Anasayfa Bölümler Alıntı Yazılar Kur’an ile Yetinme Fikrinde Olanların Hadislerden Delilleri ve Bunlara Verilen Cevaplar ( Sayı 44)

Kur’an ile Yetinme Fikrinde Olanların Hadislerden Delilleri ve Bunlara Verilen Cevaplar ( Sayı 44)

16 dakika ortalama okuma süresi
0
0

“Siz benden gelen hadisi Kur’an’a arz ediniz. Şayet onda aslını bulutsanız onu alınız aksi halde onu reddediniz.”1
“Ben ancak Allah’ın kitabında helal ettiğini helal eder Kitabında haram ettiğini de haram ederim.”2
“Benden hadis rivayet edecek, kurana uygunsa bendendir. Kurana muhalif ise benden değildir.”3
Bu delillere verilen cevaplar şöyledir. Aslı bilinmek şartı ile olsun ister kavli olsun ister fiili Hz. Peygamber’in hadisinin hüccet olduğunu inkar eden küfre girer. İslam dairesinden çıkar. Kur’an şeriatın kaynağıdır. Bütün hükümler O’na döner. Ancak bütün hükümleri tafsilatıyla açıklamayı kendisi yapmaz. Sünnete, ictihada yer bırakır. Kur’an umumî ahkam kurallarını ve dinin temelini ihtiva eder. Kur’an’da ahkâmla ilgili ayetlerin bazısı açıktır, bazısının açıklaması da Rasulullah’a bırakılmıştır. Allah, elçilerini şeriatını açıklamak için göndermiş ve onlara itaati de farz kılmıştır. Rasulullah’ın ahkâma dair bütün açıklamaları Kur’an’ın açıklamasından ibarettir. Kur’an, sünnet, icma ve kıyastan biriyle elde edilen ahkâm Allah kitabının hükümlerindendir. İster nass, ister işaret yönünden olsun aynıdır.4 Delil oluş açısından Kur’an ile sünnet arasında bir fark yoktur.5 Ancak şeriat hükümlerinin çoğu sünnetle sabit olmuştur. Kur’an’da ki hükümler ise genellikle mücmel ve külli kaideler şeklindedir.6
Sünnetin Sadece O Günün İnsanına Yönelik Olduğu İddialarına Cevaplar
Sünnetin sadece o günün insanına yönelik olduğu iddiası dayanaktan yoksundur. Sünnette yer alan bazı hükümlerin belli ibadetlere, belli şartlara bağlı olduğu malumdur. Aynı şey Kur’an için de söz konusudur. Peygamberimiz hayatta iken bile, sahabilerin bazı emirleri farklı şekilde anlayıp uyguladıklarına dair bir çok örnekler vardır. Bunun yanında önceki durumla mukayese edilmeyecek kadar çok hükmün ise peygamberlik süresi içinde farklı zaman ve yerlerde aynı şekilde uygulandığı görülmektedir. Zamanın ilerlemesi veya kültürel ortamın değişmesi bunların uygulama şekillerinde değişikliğe yol açmıştır. Örnek olarak Medine dışına gönderilen görevlilere verilen talimatları zikredebiliriz. Bunlarda mekan ve ona bağlı olarak değişen kültürel ortamın değişmesi sebebiyle bir değişiklik yapılması düşünülmemiştir. Özellikle yazılı bir kültüre sahip olduğu bilinen Yemen’e gönderilen görevlilere ildirilen talimatlar zikredilmeye şayandır. Şu halde İslam’ın 23 yıllık uygulama süresi olan asrı saadetteki bu vakıa belirleyici olmalıdır. Dolaysıyla bütün insanlığa gönderilmiş ve kıyamete kadar bakî kalacak son din İslam’ın Kur’an ve sünnette yer alan hükümleri asrı saadette farklı coğrafyalarda aynı şekilde uygulandığı gibi ileriki asırlarda da aynı şekilde geçerli olmalıdır.7
Bazıları Kur’an’ın bütün ahkamı ihtiva ettiğini, sünnete ihtiyaç duyulmadığını, dolaysıyla subuti zanni olduğunu ileri sürerek sünnetin hüccet olamayacağını ileri sürerler. Çağdaş yazar Muhammed Tevfik Sıdkı: “İslam tek başına Kur’an’dan ibarettir” başlığı altında yayınladığı bu tezi savunmuştur.8
İslam’da Kur’an’dan sonra ikinci delil olan sünnet, islamı anlama ve yaşamada ümmeti Muhammed’in güvencesi, yegane örneği ve tek yoludur. Bu sebepledir ki ne takva gerekçesi ile ne de ihmal ve tembellik neticesinde sünnet dışında yaşamaya çalışmak ümmet olmakla bağdaşmamaktadır. Zira “Peygamberler mü’minler için öz nefislerinden önce gelir”9 O’nun hayatı, sözleri, tavsiyeleri, tebşir ve sakındırmaları kendine duyulan sevgiye dayalı olarak, mü’minlerin hayatında büyük bir hüsnü kabul görecektir. Peygamberleri dikkate almadan Müslüman olunamayacağı gibi onun sünnetine rağmen veya sünneti dikkate almadan da Müslüman olunmaz.
Sünnet, Hz. Peygamber’in ortaya koyduğu hayat modeli, İslam’ın pratik örneği iken, onu mü’minler için örnek olmaktan çıkarmaya, din için delil olmaktan uzak tutmaya çalışan düşünce ve beyanla, Peygamber’e rağmen peygambersiz bir Müslümanlık hayalidir.10
Sünnet’in Vahiy Sayılmasına Karşı Çıkanlar ve Bunlara Cevaplar
Bu görüşün sahipleri, sünnet vahiy eseri değildir derler. Fakat görüşlerini ciddi bir esere isnad edemezler. Sünnetin vahiy sayılmasına kısmen karşı çıkan Suphi es-Salih, Ebu Beka’nın Külliyat’taki ve İbn Hazm’ın “İhkam” adlı açıklamalarında sünneti vahiy olarak kabul edişlerini mübalağa olarak nitelendirmekte, ilahi vahiy ile hadislerin, ayrı mütalaa edilmeleri gerektiğini savunmaktadır. Hz. Peygamber’in de bizzat bu ayrımı tatbik ettiğini söyleyen Suphi es-Salih, Şafi’nin “hikmet sünnettir”11 prensibini delil olarak kabul etmektedir.
Sünnetin vahiy olup olmadığı noktasında aşırı gidenler olduğu gibi orta yolu tutanlar da vardır. Bu meselede mutedil sayılabilen, Abdu’l-Azim ez-Zerkani’nin vahiy ile ilgili taksimi biraz daha farklı görüşe sahiptir. Bu âlim “Hadislerde vahiy unsuru görüldüğü gibi insani bir unsur da görülür” demektedir. Hadis nebeviler bazen vahiy yoluyla bir imla bazen de peygamberin benliğinde bir parıltı, bir tecelli şeklinde meydana gelir. Aynı zad, burada bahis mevzuu olan vahyi “celi ve hafi” kısımlarına bölmektedir.12
Bu ve benzeri aşırı yaklaşımlar, karşı aşırı yaklaşımları doğurmakta ve bu kez sünneti tamamen dışlayan, onu kaynak ve örnek uygulanma olarak gören, ona tamamen tarihsel gözle bakan, sadece Kur’an ile yetinmek gerektiğini savunan iddialar ortaya çıkmaktadır.13
Sünnetin dinde şer’i bir delil olup olmayacağı konusunda eskiden beri süregelen tartışmaların varlığı bu sevdada olan insanları ilzam edici hadislerin varlığı sırf bunun hadislerin yazılması böylesi ekollerin mevcudiyeti,14 bu iddiaların zaman içerisinde ciddiye alındığını gösterir.
Sünneti bir tarafa atıp sadece Kur’an ile yetinme imkânı yoktur.15 Zira şer’i hükümlerin çoğu sünnetle sabit olmuştur. Sünnet, Kur’an’ın bir şerhi, açıklaması ve açılımı olması itibariyle onun tamamlayıcısıdır. Sünnet, bu yeri hem peygamberlik makamının tabii bir gereği olarak hem de Kur’an’ın tefviz ve tasvibi ile almıştır. Nitekim İmam-ı Şafi, “Rasulullah’tan kabul eden Allah’ın farzı ile kabul etmiştir”16 der.
İbn Teymiyye bu konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır. “Hiç kimse Hz. Peygamber ve onun götürdüğü hakikatlere inanmadıkça ve ona iç ve dış âlemiyle uyup bağlanmadıkça Allah’a dost olamaz bu itibarla Allah’a sevgi ve dostluğu iddia edip de Hz. Peygamber’e ve onun sünnetine tabi olmayan kimse Allah’ın dostlarından değildir. Bilakis ona muhalefet edenler Tanrının düşmanı şeytanın öz arkadaşı olurlar.”
Tusi, itaat kavramı ile ilgili olarak şöyle demektedir: Taat emre uymak demektir. Allah’a itaat onun emir ve yasaklarına uymak, Peygambere itaat de aynı şekildedir, onun emirlerini yerine getirmektir.18 “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse biz seni onların üzerine bekçi olarak göndermedik”19 ayeti bu gerçeği vurgulamaktadır.
Demek oluyor ki, Kur’an açısından bakıldığında Allah’ı sevdiğini ileri sürmek işi için yeterli olmamaktadır. Aynı zamanda Hz. Peygamber’e ve onun sünnetine uymak gerekmektedir. Bir insan öncelikle Hz. Muhammed’in Peygamber olduğunu kabul etmeli ki Kur’an’a uyabilsin. Bu nedenledir ki Kur’an Müslüman olmayanlara çağrısında ‘Allah’a ve Peygamber uymayı’ daima beraber zikretmektedir.
Kur’an’ın Allah’a ve Peygambere itaat çağrısı Müslüman olmayanlara olduğu gibi Müslümanlarada yöneltilmiştir; “Ey inananlar, Allah’a itaat edin, Elçiye ve sizden olan buyruk sahibine itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız onu Allah’a ve Elçiye götürün. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”20

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Alıntı Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi İle ‘Cumhurbaşkanı’nın Coca-Cola Fabrikası Açılışı Yapması’ Hakkında Röportaj

Kıymetli Furkan Nesli okurları! “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Coca-Cola fabrikasının açılışını…