Anasayfa Bölümler Sayılar Furkan Nesli 5 Yaşında (Sayı 61) Mazlum Ümmetin Sesi Furkan Nesli | Sayı 61

Mazlum Ümmetin Sesi Furkan Nesli | Sayı 61

30 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Furkan Nesli Dergisi olarak yayın hayatına başladığımız günden itibaren hakka hak, bâtıla bâtıl dedik elhamdülillah. Korkudan dile getirilemeyen, çıkarlar uğruna sessiz kalınan tüm konularda ‘Allah’ın Dünyasında Allah’ın Dediği Olmalı’ düsturuyla hareket edip asla zulme ve haksızlığa karşı sessiz kalmadık. Bugüne kadar ‘Furkan’ olmamız neyi gerektiriyorsa, onu yapmaya azmettik ve duruşumuzu hiç bozmadık.

İşte Furkan Nesli arşivinden ‘Furkan’ olmanın farkını ortaya koyduğumuz sayılarımız ve yazılarımız…
– İslam coğrafyası zulüm içerisinde inlerken, ülkemiz Müslümanları da inançları cihetinden zulme maruz kaldılar. Halka zulmedenlerin, vatanı satanların dahi özgürce yaşadığı memlekette, Müslümana inancını yaşamak suç sayıldı. Furkan Nesli buna sessiz kalmadı. Konuya ilişkin dergimizin 22.sayısı olan; “Çözüldü Zannedilen Ama Çözülmeyen Sorun Başörtüsü!” sayısını çıkardık. Yazarlarımızdan Sayın Rumeysa Sarısaçlı, kaleme aldığı “İslam Medeniyeti’nin Alâmeti Başörtüsü” yazısında bu zulmü şöyle dile getirmişti:
“…Vatan hainlerinin, milleti dolandıranların, adam öldürenlerin, gençlerimizi uyuşturucu illetiyle ölüme sürükleyenlerin, zina evlerini destekleyerek aileyi çökertenlerin dahi özgürce yaşadığı bir ülkede sadece Müslümanlar her türlü engel ve kısıtlamalara maruz kaldı. Yapılan bunca zulümler ve haksızlılar akla şu soruyu getiriyor. Siz bizden mi yoksa başımızdaki örtümüzle Rabbimizi hatırlattığımız için O’ndan mı rahatsız oluyorsunuz…”

– “Yahudi Yahudi Hayberi Hatırla, Muhammed Ordusu Dönecek Yakında!” başlığı ile çıkardık dergimizin 40.sayısını. Filistin direnişine kalemlerimizle de destek olmaya çalıştık. Onlara sadece gönderilen gıda malzemeleriyle değil, aynı zamanda yetiştirdiğimiz her bir bilinçli müslümanla kendilerine destek olacağımızı, İslam ümmetini uyandıracağımızı ve ümmet şuuruna sahip olarak bu zilletten kurtulacağımızı ifade ettik. Dergimizin 40.sayısında “Filistin Davasının Neresindeyiz?” başlıklı yazısıyla Sayın Semra Kuytul şunları ifade etmişti:
“Yahudi! Yahudi! Hayberi Hatırla! Muhammed Ordusu, Dönecek Yakında!

İşte bu slogan bile, bize ne yapmamız gerektiğini gösteriyor. Şeyh Ahmed Yasin’in de ümmete mesajında ifade ettiği gibi Muhammed Ordusu kurulmadan; bu Yahudi milletine dur demek, bu akan kanı durdurmak, İsrail’in tüm dünyayı saran bu ahtapot kollarını kesmek mümkün mü? Evet, mazlum kardeşlerimize ümit vermeliyiz ama sadece ümit değil! Güçlenerek, gücümüzden güç vermeliyiz. Dünya üzerinde bilinçli müslüman sayısını ve buna bağlı olarak konumumuzu arttırarak söz sahibi olmalıyız. Sayımız bu kadar çok olmasına rağmen zalimin bizi hiç hesaba katmadan meydan okuması gerçekten zorumuza gidiyor artık. Bu durum bir uyanış hareketi başlatmalıdır.”

• Dergimizin 29.sayısını “Ümmetimizin Hali ve Demokrasi Yalanı Mısır-Suriye” başlığı ile çıkardık. Herkesin İslam’a değil de demokrasiye yönlendirildiği ve çözümü laiklikte aradığı dönemde bizler “demokrasinin yalan olduğunu” dile getirdik.

Mısır’da yaşanan olaylar üzerine yazarımız Yakup Şahin; “Bir Ölür Bin Diriliriz” yazısını kaleme aldı. İşte o yazıdan bir kesit:
“Ümmetimizin son zamanlarda yaşadığı hadiseler bazı kavramları biraz daha gündemimize soktu. Bu kavramların en başında şehadet geliyor. Şehit; bu ümmetin bir öncüsü olarak kanını verir ve böylece İslam davasının yüce bir değer olduğunu, bu davanın kendisi için her şeyini feda etmeye değeceğini adeta canlı bir şahit olarak anlatır.”

– Yine dergimizin 44.sayısını “PKK’ya Çözüm, Alevilere Açılım, Cemaatlere Baskı” kapak konusuyla çıkararak, ülkemizde yapılan büyük bir haksızlığı dile getirdik. Bu sayıda cemaatlere ve özelde Furkan Hareketine yapılan baskıları gündeme getirdik.
Soru cevap bölümümüzde konuyla ilgili olarak Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin şu açıklamalarına yer verdik: “Cemaatlere düşen vazifeler asla geri adım atmamaktır. Bugün Müslümanlar geri adım atmayı alışkanlık haline getirdiler. Bazılarının gözünde dik duranlar hata yapıyor gibi görülüyor. Ben onlara Kur’an okumayı tavsiye ediyorum. Peygamberlerin hayatına baksınlar ondan sonra konuşsunlar, Efendimizin hayatına baksınlar ondan sonra konuşsunlar. Korkaklıklarını bu şekilde ört pas etmeye çalışmasınlar!”
– Dergimiz fıkhî meselelerde de topluma yön vermiş, hangi konuda olursa olsun hak ile batılın ayrılması ve birbirine karışmaması için azami gayret göstermiştir. İşte Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun süt bankalarına yönelik yaptığı açıklama karşısında Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi, bunun İslam’a uygun olmadığını söyleyerek şu açıklamada bulunmuştu; “Bu, nesebin karışmasına ve kardeşler arası evliliğe sebep olacak bir uygulamadır. Bunu kontrol etmek mümkün değildir. Aile içinde olsa, sadece üç beş kişi yapsa, bu durumu herkes bilebileceği için bir şey olmaz. Fakat koca bir memleket yaparsa, kimin sütünün kime gittiği bilinemez. Bugünkü hükümet bu hususta dikkatli davransa bile yarınlarda gelecek başka hükümetlerin aynı hassasiyeti göstermeme ihtimali yüksektir. Hatta bugünkü kanunlarda sütten oluşan akrabalık, evliliğe engel olarak da kabul edilmemektedir. Dolayısıyla kanunî bir boşluk da mevcuttur. Henüz işin başında iken bu yoldan dönülmelidir. Ayrıca bütün kardeşlerimiz Sağlık Bakanlığı’na da Başbakanlığa da e-mail’ler atsın, bu uygulamanın yanlış olduğunu belirtsinler.”
Konuyla ilgili açıklamanın tamamı için 23.sayımızdan istifade edebilirsiniz.
– Furkan Eğitim Ve Hizmet Vakfı’nın yaptığı konferansların engellenmesi ve Spor Salonları’nın verilmemesi konusunda 44.sayımızda “Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin Konferansların Engellenmesine Dair Yaptığı Açıklamanın Özeti” yazısında Muhterem Hocamız, meselenin arka planını da aydınlatan ve asıl meselenin sadece spor salonu olmadığını anlatan şu açıklamayı yapmıştı; “Kıymetli kardeşlerim! Zannetmeyin ki bu sadece spor salonlarının bize verilmemesiyle kalacak. Yarın başka şeyler arka arkaya gelecek. Yalnız bizimle de kalmayacak sıra diğer cemaatlere de gelecek. Eğer bütün cemaatler olarak gereken tepkiyi göstermezsek bunun devamı gelecektir. Bütün cemaatlerin vakıflarına, yurtlarına ve öğrenci evlerine kadar gider bu mesele. Çünkü bu adamlar bunun yeminini ettiler. Ergenekon Davasından içeri girip de çıkanlardan birisi ne demişti hatırlıyor musunuz? “Bütün cemaatlerin kökünü kurutacağız.” İşte şimdi onu gerçekleştirmeye çalışıyorlar.”
– Yine ümmetimizin bugünkü içler acısı durumunu anlatan ve bu ümmetin bir ferdi olarak bize düşen görevleri en net ve en anlaşılır şekilde; “Ümmetimizin Hali ve Yeniden Dirilişimiz”, “Ümmetimizin Hali ve Arakan Müslümanları”, “Ümmetimizin Hali ve Suriye”, “Ümmetimizin Hali ve Filistin”, “Zalimler Yakında Nasıl Bir İnkılâpla Devrileceklerini Göreceklerdir” sayılarımızda dile getirdik. Mazlumun feryadının dinmesi ve zalimin zulmünün bitmesi için Müslümanların üzerine düşen vazifeleri anlatmaya çalıştık.
– Dergimizin 31.sayısında başyazarımız Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi, “Ortadoğu Gerçeği ve Ümmetimizin Doğum Sancısı-3” yazı serisinde; Arap baharı gerçeğine değinmiş ve Ortadoğu’da yaşananların perde arkasının bambaşka olduğunu kaleme almıştı. İşte “Ortadoğu Gerçeği ve Ümmetimizin Doğum Sancısı” yazı serisinin üçüncüsünden bir kesit;
“…Yaklaşık 3 yıldır ise projenin ikinci basamağına geçilmiş ve Ortadoğu halkları sokağa dökülmüştür. Libya, Tunus, Mısır ve Suriye’de halklar ‘özgürlük’ diyerek eylemlere başlamış, Libya ve Suriye’de silaha sarılmıştır. Olaylar dikkatle gözlemlendiğinde bu olayların tabii bir şekilde gelişmediği, bir yerden düğmeye basıldığı, bu olayların Büyük Ortadoğu Projesinin devamı ve yeni bir safhası olduğu anlaşılacaktır. Sokağa dökülen halklar bu olaylardan bir iki sene öncesine kadar bu diktatörleri destekliyor ve onlara oy veriyordu. Bir kısmı severek, bir kısmı ise korkarak… Ne oldu da birdenbire sevenler sevmez, korkanlar da korkmaz oluverdi?

Büyük kitlelerin bir sene içerisinde silahlı mücadeleye başlayacak kadar bilinçlenmeleri mümkün olmadığına göre bu olaylar nasıl başladı? Halklar nasıl sokağa döküldü?”
– Dergimizin 60.sayısında ülkemizde yaşanan terör olaylarına ve bu duruma düşmemizin sebeplerine değinen Alparslan Kuytul Hocaefendi,“Teröre Lanet” yazısında şunlara değinmişti:
“Rus uçağı düşürüldüğünde bunun yanlış olduğunu, Rusya’nın buna mutlaka karşılık vereceğini, bütün silahlı sol örgütleri destekleyerek Türkiye’de eylemler yaptıracağını söylemiştim. Maalesef çözüm süreci bitirilip operasyonlar başlatıldığında bunun sonucunun çok kötü olacağına dair söylediklerimde de Rus uçağı düşürüldüğünde neler olabileceğine dair söylediklerimde de haklı çıktım. Birçok devletin istihbarat örgütleri Türkiye’de istediği gibi at oynatabilir ve silahlı sol örgütlere istedikleri her eylemi yaptırabilir hale gelmişlerdir. Göründüğü kadarıyla Türk istihbaratı buna karşı koyamamaktadır. Türkiye 12 Eylül 1980 öncesine benzer bir duruma doğru gitmektedir. Terör şehir içine çekilmiştir. Bu durum Hükümetin kaleminin kırıldığına ve darbeye bir çeşit zemin hazırlandığına işaret etmektedir. İzlenen politikalar hem hükümete hem de Türkiye’ye büyük zararlar vermektedir. Bu basiretsiz politika şimdiye kadar Irak’a ve Suriye’ye büyük zararlar vermiş ve şimdi sıra Türkiye’ye gelmiştir.”

 

• Dergimizde yer alan siyasi makale bölümümüzde her sayımızda farklı yazarların görüşlerine yer veriyoruz. Türkiye ve dünya gündemine gerçekçi ve objektif olarak bakış açısı kazandıracak yani hakla batıl ayrımında okurlarımıza yardımcı olacak yazılar seçiyoruz.

• “Güncel-Yorum” ve “Soru-Cevap” bölümlerimizde gündeme dair yaşanan olayları Kur’an ve sünnet çerçevesinde yorumlayarak anlatan Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin açıklamalarına yer veriyoruz. İşte; ne olursa olsun dik duruşundan şaşmayan, taviz vermeyen ve peygamberi bir metodla bize çözümler sunan Hocaefendi’nin o açıklamalarından bazıları;

• Cumhurbaşkanı’nın “Terörün tanımı değişmeli” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? (60. sayı)
“Her hükümetin bir sonu var. Yakında çatlamalar başlayacak, hükümet düşecek ya da bir gün seçimi kaybedecek… Hükümet değişecek ama kanunlar ve sistem kalacak, o sistemi başka hükümetler ya da başka güçler uygulayacaklar. Bu kanunları AKP döneminde çıkartıyorlar. Yarınlarda Müslümanlar, cemaatler kendi partileri bu kanunları çıkardığı için seslerini çıkartamayacaklar, konuşamayacaklar. Onlar sanıyorlar ki bu kanunlar sadece sosyalistler, HDP’liler, PKK’lılar ve Paralelciler için. Göreceksiniz bu kanunlar bütün cemaatlere de tatbik edilecek. Savcının ve hâkimin vicdanına kalmış, konuşmanızı isterse terör örgütüne destek olarak yorumlayabilir. Türkiye nereye gidiyor?”

• Gerçek Çözümden Kaçanlar (57. sayı)
“…Böyle olmamalıydı. Projede yanlışlar varsa projeyi düzeltirsiniz ama bu şekilde birdenbire savaşı başlatırsanız hem iç savaşın fitilini ateşlemiş olur hem de daha sonra çözüm sürecini tekrar başlatmak istediğinizde inandırıcılığınızı kaybedersiniz.
Hükümet, baştan beri işleri kolay zannediyor; Irak meselesinde de öyle zannetti. Amerika Irak’a girecek, 3 günde Saddam Hüseyin’i halledecek, demokrasi ve barış getirecek sonra gidecek. Öyle mi oldu? Suriye’de de öyle zannettiler. Kısa zamanda halk sokağa dökülecek, Amerika yardım edecek ve Beşşar Esed hemen kaçıp gidecek sandılar. Hatta Cumhurbaşkanı “kısa bir zaman sonra Şam’da Emevi Camii’nde Cuma namazı kılacağız” diyordu. 5 sene geçti üzerinden, Suriye bitti hâlâ Emevi Camii’nde Cuma namazı kılacaklar!
…Bana öyle geliyor ki Türkiye bu yanlış politikalar yüzünden çok bedel ödeyecek. Bu iş çok büyüyecek. Eskisinden daha beter olacak. Yanlış politikalarla bugüne kadar Irak’a zarar verdik, sonra Suriye’ye zarar verdik. Şimdi sıra Türkiye’ye geldi.
Türkiye Hükümeti, Suriye, Mısır, Irak, İran ve sonunda Rusya ile ilişkilerini bozmuşken bunlar yetmiyormuş gibi bir de iç problemini büyüttükçe büyütmektedir. Türkiye bütün cephelerde aynı anda mücadele veremez. Bazı cephelerin kapatılması ve ilişkilerin düzeltilmesi şarttır.”

• 17 Aralık Operasyonu (33. sayı)
“…Ve bütün bunlardan daha önemlisi; bugüne kadar bu cemaatin ya da Fethullah Gülen’in Irak’ta bir buçuk milyon müslümanı öldüren ve binlerce kadının namusunu kirleten Amerika’ya, Mavi Marmara’da insanlarımızı şehit eden İsrail’e, başörtüsü düşmanlarına, Abdulkadir Molla’yı şehid eden alçaklara, Mısır’da beş bin kişiyi şehit eden darbeci zalimlere beddua ettiğini gördünüz mü? Bırakın bedduayı, insanlar onların ağzından Amerika’nın ve İsrail’in aleyhine bir şey duymadı. Hatta Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda saldıran İsrail’e beddua edeceğine “ İsrail’in otoritesini tanımalı, onlardan izin almalıydınız” demişti. Demek ki Irak, Mavi Marmara ve Mısır onları bu kadar üzmemiş, demek ki başörtülü Merve Kavakçı’ya “bu kadını dışarı atın” diyen Ecevit’in tavrı ve 28 Şubatta Erbakan hükümetini deviren darbecilerin yaptıkları onlara dokunmamış. Üstelik Fethullah Hoca Ecevit hakkında “Allah bana kıyamet günü şefaat etme hakkı verirse Ecevit’e şefaat ederim” bile demişti. Müslümanın ciğerinin yandığı hususlarda belli ki onların ciğerleri yanmadı. Onların ciğeri sadece kendilerine dokunan hususlarda yandı.
Bütün bunlar Allah’ın bir müdahalesidir. Allah kendi dinini bozanlara bir yere kadar müsaade etmektedir. Dinler arası diyalog ile İslam’ın içini boşaltma ve ılımlı hale getirme, Müslüman bir kızı Hıristiyan bir erkekle evlendirme gibi işlerle dini bozdular. Sırat köprüsü kurup üzerinden Yahudi ve Hıristiyanları da geçirdiler. Türkçe olimpiyatları ile genç kızlara erkeklerin karşısında şarkı söyletip haramları helalleştirdiler. Dini; milliyetçi ve insanî bir harekete dönüştürdüler. Ve İslam’ı demokrasi ile özdeş hale getirdiler. Laikliği benimsediler… İslam’ı bilen mücadeleci bir nesil değil, kız çocuğu gibi sadece matematikte, fizikte ilerleyen adamlar yetiştirdiler.”

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Furkan Nesli 5 Yaşında (Sayı 61)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

İslami Davette Sabır ve Devamlılık | Sayı 77

İslami davet, pes etmeyi, umutsuzluğu kabul etmeyen, sabırsızlığın yakışmadığı, gayretin v…