleyhisselam görevin büyüklüğünü anlamış, bu yolda kendisine yardımcı olması için kendisinden daha fasih konuşan, abisi Harun’u Allah’tan istemişti. Allah Celle Celaluhu duasını kabul etmiş, yukarıdaki ayetin de ifadesiyle bu durumun Musa’yı daha da güçlendirdiği, bileğini kuvvetlendirdiğini bildirmişti. Musa Aleyhisselam elbette ki Allah’ın kendisini daima gözetlediğini (beşikle Nil’e bırakılması ve sonra Fir’avun’un sarayında yetişmesi) biliyordu. Ancak yine de ailesinden bir yardımcı, bir dava yoldaşı istemiş, ismen de Harun Aleyhisselam’ı zikrederek nokta atışı dua etmişti. Tıpkı Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in “Allah’ım, şu iki adamdan -Ebû Cehil ve Ömer b. Hattâb’dan- Sana en sevimli olanı ile İslam’ı güçlendir.”2 duası gibi. Hz. Ömer gibi bir şahsiyetin kazanılması için yüz kere, bin kere dua edilmez mi? Evet, bizim bakışımız ve görüşümüz bir peygamberinki gibi olamaz. Görebildiğimiz ölçüde etrafımızdakilerden, hassaten de yakın çevremizden güzel hasletleri ve davayı yüklenme potansiyeli olanlar için ısrarla dua etmeliyiz. Bunu yalnızca dil ile değil, onlarla yakından ilgilenmek suretiyle (fiili dua ile) de göstermeliyiz. Sonuçta bilindiği üzere Harun Aleyhisselam Musa Aleyhisselam’ın yükünü paylaşmış, İsrailoğullarını eğitmede ve Fir’avun’la mücadelede en büyük destekçisi olmuştur.

Hz. Peygamber’İn, Akrabalarını Daveti

Önceleri gizli yürütülen davet çalışmaları, “Öncelikle en yakın akrabalarını uyar”3 ayetiyle farklı bir boyut kazanmış, açık davet safhasına geçilmişti. Artık dava bütün netliği ile Kureyş aşiretlerine anlatılacak, onlardan davaya katılanların desteğiyle büyümeye çalışacaktı. Bu emri gerçekleştirmek için bir kaç kez yemek organizasyonu ile en yakınlarına ulaşmayı amaçlayan Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir keresinde de Safa Tepesi’ne çıkarak Kureyş’e seslenmişti.

Burada en dikkat çekici nokta, davetçinin davasını ortaya koymadan önceki yaşantısıdır. Eğer yakın çevresinde güzel ahlakıyla ön plana çıktıysa daveti de o oranda tesirli olacaktır. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in davetine ilk etapta karşı çıktılar ve çeşitli sebeplerle kabul etmedilerse de hiç birisi O’nun ahlakına, yetimlere ve akrabalarına düşkünlüğüne, yardımseverliğine ve dürüstlüğüne söz söyleyemiyordu. Aile içindeki bireylerin, insanı adeta etten bir duvar gibi saran en yakınların davaya kazanılması ve davetçiyi desteklemesi, insanların davetçiye olan bakışlarını değiştirecek, ona ve davasına olan güveni perçinleyecektir. Hz. Peygamber kendisine vahyin ilk gelişini müteakip başından geçenleri hanımı Hz. Hatice’ye anlattığında hanımı tarafından desteklenmesi, kendisine moral verilmesi önemliydi. Sonrasında hanımının tavsiyesi üzerine yanına gittikleri Varaka Bin Nevfel’in, Peygamberimizi dinler dinlemez “Sen ahir zaman Peygamberisin” demesi, tereddüt etmemesi, “Sana Peygamberlik nasıl verilir?” dememesi, bu ve buna benzer durumlar Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ahlakının en yakınları tarafından tescilidir ve önemlidir. Bu örnek yaşantı ve akrabalarıyla olan sıkı bağı nedeniyle, akrabaları (Ebu Leheb hariç) Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i en zor zamanlarında bile yalnız bırakmayıp destek oldular. İlk zamanlarda akrabalarına yemek vererek davetini onlara açma isteğinde Ebu Leheb’in tüm engellemelerine mukabil Ebu Talib ve Peygamber Efendimiz’in halası Safiye, Peygamberimizden yana tavır takınmış, aile büyükleri olan Ebu Talib’in konuşmasıyla Ebu Leheb haricindeki herkes Peygamberi korumaya çalışmışlardı.

Ebu Leheb’in; “Kureyş’in diğer aileleri yanlarına bütün Arapları alarak üzerimize geldikleri zaman, onlara hangi güçle karşı koyacağız? Vallahi biz onlara ancak bir lokma oluruz” demesi üzerine, Ebu Talib ona sert bir şekilde “Ey korkak adam! Vallahi biz sağ oldukça O’na kimse dokunamayacak. Gerekirse savaşacak ve O’nu koruyacağız” dedi. Ebu Talib sonra Peygamberimiz’e dönüp, “Ey Yeğenim! Rabbine davet etmek istediğin zamanları bize söyle, silahlarımızla Seni korumak için hazır olalım”4 demişti. İşte bu sebepledir ki iki veya üç yıllık ambargo döneminde birçoğu iman etmediği halde, her türlü eziyete katlanmak pahasına Hz. Peygamber’in yanında durdular. Bu durum akrabalık bağının ne kadar kuvvetli bir bağ olduğunun, davetçi için maddi ve manevi bir destek olduğunun açık bir göstergesidir. Nübüvvetin 10. yılında en büyük iki destekçisini (Hz. Hatice ve Ebu Talib) kaybettiğinde Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in çok üzülmesi ve o seneye ‘hüzün yılı’ denmesi de bu desteğin önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Hz. İsa ve Havariler

Bir Peygamber düşünün. Kendisine ölüleri diriltme, anadan doğma körlerin gözünü açma, çamurdan kuş yapma (ve onun Allah’ın izniyle canlanması) gibi mucizeler veriliyor ama O, tüm bu donanıma rağmen Allah yolunda “Kim benim yardımcım olacak?” diyerek, havarilerinden söz istiyor. Aslında bir nevi etrafında insanlardan müteşekkil ama adeta etten bir duvar olacak dava kardeşlerini istiyor. Bu işin sorumluluğunu ve zorluğunu anlamış olan havariler de ‘Nahnu ensarullah’, ‘Biz Allah’ın yardımcılarıyız’ diye cevap veriyorlar. Demek ki bir kişi Allah’ın dinine yardım ederse Allah Celle Celaluhu (yardıma ihtiyacı olmadığı halde) sanki kendisine yardım etmiş gibi kabul edip, onu böylece şereflendiriyor. Tıpkı, Allah için bir kimseye borç vereni “Allah’a güzel bir borç verecek olan kimdir?”5 ayetinde tanımlaması veya “Eğer Allah’a (dinine) yardım ederseniz, Allah da size yardım eder, ayaklarınıza bu yolda sebat verir”6 manasında kullanılması gibi. İsa Aleyhisselam gibi büyük bir peygamber kendisine ‘ensar’ olacakları istiyor da bizler neden etrafımızdakilere bu gözle bakamıyoruz, onları bu davanın yardımcıları olmaları yönünde teşvik edemiyoruz?

‘Peygamberlerin davaya yardımcı olacak kişiler için dua etmeleri tevekkül anlayışına ters düşer mi?’ diye bir soru aklımıza gelebilir. Eğer öyle olsaydı, Allah’ın Rasulleri gibi üstün şahsiyetler böyle dua etmezlerdi, bu dualar bize örnek olarak sunulmazdı ve dahi Allah Celle Celaluhu dualarına icabet etmezdi. Bu durum, bize örnek olan Peygamberlerin de (ne kadar donanımlı olsalar da) beşer olduklarının göstergesi, aynı zamanda onların zamanında olduğu gibi tüm zamanlarda davanın yardımcılarına ihtiyaç duyulduğunun beşeri ifadesidir.

Efendimize ilk nazil olan surelerde “Elbiseni temizle”7 ayetiyle ilgili müfessirler davetçinin bedeni ve manevi kirlerden arınmasının kastedildiği üzerinde durmuşlardır. Ancak elbise insanı saran, en yakınında olan şey manasında düşünülürse, bu bir yandan zahiri manada davetçinin işe kendi ruhi ve bedeni temizliğiyle başlamasının yanı sıra, mecazen de kendisine bir elbise yakınlığında olan ailesini ve yakınlarını da ilahi hükümlerle temizlemesi manalarına gelir. Eğer böyle yapmazsa birer imtihan vesilesi olan eşi, çocukları ve çevresi bu yolda kendisine destek olacakları yerde köstek olurlar. Eşiyle birlikte mücadelenin içinde yer almayan kardeşlerimiz (erkek veya bayan) sürekli olarak eşiyle imtihan edilmekte, mücadelesinde istenilen düzeye gelmekte zorlanmaktadır. Buna mukabil ailesiyle işin içinde olan kardeşlerimiz faaliyetlere daha çok katılmakta, kendini bu yönden daha rahat hissetmektedir. Bu yönlerden bakıldığında “En yakınlarını uyar” ayetini daha iyi anlıyoruz. Tüm akrabaların meseleyi anlamasını ve işin içinde olmasını beklemek çok zor olmakla beraber, en azından bizi anlayacak, her zaman beraber hareket etmese de aile ve akrabalar içinde bizi destekleyecek, mücadelemize şahitlik yapacak kişiler olacak, bu kimselerin desteğiyle yabancıların da negatif tutumları bir nebze azalacaktır.

Sonuç olarak; davet görevine en yakınlarımızdan başlamalı, bire bir ilgi ile onların meseleyi anlamalarına gayret etmeli, ısrarla onlar için dua etmeliyiz. Böyle yapılırsa aile içinde ve yakın çevrede davanın yayılması noktasında sağlam temeller atılmış olur. Kendisini anlayan, yeri geldiğinde koruyup kollayan kişilerin varlığı davetçiye güven ve moral verir, böylelikle zor zamanlarda daha dik durmasına yardımcı olur. Rabbim bu davayı samimi ve gayretli insanların eliyle güçlendirsin, bizlere de bu yolda sabır ve sebat versin.

Âmin.

 

1 Kasas, 35
2 Tirmizî, Menâkıb, 18
3 Şuara, 214
4 Celaleddin Vatandaş, Hz. Muhammed (SAV)’in
Hayatı ve İslam Daveti, Cilt I, s.208
5 Hadid, 11
6 Muhammed, 7
7 Müddessir, 4

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Murat Gülnar
Kategoriden Daha Fazla: Anasayfa

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Türkiye’de İslamcılığın Tarihi Süreci | Sayı 77

Türkiye’deki İslamcılığın tarihi sürecini ve İslamcılık kavramının doğuşundan günümüze kad…