Anasayfa Bölümler Kapak Kur’an ve Toplumsal Değişim (Sayı 39)

Kur’an ve Toplumsal Değişim (Sayı 39)

19 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Ferdî olarak yaşadığımız hayatlar, toplumsal yaşamdan ister istemez etkilenmektedir. Kimileri bu etkilenmişliği asgari düzeyde yaşayıp nisbi zarara girerken, kimileri toplumsal yaşam tarzından hat safhada etkilenerek külliyen zarara girmektedir. Oysa insanoğlunu ‘ahseni takvim’ olarak yaratan Yaratıcımız, onun bu kıvamı daim korumasını istemektedir. İnsanın fıtratını korumasını, hatta kendini manen geliştirmesini Kur’an yoluyla isteyen Rabbimiz, bu korunmayı bozacak her türlü tehlikenin de haberini vermektedir. Adeta bir âlem gibi karmaşık olan insanoğlunun, Kur’an’dan başka bir mürebbi ile terbiye edilmesi, ıslah edilmesi ve de muhafaza edilmesi mümkün değildir. İşte Kur’an-ı Kerim’in insana dair tüm ayetleri, bu muhafazayı ve terbiyeyi gerçekleştirmeyi murad eder. İnsan nefsinin terbiyesi, bu muhahafazada, tartışılmaz en büyük önemi arzetmektedir. Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim nefsi bozacak unsurları tek tek anlatır. Bunun yanısıra, insanın diğer bir düşmanı olan şeytan da oynadığı oyunlarıyla, kurduğu tuzaklarla ve insanoğlunu bozmaya ettiği yeminlerle ve de kararlılığıyla detaylı olarak anlatılır. İnsanı bozan bir diğer etken vardır ki, o da İslam’ın hâkim olmadığı cahili toplumdur. Bu yazımızda, insanı ister istemez etkileyen toplumun durumundan ve bu toplumun Kur’an ile nasıl değişip, İslam toplumuna dönüşeceğinden kısaca bahsedeceğiz.

Kur’an-ı Kerim Yasin Sures’inde: “(Bu kitap) Aziz ve Rahim olan Allah tarafından ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde bulunan bir toplumu uyarasın diye indirilmiştir”1 buyurur. Bu ayet, Efendimizden önceki Arap toplumunu, ‘uzun süredir Peygamber-kitap görmemiş kavim’ olarak nitelendirir. Bu durum ayetin ifadesiyle, toplumda gafletin ve cehaletin yayılmasına sebep olmuştur. İşte gerek Kur’an’ın bu ifadesinden yola çıkılarak, gerekse de İslam tarihçilerinin o çağı nitelendirmesiyle, o günkü Arap toplumu, ‘cahilî toplum’ olarak isimlendirilir. (Cahili toplum, fertlerin kâfir olduğu toplum değildir; evet kâfirlerden oluşan toplum da cahili toplumdur ancak; İslam Medeniyeti’nin yaşanmadığı her toplum -içinde Müslümanlar yaşasa da- cahili toplumdur… Bu konuda Üstad Seyyid Kutub’u yanlış anlayanlar bilmelidirler ki, Üstad’ın kastı da budur.) Yani uzun süredir İslam nizamından uzaklaşmış ve zamanla toplumsal şuurun kaybedildiği toplumlar, cahili toplumlardır. Böyle toplumlarda uzun süre uyarının, tebliğin, emr-i bil maruf- nehy-i anil münkerin yapılmaması, cehaleti toplumsal alanda yaygınlaştırmış ve derinleştirmiştir. Bugün, içinde yaşadığımız toplumumuzun, geçmişten bugüne yaşadığı negatif değişim süreci de böyle bir süreçtir. İşte toplumsal şuurun tamamen yok olduğu bu toplumları düzeltmenin yolu Kur’an ile mümkün olacaktır. Yukarıdaki ayette de belirtildiği üzere bu Kitap (Kur’an), böyle gafil toplumlar uyarılsın diye gönderilmiştir.

Kur’an-ı Kerim, toplumun düzelmesinin bir formülü olduğunu bize bildiriyor. Rabbimiz Teâlâ; “Bir toplum, kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir”2 buyurur. İşte, İMKÂNSIZ ZANNEDİLEN TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE HAYRA TEBDİLİN YOLU BUDUR: EĞİTİM. Bir İngiliz düşünür, eğitimin toplum üzerindeki etkisini güzel özetlemiştir; “Eğitim görmüş bir halkı bir yöne sevketmek kolay, sürüklemek güçtür; idare etmek kolay, köleleştirmek imkânsızdır” der. Bugün uzunca bir süredir İslamî eğitimden uzak kalmış/bırakılmış toplumumuz, İslamî şuurdan fersah fersah uzaklaşmıştır. Hal böyle olunca toplumumuz, düşünme, akletme, oyunlara-tuzaklara gelmeme yetisini kaybetti. Âdeta bir koyun sürüsü gibi görülen halk kitlesi, üzerinde envai çeşit oyunlar oynanan; siyasi, ekonomik, ahlâkî, ahkamî her konuda savrulan kitleler haline dönüştürüldü. Tüm bu savrulmaların neticesinde topluma, dolayısıyla ümmete olanlar oldu. Muhterem Hocamız bazen hizmet ehli kardeşlerimize, ‘iğne ile kuyu kazmaya var mısınız?’ der. İşte toplumu eğitme zorluğunu göze alarak, toplumsal değişimi gerçekleştirmeye namzet olanlar, iğne ile kuyu kazmaya ‘varım’ diyenlerdir! Bu kardeşlerimiz göreceklerdir ki, böyle zorlu bir eğitim sürecinin sonunda, yani âdeta iğne ile kazdıkları kuyunun sonunda, Rabbimizin rahmet deryasına ulaşıp, toplumu ihya etmeyi başaracaklardır inşallah. Ve göreceklerdir, o rahmet deryasının nasıl fevc fevc/ topyekûn bir ummana dönüştüğünü… İnsan eğitmenin zorluğuna katlanmayarak, kolaycı yollarla toplumu değiştireceğini zannedenler ise, sonu hep hüsranla biten neticelere katlanmak durumunda kalacaklar; zaman kaybına mı, maddiyat kaybına mı, insan kaybına mı, ümit kaybına mı, yanlış yolla hareket etmenin pişmanlığına ve vebaline mi yanacaklarını şaşıracaklardır.

Kur’an-ı Kerim toplumu düzeltmenin bir yolu olarak da, EMR-İ BİL MARUF NEHY-İ ANİL MÜNKER yolunu göstermektedir. Bu yolu bırakan Yahudilerin helakını, Cumartesi yasağını anlattığı kıssasında anlatan Kur’an, aslında tüm çağlara bir mesaj vermektedir: ‘Her kim anlatıp-uyarma görevini bırakır, sadece kendisi yaşar, yaşatmaz ise; madden veya mânen helâke uğramaya mahkûmdur’ mesajı… Aslında bu mesaj, kıyamete kadar yeryüzü toplumunu, Allah’ın gönderdiği toplum nizamını hâkim kılarak düzeltme görevi verilen ümmeti Muhammededir. Bu ümmet maalesef son birkaç yüzyıldır (Muhterem Hocamız’ın ifadesi ile, Ashabı Kehf gibi 300 yıldır uyutulan ümmet) bu görevi yerine getirmeyerek Yahudi ahlâkının en tahripkârıyla ahlâklanmış, bunun sonucunda, madden ve mânen büyük bir yıkım yaşamıştır. Bu yıkımı tersine çevirip, yeryüzü toplumunun yeniden inşa ve ihyasını hedefleyen insanların, tevhidi anlayıp şuurlandıktan sonra, toplumsal şuuru sağlayabilmek için, anlatıp-irşâd etme vazifelerini ihmal etmemeleri gerekmektedir. Yeniden kazandırılması gereken toplumsal şuur, tevhid ile kazandırılır. Aslında toplumsal şuurun kaybedildiği toplumlarda toplumsal huzur da kaybedilmiştir. Tevhidden uzak bir kalple, nefsine köle olan esir toplumlar, bu esaret ile dünya zindanında huzursuz hayatlar yaşamaktadır. İşte bu şekilde manen hastalanan toplumumuza, rahatsızlığını-hastalığını anlatma mecburiyetimiz vardır. Toplum, hastalığını anlayıp kendinden rahatsız olduğunda, meşrû olanı ve huzurun kaynağı olan İslam Medeniyeti’ni talep edecektir. Bir toplum hayrı talep etme kıvamına geldiğinde, artık o toplumda kısa zamanda çok şey değişecektir. İyilik yeryüzünde hakim olsun, tüm insanlığın başının belası olan kötülükler de yeryüzünden defolup gitsin diye toplum topyekun çalışacaktır.

Yine Kur’an-ı Kerim, toplumu düzeltecek olanın, topluluk olarak yani CEMAAT olarak çalışmak olduğunu bildirmektedir. “Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden-kötülükten nehyeden bir TOPLULUK bulunsun”3 buyuran Rabbimiz Teâlâ, böyle bir topluluğun toplumu etkileyeceğini bildiriyor. Hakikaten de karşımızdaki muazzam topluluğu etkileyebilmek, fert olarak o toplumun karşısına çıkmakla mümkün değildir. Muhatap olduğumuz cahilî toplum, büyük ve güçlüdür. Büyük ve güçlü toplulukları fert olan veya zayıf olan gruplar etkileyemez. Bize bu realiteyi bildiren Kur’an, bu reel kanuna göre hareket etmemizi istemektedir. Aksi halde, yani cahilî hayat tarzını yaşayan topluma, İslamî hayat tarzını yaşayan bir topluluğun tesirli olacağı gerçeği unutulduğunda, toplumsal değişim mümkün olamayacaktır. Evet, cahilâne bir hayat tarzını yaşayan bir ferde, İslam’ı yaşayan bir fert etki edebilir; ancak karşımızdaki cahilî topluma, ferdî çalışmaların veya küçük gruplar halinde yapılan çalışmaların tesirli olması imkânsızdır. Bundan dolayı Muhterem Hocamız, ‘güçlü olmak zorundayız’ der. Eğitimce ve sayıca güçlü olmayanların, her türlü gücü elinde bulunduran cahilî toplumu, İslamî topluma tebdil etmesi mümkün değildir. Güçlü bir cemaat derken, bu cemaatin kendi içinde İslam Medeniyeti’ni güçlü bir şekilde yaşamasını da kastediyoruz. Cahilî hayat tarzını iliklerine kadar yaşayan bir topluma alternatif olacak olan topluluğun, kendi medeniyetini kendi içinde de olsa, iliklerine kadar yaşıyor olması elzemdir. Çünkü şu bir gerçektir ki, yaşayanlar yaşayanlara etki edebilir; kendi medeniyetlerini yaşamayanlar, kendi medeniyetlerini yaşayanlara zerre kadar etkili olamazlar. Daim, pratik teoriye galiptir.

Toplumsal değişimi kısa zamanda gerçekleştirmek mümkün olamayacaktır. Çünkü gerek kendi yaşadığımız toplumda, gerekse de dünya-âlemi büyük bir kainat toplumu olarak düşünürsek, çok derin ve yaygın bir bozulmuşluk görülmektedir. Toplumların içinde bulunduğu bu alenî ve hakikî bozulmuşluk durumunu anlatan Üstad Seyyid Kutub, ‘Yoldaki İşaretler’de uzun süredir bozulan toplumun toparlanmasının da uzun süreceğini anlattığı ‘Takdim’ ve ‘Uzun Süren Bir Geçiş Dönemi’ bölümlerinde bu realiteden bahseder. Ve der ki: “Diriliş girişiminin başlamasıyla, yönetimin ele alınması arasındaki mesafenin uzun olduğunu biliyorum. Çünkü İslam ümmetinin varlığı ve görüntüsü uzun süre kaybolmuştur. Cahiliyyeden İslam’a geçişi sağlayacak dönem, uzun bir süreçtir. Bu süreç yolun ortasında, üzerinde buluşulacak bir köprü değil, cahiliye ehlinin İslam’a geçişlerini sağlayacak bir köprüdür. Bütün bu değerlendirmelere rağmen İslamî dirilişin başlamasıyla yönetimi teslim alma arasındaki mesafe ne kadar uzun olursa olsun, İslamî diriliş zorunludur. İslamî dirilişi başlatmak; vazgeçilmesi mümkün olmayan adımdır.” Üstad’ın dediği İslamî dirilişi başlatanlardan olabilmeyi ve bu dirilişin sonucunda toplumsal değişimi görenlerden veya çocuklarının görmesine vesile olanlardan olabilmeyi Rabbim cümlemize nasip eylesin.

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: rumeysa-sarisacli
  • Ömrün Muhasebesini Yapmak | Sayı 79

    Ölümü tefekkür etmek ve geçen ömrümüzün muhasebesini yapmak zamanın kıymetini bilmeyi sağl…
  • Peygamber Efendimizin Manevi Hali | Sayı 79

    Bu yazımızda Efendimizin manevi halinin tezahürlerini anlatmaya çalıştık. Derya mesabesind…
  • Kalbimizin Bekçisi Olmak | Sayı 78

    İnsana yol gösterecek, yaşamımıza ve davranışlarımıza doğru yön verecek bir pusula hükmünd…
  • Hakiki İman | Sayı 78

    Modern dünyanın etkisinde kalan insan her geçen gün teknolojinin baş döndüren girdabı için…
  • Türkiye’de İslamcılığın Tarihi Süreci | Sayı 77

    Türkiye’deki İslamcılığın tarihi sürecini ve İslamcılık kavramının doğuşundan günümüze kad…
  • Kudüs Bizimdir | Sayı 76

    Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki: “Müslümanlarla Yahudiler harb etmed…
Kategoriden Daha Fazla: Kapak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Peygamber Efendimizin Manevi Hali | Sayı 79

Bu yazımızda Efendimizin manevi halinin tezahürlerini anlatmaya çalıştık. Derya mesabesind…