Anasayfa Bölümler Alıntı Yazılar Kitab’un Mahfûz (Sayı 8)

Kitab’un Mahfûz (Sayı 8)

14 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Merhum Seyyid Kutub’un Kaleminden…

Zikri (Kur’an’ı) biz indirdik ve doğrusu onun koruyucusu da biziz.”1

Seyyid Kutup (r.h) Fi-zilâl’inde bu ayetle ilgili şu güzel izahları yapmaktadır;

Şu halde onlar için hayırlı olan Kur’an’a yönelmeleridir. Kalıcı olan, korunan, dağılmayan ve değişmeyen O’dur çünkü. Kur’an’a bâtılın bulaşmış olması, tahrif edilmesi mümkün değildir. Kur’an onları Allah’ın gözetimi ve koruması altında gerçeğe yöneltecektir, eğer gerçeği istiyorlarsa!

Biz asırlar sonra yüce Allah’ın, Kur’an’ın korunacağına ilişkin gerçek vaadine baktığımızda, birçok şahidin yanı sıra, bu kitabın Allah (c.c) katından geldiğine şahitlik eden bir mucize ile karşı karşıya kalırız. Eğer insanın iradesini aşan, tüm durumlardan, koşul ve ortamlardan daha büyük bir güç bu kitabı değişiklikten, bozulmuşluktan, korumuş olmasaydı bu kitabın, yüzyıllardır karşı karşıya kaldığı değişik durumların, koşulların, ortam ve etkenlerin bir kelimesini değiştirmeden, bir cümlesini tahrif etmeden korunmuş ve orijinal olarak bırakmış olmasının olanaksız olduğunu görürdük.

Hiç kuşkusuz bu kitap önceleri, çeşitli çekişmelerin ortaya çıktığı, fitnenin yaygınlaştığı, olayların peş peşe geliştiği dönemler yaşadı. O dönemde bazı gruplar, Hz. Peygamberin sözleri arasına çeşitli uydurma hadisler katmışlardır. Allah’dan korkan ve gerçekleri kavrama yeteneğine sahip onlarca âlim; peygamberin sünnetini kurtarmak, onun sözlerini ayıklamak, bu dinin aleyhinde komplolar kuran düzenbazların uydurmalarından arındırmak için onlarca sene uğraşmak zorunda kalmışlardır.

Ayrıca fitnenin yaygınlaştığı böyle bir ortamda bu gruplar, Kur’an ayetlerinin anlamlarını yorumlayarak, onları istedikleri hüküm ve direktifleri çıkarmak için sağa sola bükme imkânını da bol bol bulmuşlardır. Buna rağmen -fitnenin yoğunluğunun ve baskısının şiddetli olduğu bu dönemlerde- bütün bu gruplar Allah tarafından korunan bu kitabın ayetlerine yeni bir şey ekleme imkânını bulamamışlardır. Onun ayetleri, değiştirilemeyeceğinin, her türlü yanlış yorumdan korunacağının, aynı şekilde bu korunmuş kitabın Allah katından gelişinin kanıtı olarak indiği gibi kalmıştır.

Sonra bir zaman geldi -ki biz hâlâ bu dönemi yaşamaktayız- Müslümanlar inanç sistemlerini, sosyal düzenlerini, yurtlarını, ırzlarını, mallarını ve ahlâklarını hatta akıl ve düşüncelerini bile koruyamaz oldular. Onlara üstünlük sağlayan düşmanları, inananlarca iyi olan her şeyi değiştirip, yerine yine onlarca iğrenç kabul edilen kavramları yerleştirdiler. Müslümanların inanç, düşünce ve değer yargısı; ölçü, ahlâk ve gelenek; düzen ve kanun olarak karşı çıktıkları, benimsemedikleri her şeyi onlara kabul ettirdiler. Toplumsal çözülmeyi, ahlâkî çöküntüyü, dejenereyi ve insana özgü tüm niteliklerden soyutlanmayı kendilerine çekici gösterip; onları hayvanlarınkine benzer bir hayatın içine yuvarladılar, zaman zaman hayvanları bile tiksindirecek bir hayat biçimini yaşattılar. Bütün bu kötülükleri “İlericilik”, “Gelişmişlik”, “Lâiklik”, Bilimsellik”, “Serbestlik”, “Özgürlük”, “Zincirleri kırmak”, “Devrimcilik” ve “Yenilik” gibi parlak sloganlar ve isimler altında kabul ettirdiler. Böylece Müslümanların kala kala sadece “Müslüman” isimleri kaldı. Bu dinle uzaktan, yakından hiçbir ilgileri kalmadı. Sel sularının sürüklediği çerçöpe döndüler. Ateşe yakıt olmaktan başka da hiçbir işe yaramaz oldular. Hem de son derece âdi bir yakıt…

Ne var ki, -bütün bunlara rağmen- bu dinin düşmanları bu kitabın ayetlerini değiştiremediler, tahrif edemediler. Bu konuda başarıya ulaşamadılar. Hiç kuşkusuz bu hedefe varmak için insanlar arasında en hırslıları onlardı ve bu ideali gerçekleştirmek en büyük arzularıydı.Bu dinin düşmanları -en başta da yahudiler- Allah’ın dinine karşı tuzaklar kurmak için dört bin yıllık -ya da daha fazla- deneyim birikimlerini seferber ettiler. Birçok şey de başardılar. Örneğin; Hz. Peygamberin -salât ve selâm üzerine olsun- ümmetini ve müslüman ümmetin tarihini örtbas etmeyi başardılar. Açıktan açığa yapamadıkları şeyleri yapmak, rollerini gereği gibi oynamak için, olayları çarptırmakta, Müslüman toplumun bünyesine yerleştirdikleri adamlarının gerçek kimliklerini gizlemekte de büyük başarılar elde ettiler. Devletleri, toplumları, düzenleri ve kanunları yok etmeyi başardılar. Yüzyıllardan beri, özellikle çağımızda Müslüman toplumların bünyesinde kendi hesaplarına uygun, çeşitli yıkım ve çökertme faaliyetlerinde bulunmaları için işbirlikçi hainleri, kahraman ve kurtarıcı olarak sunup kabul ettirebildiler.

Ama tüm koşullar kendi lehlerine olmasına rağmen, bir şeyi yapamadılar. Bu korunmuş kitaba bir şey yapamadılar… Üstelik bu kitaba bağlı olduklarını söyleyenler, kitabı korumak bir yana, onu kulak ardı edip, sele kapılan çerçöp yığını gibi hiçbir tepki gösteremeden akıntıya kapılmış gidiyorlar… Bu da bir kez daha bu kitabın ilahî olduğunu göstermiştir. Bu akıllara durgunluk veren mucize, onun üstün iradeli ve her yaptığı bir hikmete dayanan yüce Allah tarafından indirildiğini kanıtlamıştır.

Bu vaad, Peygamberimizin -salât ve selâm üzerine olsun- döneminde sadece bir sözdü. Ama bugün yaşanan bunca büyük olaydan ve uzun asırlardan sonra bu vaadin, bir mucize olduğunu ve bu kitabın yüce Allah katından geldiğini kanıtladığı ortaya çıkmıştır. Artık inatçı kara cahillerden başkası bu gerçeği tartışma konusu yapmaz.

Tüm çamur atmalara ve zihin bulandırmalara karşın Allah’ın sözü hak olmuş ve Kur’an’ın bir harfi bile zâyi olmamıştır Buna güneş gibi parlayan şu delilleri sunarız:

Birinci ve en güçlü delilimiz; Allah’ın, Kur’an’ın korunmasını bir heyete, âlimlere, ehl-i beyte yahut Müslümanlara bırakmayıp, tekeline alması ve bunu açıkça Kur’an’da vurgulamasıdır.

İkinci büyük kanıtımız; şu an dünyada bir milyarın üzerinde Kur’an nüshası mevcuttur. Ve bu nüshalar arasında ilk günden bu güne değin tarihsel bir kırılma-kopma bulunmamaktadır. Yani elimizde her yüzyıla ait bir numune bulunmaktadır. Bu milyarlarca Kur’an metinlerinde önemsiz matbaa ve yazım hatalarını hesaba katmazsak, tek bir fark bile mevcut değildir.

Üçüncü burhanımız; Kuran’ın muhtevasında, emir ve yasaklarında en küçük bir çelişkinin bile bulunmayışıdır. Eğer sonradan bir kul müdahalesi bulunmuş olsaydı, mutlaka kulun etkisi kendi sınırlarıyla çevrili olacağından sırıtacaktı.2

Kur’an’ı incelemiyorlar mı? Eğer Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı içerisinde birçok çelişki bulurlardı.3

Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun (Kur’an’ın) sözlerini değiştirebilecek kimse yoktur. O’ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.4

*Korunmuş Kitap

1-Hicr, 9

2- Fi- Zilâl,

3-Nisa, 82

4- Kehf, 27

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Alıntı Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Nefislere Nasihat | Sayı 79

Tamahkâr, aç gözlü olma, kalbin katı ve kara olur. Çok mal artırmak için kendini küçük düş…