NEFSİN MERTEBELERİ-5 (Sayı 21)

13 dakika ortalama okuma süresi
0
0

NEFS-İ RÂDİYYE

Cüz’i iradeden külli iradeye, kesretten tevhide sığınan, sadece dilleri değil kalpleri dahi Haktan gelen emir ve nehiyleri sükûtla karşılayanların derecesidir. Kader rüzgârı ne yandan eserse essin gönül rahatlığıyla bütün hadiseleri göğüsleyenlerin, Allah’tan gelen her şeyi sevinçle karşılayanların derecesidir. Lütfu ve kahrı bir sayan, bela ve musibetler karşısında sabırdan öte şükürle karşılık veren, Hakkın rızasını talep yolunda karşılaştıkları çileleri rahmet kabul eden ve içtikleri zehri, tiryaka çevirenlerin derecesidir.

Nefs-i Râdiyye makamının sahipleri, her sabah namazın arkasından “Rab olarak Allah’a, din olarak İslam’a, Nebi ve Resul olarak da Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e razı oldum”1 duasıyla ümmetine rıza makamını isteten Efendimiz’in, Allah Azze ve Celle’den duyduğu hoşnutluğun başına O’nun Rab sıfatını alması gibi, Allah’tan Rab olarak hoşnut olanlardır. Bu makamın sahiplerinin imanın halâvetini duydukları bir hakikattir. Çünkü Efendimiz: “Kim Rab olarak Allah’a razı olursa, imanın tadını tadar”2 buyurmuştur. Bütün meselelerin çözüm kaynağı olan tevhid, rızanın da başlangıcı ve ilk merhalesidir. Her meselede Allah Azze ve Celle’yi tek ve hiçbir ortağı olmayan bir otorite olarak görmeyenler, hiçbir zaman imanın halâvetini tadamayacak ve ne Allah’tan razı ne de O’nun da onlardan razı olduğu kulların arasına giremeyeceklerdir.

Bir tek Allah’tan razı olup kavminin taptığı hiçbir ilahı tanımadığını söyleyen Halilullah makamının sahibi Hz İbrahim kavmine şunları söylemişti: “İşte o taptıklarınız benim düşmanımdır. Fakat sadece âlemlerin Rabbi dostumdur.”3 Bunları onlara tek adam olarak korkusuzca söylemişti. Çünkü hiçbir şeye karşı korkunun kalmaması rıza makamında olanların özelliğidir. Allah Azze ve Celle’nin Habibim diyerek en yüce şerefi verdiği Rasulullah da Allah dışında hiçbir ilahtan asla razı olmayacağını, “hiç olmazsa putlarımıza el sür” diyerek ilahlarına karşı en ufak bir tazimi bile bir ganimet olarak gören Mekke müşriklerine, yüreğindeki öfkesi taşacak konuma gelmesine rağmen daha şiddetli bir ihtar ile tehdit edilmeleri için sözü, şirki asla affetmeyen Allah’a bırakarak hızla oradan uzaklaştı. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle bir daha boy ölçüşmeye kalkışamayacakları ve ağızlarını mühürleyerek bir daha bu doğrultuda konuşamayacakları içeriğiyle şirke karşı meydan okuyan Kâfirûn Suresi’ni indirdi.

İbn Hafif: “Rıza; kalbin Allah’ın hükümleri ile sakinleşmesi, Allah’ın rızasını ve sevdiğini kabul etmesidir” der. Allah Azze ve Celle’den razı olmayı başarmış olanlar, daha kolayı olan Allah’tan gelen her şeye karşı elbette razı olacaklardır. Medine döneminde hüküm ayetleri bir bir inerek İslam medeniyetinin şekli meydana getirilirken, medeniyetin ruhunu daha evvel özümsemiş olan sahabi nesli hicretin dördüncü yılında nazil olan “Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve kısmet çekilen fal okları hep şeytanın işinden birer pisliktir, ondan kaçının ki kurtuluşa eresiniz”4 ayeti kerimesi ile içki haram kılındığında: “Artık içkiden ve kumardan vazgeçtik ya Rabbi!” diyerek teslimiyet gösterdi ve Allah’tan razı ve hoşnut olduklarını hükümlerine rıza ile göstermiş oldular. Hatta Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in görevlendirdiği tellallar Medine sokaklarında: “Haberiniz olsun ki, içki haram kılınmıştır” diye haber verdiklerinde bu emri duyan İslam medeniyetinin tüm dünyaya yayılmasında öncü bir rol üstlenen sahabe nesli, evlerinde bulunan bütün içkileri derhal dökmüşler ve dökülen içkiler Medine sokaklarında sel gibi akmıştır.

Her türlü muratlarından vazgeçerek Allah’ın isteklerini kendi isteklerine tercih eden bu güzide insanlar ulaşmış oldukları marifetullaha, bunun sonucu gelişen muhabbetullaha ve tanıyıp muhabbet duydukları Allah’a sonsuz güven duyarak ulaşmışlardır. Kulun Allah katında yüksek makamlara ulaşması imanın terakki bulması ile imanın terakki bulması ise ancak aşk ile olur. Bu sebepledir ki, ilk nesil Müslümanlarına on üç yıl boyunca marifet, muhabbet ve rıza eğitimi verilmiştir. O’nu tanıyan, tanıdıkça seven, sevdikçe O’nun yolunda mücadele veren Müslümanların her geçen gün çile ve sıkıntıları artıyordu. O yüzden Medine’de emredilen hükümler onlara hiç zor gelmemişti. Çünkü onlar daha zor olan katmerli çilelere sırf aşkla bağlı oldukları Allah için göğüs geren kimselerdi. Bir gün Rasulullah, “Ey Allah’ın Rasülü! Ben Allah’ı çok seviyorum” diyen sahabeye Allah’ı sevmenin bedelini “O halde musibetlere hazır ol!” diyerek ifade etmiştir. Râdiyye makamına erişen kul öyle çilelerle karşı karşıya gelir ki, benzeri diğer makamlarda görülmemiştir. Nimetin büyüklüğü bedelin büyüklüğünü beraberinde getirir. Büyük mükâfatların daima büyük mukavemet, sabır, sebat ve tahammüllerin ardından geldiği hep görülen bir gerçektir. “İnsanlar içerisinde en şiddetli iptilalara uğrayanlar peygamberlerdir. Sonra da onlara yakınlık derecesine göre diğer kimselerdir. İnsan dindarlığı ölçüsünde iptilalara maruz kalır”5 buyuran Efendimiz, insanların en şiddetli iptilalara uğramış olanıdır. Sahabe nesli için: “Sizin en hayırlılarınız, benim zamanımda yaşayanlarınızdır”6 buyruğunun bir sebebi de budur. “İman insanı insan eder. Belki insanı sultan eder” diyen çile insanı Bediüzzaman Said Nursî hazretlerinin sözünün derin manalarına bakıldığında, bu sözünden çileyi de kastettiği anlaşılacaktır. Nefs-i Râdiyye’ye ulaşan kutlu insanlar ne gelirse gelsin, Allah Azze ve Celle’den gelen her şey için muhabbetullaha ermiş Yunus Emre’nin: “Hoştur bana senden gelen. Ya gonca gül yahut diken! Ya hıl’atü yahut kefen. Kahrın da hoş, lütfun da hoş!” sözünü terennüm edercesine karşılayacaklardır. Ve bu makama eren kulların her sözü kalplerinden çıktığı için bir altın değerinde ve kalpten kalbe yol bularak tesir bırakmaktadır.

Rabbim tüm kardeşlerimi razı olan ve razı olunan kullarından eylesin. Âmin

1-Ebu Davud-Tirmizi

2-Müslim İman

3-Şuara 77

4-Maide 90

5-Tirmizi Zühd 57

6-Buhari Şehadet 9

Daha Fazla
  • Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

    Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

    “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında…” “Onların gerisinde yeniden dirilecekleri …
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
Yazardan Daha Fazla: Zeynep Karabacak
  • Cumhuriyet Dönemi’nden Bir Hatıra (Sayı 21)

    “Ömür çok kısa, arzu çok, yaşım 86, önümde dağlar kadar hizmet var. Ben ise henüz işin baş…
  • Böyle Bir Medeniyet Nasıl Ayakta Kalabilir! (Sayı 21)

    Onlardan gelen haberler ve istatistikî bilgilere dayanarak, Batı Medeniyeti’nin belli başl…
  • Aile Kavgaları (Sayı 21)

    Aile içerisinde zaman zaman kaçınılmaz hale gelen karı-koca kavgaları vardır. Ekonomik, so…
  • Osman Gazi’nin Vasiyeti (Sayı 21)

    Anadolu Selçuklu Devleti zamanında Ertuğrul Gazi önderliğindeki Kayı Boyu’nun Söğüt’e yerl…
  • ARILAR DÜNYASI (Sayı 21)

    Birbirinden farklı milyarlarca canlı yaratan Rabbimiz her canlının yaşam tarzı ve hayat si…
  • CENK MARŞI (Sayı 21)

    Ey sürüden arkaya kalmış yiğit Arkadaşın gitti haydi sen de git Bak ne diyor ceddi şehidin…
Kategoriden Daha Fazla: "Zalimler Yakında Nasıl Bir İnkılâpla Devrileceklerini Göreceklerdir." (Sayı 21)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…