Anasayfa Bölümler Sayılar Allah'ın Hükmüne Razı Olmak (Sayı 53) BATININ GERÇEK YÜZÜNÜ GÖSTEREN HAÇLI SEFERLERİ -1 (Sayı 53)

BATININ GERÇEK YÜZÜNÜ GÖSTEREN HAÇLI SEFERLERİ -1 (Sayı 53)

16 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Dünya tarihinde İslam’ın şefkat ve adaletini gösteren pek çok misaller bulunduğu gibi; insanlıktan çıkmış olan küfür ehlinin zulüm ve vahşetini de sergileyen pek çok misaller bulunmaktadır.

Haçlı Seferleri sırasında Hıristiyanların Müslümanlara yaptıkları zulüm ve katliamlar bunun en açık delilleridir.

Bundan 919 yıl önce Hıristiyan Avrupa’nın Kudüs ve çevresini Müslümanlardan almak için başlattığı askerî seferlere; “Haçlı Seferleri” denir.

1096-1270 tarihleri arasında 174 yıl zarfında 8 Haçlı Seferi düzenlenmiş ve düzenlenen bu seferler; milyonlarca insanın ölmesine, sakat kalmasına ve namusunun kirletilmesine neden olduğu gibi nice beldelerin de tarumar edilmesine sebep olmuştur.

Haçlı Seferleri’yle dünya tarihine “Salib ile Hilal’in mücadelesi” girmiş ve bu mücadele değişik şekillerde halen devam etmektedir.

11. asırda Hıristiyan Avrupa; ekonomik, sosyal, kültürel ve bilimsel alanlarda geri kalmış ve Doğu’ya (İslam dünyasına) muhtaç bir hale gelmişti.

Kara ticaret yolları, Akdeniz ve Kızıldeniz ise Müslümanların elinde idi.

En önemlisi ise Selçuklular Ön Asya’ya gelerek, Anadolu’da ilerlemekteydiler.

Bu ilerleyişi anlamak için şu iki tarihe bakmak yeterlidir: Müslümanlara Anadolu’nun kapısını açan Malazgirt Meydan Muharebesi 1071’de kazanılmıştı.

Anadolu’nun en batısındaki İznik’in alınarak Türkiye Selçukluları Devleti’nin başkenti olması ise 1074’te gerçekleşmişti.

Müslümanların bu hızlı ilerleyişine karşın Avrupa’da merkezî devletler çökmüş, yerine küçük devletler ve feodal beylikler kurulmuştu.

Feodalleşme süreci, beraberinde bitmez tükenmez iç savaşı getirdi.

Aynı zamanda Avrupa, sefaletin getirdiği salgın hastalıklarla da boğuşuyordu.

Bu şartlarda Bizans İmparatoru Alexios Komnenos, Müslümanlara karşı Papa ll. Urbain’dan yardım istedi.

Papa Urbain Galya’daki Clermont şehrinde Hıristiyanlık’ta yapılacak reformları konuşmak üzere toplanan Bizans İmparatoru’nun bu isteğini gündeme getirdi.

Papa Urbain, Konsil sonunda Clermont Katedrali’nin önüne kurduğu tahtına çıkarak tarihi çağrısını yaptı.

Kutsal toprakları Müslümanların elinden kurtarmak için tüm Hıristiyanları Haçlı Seferi’ne çağırdı.

Türk Tarih Kurumu tarafından çevirisi yayınlanan üç ciltlik Haçlı Seferleri Tarihi’nin yazarı Steven Runcıman bu çağrının Avrupa’da yansımasını şu cümlelerle anlatıyor: “Üç asır içinde, ateşli bir heyecana kapılarak Haçlı Seferleri’ne çıkacağına and içmeyen hemen hemen hiçbir hükümdar, hiçbir kudret sahibi yoktu.

Hıristiyanlık için Doğu’da dövüşmek üzere savaşçı göndermeyen hiçbir ülke yoktu.

Kudüs her erkek ve kadının her an aklındaydı.” Nasıl olmasındı ki, Hıristiyanlığın yeryüzünde en büyük temsilcisi olan Papa, Haçlı Seferleri’ne çağrısında bakın neler söylüyordu: “Allah, İsa’ya tapanların yardımına koşmaya ve topraklarımızdan uzaklarda, o menhus ırkı kökünden kazımaya, ister şövalye, ister halktan olsun, ister zengin ister yoksul olsun, herkesi sık sık davet etmeniz için, İsa’nın bayrağını taşıyan sizleri, benim ağzımdan teşvik eylemektedir.”1

 Kilisede türlü melanetler işleyen rahip ve papazlar, zaten cahil oldukları için Hıristiyanlığa inanan şuursuz ve anlayışsız halka; Müslümanları öldürdükleri takdirde günahlarından arınacaklarını, Kutsal Ruh’u ve İsa’yı hoşnut kılacaklarını ve buna benzer asılsız safsataları telkin ederek; onları azdırmaya, kin ve nefretlerini uyandırıp, Müslümanları topyekûn ortadan kaldırmaya teşvik ediyorlardı.

Haçlı Seferleri’nde Hıristiyan çapulcu sürüsüne önderlik edenlerden Saint Bernard ise, etrafında topladığı kuru kalabalığa şöyle diyordu: “Kendisini düşmanlarına karşı savunmayanları cezalandıracağını bildirmeye ulu Tanrı beni görevlendirmiştir.

Hemen silaha sarılın; savaşta hepinizi mukaddes bir hınç canlandırsın ve Hıristiyanlık âlemi, Elçi’nin; ‘Kılıcını kana batırmayana yazıklar olsun!’ sözleriyle çınlasın…”2

Allah-u Tealâ küffarın Müslümanlara karşı gönüllerinde besledikleri kin ve nefretin büyüklüğüne dikkati çekerek hayat rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: “Onların öfkesi ağızlarından taşmaktadır, kalplerinin gizlediği ise daha büyüktür. Eğer aklediyorsanız, şüphesiz size ayetleri açıkladık.”3

Papa’nın ve diğer rahiplerin çağrıları üzerine 919 sene önce başlayan 1. Haçlı Seferi 1096 – 1099 tarihleri arasında olmuştu. Haçlı Seferleri içinde en önemlisi de bu idi.

600 bin ila 1 milyon kişinin katıldığı belirtilen bu seferde çoğunluğu askerlikle ilgisi olmayan Avrupalılar, Bizans İmparatorluğu tarafından (ülkelerine zarar vermelerinden korktukları için) hızlıca Anadolu’ya geçirildiler.

Geçtikleri yerleri tarumar eden başıbozuk Haçlılar, Türkiye Selçukluları Hükümdarı l. Sultan Kılıçarslan tarafından mağlup edildiler. (1096) Kudüs’ü istila eden vahşî Haçlı sürüleri 1096 yılında yetmiş bin Müslümanı kılıçtan geçirmiş, yaptıkları bu büyük katliam yetmezmiş gibi, Hazret-i Ömer Camii’ne sığınan on bin Müslümanı da boğazlayarak şehid etmişlerdi.

Müslümanların kısa bir süre önce huzur ve güven içinde yaşadıkları topraklar, Haçlı sürülerinin işgalinden sonra adeta bir mezbahaya dönmüştü.

1. Haçlı Seferi’nde Müslümanların katledilmesine öncülük eden Godefroy de Bouillon, etrafındaki canilere Müslümanların etini pişirmelerini tavsiye eden Papa II. Urban’a yazdığı mektupta, Kudüs topraklarını Müslümanların kanlarıyla sulamaktan ve kendince “İsa’nın ruhunu hoşnut etme”yi başarmaktan (!) duyduğu vahşî sevinci, akılları donduran bir üslûpla şöyle bildiriyordu: “Kudüs’te bulunan bütün Müslümanları katlettik, malûmunuz olsun ki, Süleyman mâbedinde atlarımızın diz kapaklarına kadar Müslüman kanına batmış olarak yüzüyoruz!” İlk Haçlı Seferi’ne iştirak etmiş bir şövalyenin, daha sonra kaleme aldığı hatıralarında bizzat görgü şahidi olarak aktardığı şu malûmat da en az yukarıdaki kadar tüyler ürperticidir: “Böyle bir katliamı o güne kadar hiç kimse ne duymuş, ne de görmüştü! Ölüler piramitler şeklinde yığınlar hâline getirilerek yakıldı. Sayılarının ne olduğunu Tanrı bilir.”

Diğer yandan el-Bara şehrinde, büyük-küçük, kadın-erkek demeden bütün şehir ahâlisi kılıçtan geçirilmiş; Hayfa’da ise şehri savunan Müslüman askerler ve ahâli, kendileri için emin bir yer olduğu söylenerek, dikili bir haç etrafında toplanmış ve ardından hepsi merhametsizce doğranmıştır. Trablus’taki katliamı ise, bir şövalye: “Adamlarımız onları dağıttı ve birçoğunu öldürdü. Şehirde içeceğimiz suların bulunduğu tanklar bile kan ile kirlenmişti.” diye anlatacaktı.4

Bizans İmparatoru Alexis Komnen’in kızı Anna, “Alexis Comnen’in Hayatı” adlı kitabında “Barbarlar” diye tarif ettiği Haçlıların sergiledikleri vahşetten söz ederken: “En büyük eğlencelerinden biri rastladıkları Müslüman çocukları öldürmek, kızartmak ve yemekti.” diyordu. Fuller de bu çocukların çok küçük yaşlarda olduklarına dikkati çekerek; “Boğazlanmamaları için yalvarmasını bile bilmeyen, henüz konuşmaya başlamamış çocuklar; zayıflıkları, kahraman bir savaşçının darbeleri karşısında umumiyetle bağışlanma sebebi olan kadınlar bile boğazlandı.” diyordu.5

Tarihte ve günümüzde yaşananlara baktıkça Batı Medeniyeti’nin vahşî/iğrenç yüzüne karşılık, kendi Medeniyetimizi daha çok özlüyor ve ona kavuşmak için daha çok çalışmak gerektiğini anlıyoruz.

Rabbim tekrar İslam Medeniyeti’nin sağladığı huzur ve selameti görmeyi bizlere nasip eylesin…

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Kurtuluş Yahşi
Kategoriden Daha Fazla: Allah'ın Hükmüne Razı Olmak (Sayı 53)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

İslam Medeniyetinden Parıltılar – 3 | Sayı 64

Allah’ın emir ve yasaklarını yani İslam’ın hükümlerini, sadece namaz ve oruç gibi kişisel …