Anasayfa Bölümler Sayılar Cemaat (Sayı 30) Kurtulanlardan Olabilmek (Sayı 30)

Kurtulanlardan Olabilmek (Sayı 30)

15 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Cemaat deyince; ihlâsla bir araya gelen, Allah rızası için çalışan, imamları bir, fikirleri bir, hedefleri bir olan insanlardan oluşan yekvücut topluluk gelir aklımıza. Ama dosdoğru bir istikamette gidebilmek, yüce Rabbimizin bizlere gösterdiği hedeflere ulaşabilmek ve bu şekilde kurtulanlardan olabilmek için bu cemaa-tin belli vasıfları taşıması şarttır.

Bir cemaatin hak yolda ilerlediğinin olduğunun birçok belirtisi olmakla beraber biz üç temek nokta üzerinde duracağız. Bunlar davası hak olmalı, hedefi doğru olmalı ve metodu Rabbani olmalı. Şimdi bunları teker teker ele alalım.

İlk olarak; her şeyden önce davasının hak olması gerekmektedir. Davamız; bütün peygamberlerin mücadelesini verdikleri Kelime-i Tevhid davasıdır. Bütün peygamberlerin hem ilk sözleri hem son sözleri bu kelime olmuştur. Hayat mücadelelerini bu dava üzerine bina etmişlerdir. Bu dava Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in dilinden şöyle ifade edilmiştir: “Allah’a yemin ederim ki güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem. Ya Allah bu dini hâkim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.”1

Bu davayı kabul, beraberinde dinamizmi, küfre ve şirke muhalefeti getirmektedir. Dinamizmi, muhalif olmasından ve kendine has ideallerinin olmasından kaynaklanmaktadır. İşte bu davayı bütün peygamberler batılın karşısına hak bir duruş ile dikmeyi ilke edinmişlerdir. Bugün İslam cemaati bu dik ve tavizsiz duruşu gösterebilmelidir. Bu davayı, net bir şekilde batılın karşısında ortaya koymak isteyen Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, “Ben sizi öyle bir kelimeye davet ediyorum ki eğer bu kelimeyi söylerseniz bütün Araplar kureyşlilerin üstünlüğünü kabul edecek, Arapların üstünlüğünü ise dünya kabul edecek buyurduğunda Mekkeli müşrikler, ‘nedir o kelime ey Muhammed’ demişler, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de “Allah’tan başka ilah yoktur deyin ve kurtulun”2 buyurmuştur. Dolayısıyla bugün, Rasulullah’ın Mekke’nin önde gelenlerine karşı vermiş olduğu mücadelenin aynısını vermek doğru bir cemaat olmanın en vazgeçilmez unsurudur.

İkinci olarak; hedefimiz, Allah Azze ve Celle’nin tayin ettiği hedef olmalıdır. Rabbimiz Kur’an’da: “(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah’ın oluncaya kadar onlarla mücadele edin”3 buyur-muştur. Bu hedef Kur’an’ın Allah’ın hükmünün hâkim olmamasından kaynaklanan zulmü, fesadı ve fitneyi yeryüzünde tamamen ortadan kaldırma hedefidir.

Allah’ın dinini yeryüzünde hâkim kılma ve fitneyi yeryüzünden kaldırma hedefi peygamberler ile gönderildikleri kavimlerin liderlerini karşı karşıya getirmiştir. Peygamberler, ‘sadece Allah hükmetmeli ve insanların Allah’ın gönderdiği dini tanımasının önündeki engeller kaldırılmalı’ derken, Firavunlar, Nemrutlar ve kavimlerin önde gelenleri ise ‘Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz dini terk etmeyiz’ diyerek saltanatlarını devam ettirmek isterler. Bu kavga böyle sürüp gider. Bazen hakkın taraftarları üstün gelir, bazen ise batılın taraftarları üstün gelir. Ama hiçbir zaman Resuller kendilerine tayin edilen hedefi değiştirmez, yumuşatmaz, sonraya bırakıp ertelemezler.

Kur’an’da peygamberlerin vermiş olduğu mücadele anlatılırken tarihi bir hadise anlatılmakla beraber asıl anlatılmak istenen, tarihte islamı din olarak benimseyen bütün rabbanilerin hedefinin aynı olduğudur. Dolayısı ile çağın şartları ne olursa olsun bu hedeften sapmak caiz olmadığı gibi egemen ideolojilerin tesiri altında hedefi sonraya da erteleyemeyiz.

Cemaatin hedefi vardır. Cemaatlerin içerisindeki fertlerin ise gayeleri vardır. Hedef ve gaye birbiri ile karıştırılmamalıdır. Gaye tabiî ki Allah rızasıdır. Yalnız gayemiz Allah rızası olduğu gibi, hedefte Kuranın öngördüğü doğrultuda olmazsa işte o zaman Allah rızası için yapılan faaliyetler doğru bir hedefe yönelik olarak yapılmadığı için ya sonuca ulaşmayacak veya Allah muhafaza Allah rızası için taşıdığımız sular küfrün çarkını döndürmeye devam edecek ve kâfirlerin işine yarayacaktır.

Üçüncü olarak; hedefe ulaşmak üzere gidilen yol rabbanî olmalıdır. Rabbanî ya da Nebevi Hareket Metodu olarak ifade ettiğimiz şey hak olan cemaatin davasını hâkim kılmak ve fiteyi ortadan kaldırmak için takip edeceği yol manasına gelmektedir. Takip edilecek yol ne ılımlılaşmak sureti ile yumuşatılır ne de radikalleşmek sureti ile koyulaştırılır.

Rabbanî bir cemaatin söylemi tevhittir. Diğer bir ifade ile sancağında tevhit yazılıdır. Duruşu sonuna kadar Allah’ın emir ve yasaklarında tavizsiz, kendine yapılan saldırılara karşı sabırlı, karşılaşılan güçlüklerde ise sebatkâr bir duruştur.

Sıraladığımız birkaç temel özellik açıklamaya ihtiyaç duysa da teferruat olacağı için konunun temelini teşkil eden tavizsizliğini ele almak istiyorum. Tavizsizdir; bu, hedefe doğru, ilerlerken dinin farzlarını terk etme ya da haramlarını yumuşatma gibi bir yetkiyi kendinde görmemektir. Davamız olan Kelime-i Tevhid’in pratiği, onun uygulama şekli olan Rabbanî Metot’ta ortaya çıkar. Burada söylem ile (dava söylemi ile) eylem arasındaki tutarlılık önem kazanmaktadır.

Namazın kılınma şeklini, namaz emrinden sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize öğret-miştir. Aynı şekilde oruç farzından sonra orucun nasıl tutulacağı da öğretilmiştir. Dinin hangi emri var ise uygulamasının nasıl olması gerektiği ya da emri yerine getirme yol ve yöntemi de öğretilmiştir. Hem sadece o amelin yerine getirilebilmesi için şartlar ve rükunlar değil mendublarına kadar boşluk bırakmayacak şekilde batılın ve bidatlerin sızmasını engelleyecek surette öğretilmiştir. Çok ilginçtir ki Muhterem hocamızın da ifade ettiği gibi “Namazda, oruçta, hacda Kur’an ve sünnete danışanlar hareket metodunda bildikleri gibi hareket ettiler.” Hâlbuki ifade ettiğimiz gibi teferruatla ilgili meseleleri insana bırakmayıp vahiy indiren dinin “Ben yeryüzünden fitneyi nasıl kaldırabilirim, din Allah’ın oluncaya kadar yapmam gereken mücadeleyi nasıl verebilirim?” diyen birinin sorusunu cevapsız bırakması mümkün değildir. İşte bunun nasıl yapılacağı hususunda takip edilecek yolun adı Rabbanî Yoldur. Rabbimiz nasıl hareket etmemiz gerektiğini bize ayrıntıları ile öğretmiştir.

Bir cemaatin hak olmasının şartları olan üç asıl birbiri ile tutarlı olmalı ve söylem ile eylem birlikteliği olmalıdır. Tutarlılık, İslam davasını hâkim kılmak adına yola çıkanların çizgisinden uzaklaşarak bir yardım hareketine dönüşmemesi, ılımlılaşarak İslami söylemlerini terk etmemesi, Kelime-i Tevhid sancağının yanına başka sancaklar eklememesi ya da bu sancağı gizlememesidir. Bu cemaatin, hareketinde haramlara girmemeli, farzları terk etmemeli ve Kur’an-sünnet bir meseleye ne kadar ağırlık veriyor ise o meseleye o kadar ağırlık vermelidir. Hak bir cemaat olmak ancak, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in oluşturmuş olduğu ilk topluluk olan Öncü Nesil’i oluşturabilmek için söylemlerinden eylemlerine kadar o hareketi çağına uyarlayabilmekle mümkündür.

Sonuç olarak ümmetimizin uyanışının hızlandığı şu dönemde dosdoğru bir yolla ilerleyip dünyada ve ahirette kurtulanlardan olabilmek konusu daha da önem kazanmıştır. Çünkü çalışırken, gayret gösterip fe-dakârlık yaparken Allah’ın koyduğu kaidelere göre yapmak hem bizi “Acaba doğru yolda mıyım?” gibi soru endişeden kurtaracak, hem Allah’ın yardım etmesini sağlayacak, hem de hareket noktasında aramızdaki farklar son bulacaktır. Rabbimiz bizleri istikamet üzere eylesin.

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Yakup Şahin
Kategoriden Daha Fazla: Cemaat (Sayı 30)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Ramazan ve Yükseliş | Sayı 62

Kullarının günahlarını affetmek için tevbe kpısını daima açık tutarak tevbe etmeleri için …