Anasayfa Anasayfa Medeni (!) Batının Gerçek Yüzü HAÇLI SEFERLERİ -2 (Sayı 54)

Medeni (!) Batının Gerçek Yüzü HAÇLI SEFERLERİ -2 (Sayı 54)

14 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Dergimizin bir önceki sayısında Haçlı Seferleri yazı dizisine başlamış ve önemine binaen (Kudüs’ü işgal eden Haçlıların gerçek yüzünü gösteren) 1. Haçlı Seferi’ni işlemiştik. Bu sayımızda ise Haçlı Seferleri olarak tarihe geçen sekiz Haçlı Seferi’nden diğerlerini özetleyeceğiz.

Müslümanların 1144 yılında Urfa’yı Haçlıların elinden alması sonucunda, Avrupalılar tarafından (Papanın kışkırtmasıyla) ikinci Haçlı Seferi düzenlenmiştir. Ordunun başına da Fransa Kralı Vll. Louis ve Alman İmparatoru ll.Konrad getirilmiştir. Bu istilacı Haçlılar’a karşı Anadolu’yu, Selçuklu Sultanı İzzeddin Mesud savunmuş ve Haçlılar büyük kayıplar vererek Anadolu’yu terk etmişlerdir. Bu sefer sırasında en çarpıcı olay ise Anadolu’da bozguna uğrayan haçlı askerleri esaret, açlık ve hastalık gibi sıkıntılar nedeniyle perişan olunca Müslümanlar onlara (düşmanları olmasına rağmen) merhametle muamele ederek onları doyurmaya ve tedavi etmeye başlamışlardır. Müslümanları Müslümanlardan tanıyan ve Papa’nın İslam ve Müslümanlarla ilgili anlattıklarının iftiradan başka bir şey olmadığını anlayan 3000’den fazla Hıristiyan, El-Hêdi (Hidayet eden) Allah’ın izniyle Müslüman olmuştur. O dönemin tanıklarından Papaz Odon de Deuil kendi bakış açısıyla olayı şöyle ifade etmiştir: “Ey hıyanetten de daha zalim olan merhamet! Müslümanlar ekmek vererek (Hıristiyanlardan) dinlerini satın alıyorlardı. Bununla beraber Türkler, onları müslüman yapmak için bir zorlamada bulunmadılar.”1 İslam’a ve Müslümanlara vahşice saldıran; öldürmek için programlanan bu insanlar İslam beldelerinde Müslümanların muameleleriyle manevi dünyalarında dirilişi; dünya ve ahiretlerini kurtarmanın mutluluğunu yaşıyorlardı. Evet, “Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır”2 ayeti bir kez daha tezahür ediyordu. Orta Çağ karanlığındaki Avrupalılar (dan nasibi olanlar) İslam’ın nuruyla aydınlığa ve huzura kavuşuyorlardı.
Mısırdaki Fâtımî Devleti’ne son veren Selahaddin Eyyubi, Haçlıların işgali altındaki Kudüs’ü geri almak ve İslam’ın selamet ve adaletine kavuşturmak için hazırlıklar yaptı. Sonuçta Taberya gölü civarında Hıttin denilen mevkide iki taraf arasında meydana gelen savaşı Müslümanlar kazanmış, Selahaddin Eyyubi 1187 yılında Kudüs’e girerek Haçlı hâkimiyetine son vermiştir. Ancak bir farkla ki Hıristiyanlar Kudüs’ü ele geçirince halka uyguladıkları katliamlar nedeniyle orayı kan gölüne çevirmişlerdi.3

Müslümanlar ise onlara intikam düşüncesiyle değil, hak ve adaletle davranmışlar; savaş dışında (Hıristiyandır deyip) kimseyi öldürmemişlerdir. Peygamber Efendimizin gösterdiği doğrultuda İslam’ın savaş hukukunu devam ettirerek tüm dünyaya (kâfirlerin tüm yaptıklarına karşılık) Müslümanların muamelesindeki farkı göstermişlerdir. Böylece sadece şehirler ve kaleler değil kalpler-gönüller fethedilmiştir. Zaten İslam öldürmek için değil (insanlığı manevi açıdan) diriltmek için gelmiştir. Nitekim Peygamber Efendimiz; Hz. Ali’yi ordu komutanı olarak tayin ettikten sonra şöyle buyurmuştu: “Senin vesilenle Allah Tealâ’nın bir kimseyi hidayete erdirmesi, senin için dünyadan ve dünyada olan her şeyden daha hayırlıdır.”4

Kudüs’ün Müslümanların eline geçmesi Avrupa’da yeni bir Haçlı ordusu hazırlanmasına neden oldu. Haçlı Seferleri içerisinde en meşhuru da (III. Haçlı seferi ) budur. Çünkü bu seferde İngiltere Kralı (Arslan Yürekli) Richard, Alman İmparatoru (Kızılsakal) Frederich ve Fransa Kralı Philippe- Auguste gibi Avrupa’nın en önemli hükümdarları bizzat ordularının başında savaşa katılmışlardır. Bu yönüyle günümüz Müslümanlarına ders olacak bir özelliği olduğu da unutulmamalıdır. Çünkü İslam düşmanlarının batıl davaları uğrunda canlarıyla ve mallarıyla (oluşturdukları kadrolar, yaptıkları planlar, harcadıkları zaman ve paralar, aldıkları eğitim doğrultusunda yaptıkları misyonerlik faaliyetleri vs) fedakârlıkları kadar Müslümanlar da fedakârca çalışmazsa bu zilletten kurtulamayacaklardır. Hatta zilletten kurtulmak yetmez; üstün (izzetli) hale gelmek için onlardan çok daha fazla çalışmak gereklidir.

Mukaddes toprakları Müslümanların elinden geri alıp, ülkesinin ve kendisinin şerefini diğer krallardan önce kazanma hayali ve isteği ile hızlı bir şekilde yola çıkan ve kara yolu üzerinden Anadolu’ya gelen Alman Kralı, Anadolu’da Silifke suyunu (Göksu) geçerken düşerek boğulmuş, başsız kalan Alman ordusu dağılmış ve dönebilenler geri dönmüştür. Deniz yolunu tercih eden İngiltere ve Fransa Kralları önce Kıbrıs’a oradan da Akka önlerine gelmişlerdir. Krallar arasında seferin gidişatı ve komuta konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklar sebebi ile Fransız Kralı Philippe August ordusu ile geri çekilmiş ve memleketine dönmüştür. Yalnız kalan İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard da Kudüs’ü Müslümanlardan geri alma konusunda başarı sağlayamamış, sonuçta Selahaddin Eyyubi ile anlaşma imzalayarak ülkesine geri dönmüştür.

IV. Haçlı seferinde ise Haçlıların başlangıçtaki niyetleri Kudüs’ü Müslümanlardan almaktı. Ama bu sefere iştirak eden (Katolik mezhebinden olan) Haçlılar, İstanbul’a geldikleri vakit (Ortadoks) Bizans’ın iç karışıklıklarından faydalanmışlar ve şehri yağma etmişlerdir. Günlerce süren yağma, tecavüz ve soygunlardan sonra İstanbul’a yerleşmişler ve 1204 yılında bir Latin İmparatorluğu kurarak Kudüs’ü kurtarma(!) davalarından vazgeçmişlerdir. Bu istila Bizanslılarda öyle derin izler bırakmıştır ki; yüzlerce yıl sonra Fatih’in İstanbul kuşatması sırasında, Bizans Kralı Konstantin, Papa’dan yardım istemeyi düşündüğünde, Ortodoks Grandük Notaras, Bizans halkının duygularını: “Şehirde Kardinal külahı görmektense Müslüman sarığı görmeyi yeğlerim” diyerek dile getirmiştir. Çünkü Müslümanlar savaştığı düşmana bile İslam’ın savaş hukukuna göre adaletle ve merhametle davrandığı için Notaras onlara güveniyor fakat nefsinin esiri olan kâfir de (kendi dininden olanlara bile) merhamet olmadığından Haçlı zihniyetine asla güvenmiyordu. Tarihin her döneminde yaşananlara bakınca böyle düşünmekte de son derece haklıydı…

1193 yılında Selahaddin Eyyubi’nin Şam’da vefat etmesi üzerine durumdan faydalanmak için Macar Kralı Andre önderliğinde V. Haçlı Seferi düzenlenmiş, sonuçsuz kalmıştır. Alman İmparatoru II. Frederik tarafından düzenlenen VI. Haçlı Seferi’nde Kudüs geçici bir süre Haçlıların eline geçmiş, bu durum fazla uzun sürmemiş Kudüs Müslümanlar tarafından kurtarılmıştır. Fransız Kralı Sen Lui komutasında VII. ve VIII. Haçlı Seferi meydana gelmiştir. Neticesiz bir kaç savaş yapan Sen Lui tutulduğu veba hastalığı sonucunda ölmüştür. Tarihte Sen Lui’nin ölümüyle tamamlanan Haçlı Seferleri resmen kapanmış ise de sonraki döneminde İslam’ın fetihlerini durdurmak için tekrar tekrar gündeme gelmiştir…

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Kurtuluş Yahşi
Kategoriden Daha Fazla: Anasayfa

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

İslam Medeniyetinden Parıltılar – 3 | Sayı 64

Allah’ın emir ve yasaklarını yani İslam’ın hükümlerini, sadece namaz ve oruç gibi kişisel …