Anasayfa Bölümler Maneviyat Köşesi NEFSİN MERTEBELERİ-1 (Sayı 17)

NEFSİN MERTEBELERİ-1 (Sayı 17)

12 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Son yüzyılda siyasi özgürlüğünü elde etmenin mücadelesini veren birçok İslam ülkesi olsa da, batı medeniyetinin hüküm sürdüğü her yerde hür insanlardan daha çok köleleşmiş insanlar yaşamaktadır. Çünkü batı medeniyetinde nefsî arzular kamçılanmakta bu ise insanları nefsin esareti altına almaktadır. Nefisleri hürriyete kavuşamayan insanlar ise Allah’a kulluğa değil, kula kulluğa sürüklenmektedir. İslam’a göre gerçek hürriyet nefsin hürleştirilmesidir. Kur’an ise nefisleri terbiye ederek hür insanlar meydana getirir. Bugün özgürlük için mücadele veren Müslümanlar, nefis eğitimine önem vermedikleri için hiçbir zaman gerçek hürriyete kavuşamamaktadırlar. Nefisleri eğiterek insanları kula kulluktan kurtaran Hz Peygamber ise inşa ettiği medeniyet ile hür insanların sayısını artırmıştı. Çünkü o, tebliğ ettiği davasını öncelikle kendi nefsinde tatbik eden ve insanların en çok yaşayanıydı. Hatta onu gören birçok kişi tebliğinden önce onun halinden etkileniyordu. Onun eğitiminden geçen sahabe nesli de böyleydi ve İslam medeniyetini bu insanlar meydana getirmişlerdi. Oysa ideolojik hareketlerin liderleri dahi davalarını sadece savunmakla yetinmişlerdir. Bu sebeple bunların birçoğu hayata dahi geçirilemeden, bir kısmı da kısa bir süre sonra çökmüştür. İşte Peygamberî hareketlerle ideolojik hareketler arasındaki en önemli fark budur.

Günümüzde Peygamberin emanetini omuzlayarak İslam medeniyetini kurmak isteyenler, Hz Peygamberin davasını hayatına taşıması gibi davalarını hayatlarına taşımalı ve her bir hakikati öncelikle kendi nefislerinde tatbik etmelidirler. Aksi halde Muhterem Alparslan Kuytul Hoca Efendi’nin de ifade ettiği gibi: “Nefislerini ıslah etmeyenler, nesillerini ıslah edemezler.” İslam medeniyetine giden yolda ise nesillerin ve çağların değiştirilmesi vardır. İğneyle kuyu kazmak kadar zor olan bu göreve talip olanlar, nefislerini terbiye ederek sabrı öğrenmiş kimseler olmalıdırlar. Bu durum bize şunu göstermektedir; sadece kendi kurtuluşu ile meşgul olandan daha çok, nesillerin kurtuluşunu amaç edinenlerin nefislerini terbiye etmeleri kuvvetli bir ihtiyaçtır.

Nefsî eğitimin ilk basamağı nefsi tanımaktır. Bu sebeple; “Nefse ve onu şekillendirene ve ona itaatini ve isyanını ilham edene andolsun ki”1 buyrularak terbiyeden önce nefsin tanınması istenmiştir. Nefis insanın hakikati ve zâtıdır. Tasavvuf sahasında ise; insanoğlundaki şehvet ve öfke kuvvetini derleyici manayı ifade eder. Ve eğitim açısından ikinci mana esas alınır. Nefis terbiye olunmadığı sürece, insanı daima aşağıya doğru çeken bir yer çekimidir. Nefsi terbiye etmek, basamak basamak nefsi yükseltmektir. Nefsin basamakları mutasavvıflar tarafından Kur’an’ın kılavuzluğunda yedi mertebe olarak tespit edilmiştir. Birinci basamakta olan nefis; Nefs-i Emmare’dir.

NEFS-İ EMMARE: İnsan bedeninin istek ve arzularına dönük, zevk ve şehveti tanrı edinen, kötü bir yaşam tarzını tercih eden nefistir.

Esasında nefsin özünde daima kötülüğü telkin vardır. Nefs-i Emmare de bunu temsil eder. Hz Yusuf (a.s)’un: “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis daima kötülüğü emreder”2 ifadesinden, nefsin hakikatinin kötülüğü emreder olduğunu görüyoruz. Nefs-i Emmare kâfirlerin, şeytanların, münafık ve fasıkların nefsidir. Nefs-i Emmare’yi taşıyan insanlar sureten insan gibidir ancak yaşamış oldukları hayat bakımından hayvan gibi hatta daha aşağıdırlar. “Yoksa sen onların çoğunun işittiklerini veya düşündüklerini mi zannediyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidirler. Hayır, onlar yolca hayvanlardan daha sapıktırlar.”3 Çünkü böyle bir nefis, vücut ülkesini tasarrufu altına almıştır. Bugün yeryüzü Allah’ındır ve O’nun dediği olmalıdır diyen Müslümanlara zulmeden zalimler, böyle bir nefis taşımaktadırlar. Nefs-i Emmare sahibi olan bu zalimlerin egoizmleri çok kuvvetli olduğu için, Allah’a kul olarak yaratılmış olan insanı kendilerine kulluğa zorlarlar. Yeryüzünde işlenen zulümlerin gerçek sebebi de budur. Müslümanlar artık bu durumun farkında olmalıdırlar. Bu zalimler o kadar haddi aşmışlardır ki, her balığa göre bir yem ve her balığa göre bir olta hazırlayarak gençleri bir türlü, ihtiyarları başka türlü, kadınları başka, erkekleri başka bir şekilde avlayarak insanları Nefs-i Emmare konumuna düşürmektedirler. Çünkü onlar için mutmain olmuş ve haktan başkasını kabul etmeyen nefse sahip olanlar bir tehlike olduğu gibi, daima kendisini kınayan ve bir takım yanlışları sorgulayan nefse sahip olanlar da bir tehlikedir. Onların bu tuzağına düşen kişiler de bilmelidir ki, Allah (c.c) kendilerine mazeretlerini kabul etmeyecek kadar imkanlar hazırlamıştır. Onlar ahirette zarara uğrayacakları gibi dünyada da zarardadırlar.

Dava adamları öncelikle Emmare Nefsin sıfatı olan şirke karşı mücadele vermeli ve davamız olan tevhidi tüm dünyaya yaymak için açıkça ve gürleyerek anlatmalıdır. Çünkü Nefs-i Emmare’den kurtulmanın ilk basamağı; tevhidi anlamak ve tevhid üzere yaşamaktır. Tüm Peygamberler kavimlerini Nefs-i Emmare’nin tuzağından kurtarmak için şirke karşı yoğun bir mücadele vermişlerdir. Bu sebeple hayatları bütünüyle fedakârlıklarla doludur. Günümüzde ise şirk sistemi hakim olduğu için İslam ümmetini dahi bütünüyle sarmıştır. Dolayısıyla İslam davasının hâmilerinin sadece Allah’a kulluğun yapıldığı bir medeniyete ulaşmak için şirkin her türünden hayatlarını arındırmaları ve bunun için her şeylerini feda etmeyi göze almaları gerekir. Ve o zaman görülecektir ki, insanların birçoğu Nefs-i Emmare’nin tuzağından kurtularak, bir mertebe daha atlamış olmakla hakikatleri görmeye başlayacaktır. Böylece Nefs-i Emmare’nin tuzağından kurtulan bir insan, ‘dünya Allah’ın ise neden Allah’ın değil insanların dediği oluyor?’ diyerek bâtıl sistemleri sorgulayacak ve ‘ben Allah’a kulluk için yaratılmışken neden kullara kulluk yapıyorum?’ diyerek kendini kınayacaktır.

1-Şems 7-8

2-Yusuf 53

3-Furkan 44

Daha Fazla
  • Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

    Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

    “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında…” “Onların gerisinde yeniden dirilecekleri …
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
Yazardan Daha Fazla: Zeynep Karabacak
Kategoriden Daha Fazla: Maneviyat Köşesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…