Anasayfa Bölümler Bilim ve Tefekkür Kâinat Sergisini Gezdiniz Mi? (Sayı 19)

Kâinat Sergisini Gezdiniz Mi? (Sayı 19)

15 dakika ortalama okuma süresi
0
0

De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bir bakın. İşte Allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır. Gerçekten Allah her şeye kadirdir.1

OKYANUSLARIN ÜRKÜTEN BALIĞI; MAVİ BALİNA!

Sanatkâr olan Rabbimiz mükemmel bir tabloyu da okyanuslardan sunuyor bizlere…

Öyle bir tablo ki; görenleri ürkütüyor, hayretlere düşürüyor ve tüm ezberleri bozuyor, aynı zamanda aklımızın sınırlarını da zorluyor. 180 ton ağırlığında ve ortalama 30 metre boyunda, bugüne kadar gelmiş geçmiş en büyük hayvan olduğuna inanılan mavi balina…

Amerikan Ulusal Deniz Memelileri Laboratuvarı (UDML) bilim adamları, mavi balinanın 30 metre boyunda, 180 tondan fazla olduğuna inanmaktadır. Bilim adamlarının bugüne kadar yapabildiği en kesin ölçümlerde en uzun mavi balina 29,9 m’dir. Bu uzunluk yaklaşık olarak, bir yolcu uçağının ya da arka arkaya duran üç belediye otobüsünün uzunluğuna eşittir. Bu muazzam dev boyutlu balinanın ağırlığı vb. ölçümleri ancak balina parçalara ayrıldıktan sonra yapılabilmiştir.

Bu dev hayvanlar okyanuslarda hareket ettiği zaman, metrelerce dalgalar oluşturmakta ve izleyenlerin ağzını açık bıraktırmaktadır. Aslında asıl hayranlığımız ve kendisinde kendimizi kaybettiğimiz hakikat; sayısız harikaları yaratan Allah (c.c.)’ın mükemmel yaratmasınadır. Zaten hayran olunması gereken gerçekte de sadece O’dur.

Mavi balinanın Tefekküre Sevk Eden İncelikleri

• Mavi balinaların kafası o kadar geniştir ki, dili üzerinde 50 insan ayakta durabilmektedir. Ayrıca sadece dili bir fil ağırlığındadır.

• 120–130 tonluk bir mavi balinanın 450 kg’lık kalbinin büyüklüğü, 70 kg’lık 7 insan büyüklüğü kadardır ve toplamda yaklaşık 6500 litre olan kan hacmini dolaştırır.

• Hayvanın aort gibi büyük bir atardamarının içinde bir bebek rahatlıkla emekleyebilir.

• Akciğer kapasitesi 5,000 litredir.

GÖZLE GÖRÜLEMEYEN BÜYÜK FABRİKALAR; ALYUVARLAR

Muazzam büyüklükte yaratılan güneşe ve gezegenlere bakıldığı zaman, her şeyin en ince hesaplarla yaratıldığı ve yine bir milimetreküp kana yaklaşık 5 milyon alyuvarı yerleştiren Rabbimizin, 5 milyon alyuvar hücresinin de her birini yine akıl almaz harikalıkta yarattığı görülmektedir. Allah (c.c.) bu şekilde yüceliğini ve ilmini sergileyerek, bakıp düşünenleri kâinattaki tablolara hayran bırakmaktadır.

Sizlere vücudumuza nefes aldıran, en ücra köşelere kadar oksijen taşıyan hücrelerden kesitler sunarak kâinat sergisini temaşaya devam edeceğiz inşallah.

Tablo olarak parmak ucundaki bir damla kanın içindeki milyonlarca hücreden sadece birini seçiyor ve alyuvar dediğimiz bu hücredeki dev fabrikaları, muhteşem tasarımı inceliyoruz.

Bir insan vücudunda yaklaşık 100 trilyon hücre vardır. Bu hücrelerin yaklaşık ¼’ü yani 25 trilyonu alyuvar hücresidir. En önemli görevleri ise akciğerden aldıkları oksijeni vücutta bulunan tüm hücrelere ulaştırmaktır. Bu görev için fedakârlıktan kaçınmamışlar ve kemik iliğinden üretilip kana salınmadan önce çekirdek, lizozom, mitokondri gibi organellerini kaybetmeyi göze almışlardır. Bu durum Rabbi için birçok şeyini feda eden dava adamlarını anımsatmaktadır öyle değil mi?

Rabbimiz alyuvarları oksijen taşımaları için diğer hücrelerden oldukça farklı yaratmıştır. Alyuvarlar iki taraftan içe çökük disk (bikonkav) şeklinde hücrelerdir, ayrıca esnektirler. Çok ince kılcal damarlar içinde dolaşacakları için hemen her şekle girebilen bir torba gibidirler. Oksijenin vücutta her yere ulaştırılabilmesi için bu şekil son derece önemlidir

Allah (c.c.) bırakın güneşi, dünyayı, ağacı, yağmuru insanları başıboş bırakmayı, insanın parmağına iğne batınca çıkan bir damla kanın, ancak 5 milyonda biri olan bir alyuvarı dahi başıboş bırakmamıştır.

Alyuvar üretiminde beyin, kemik iliği, dalak ve böbrekler mükemmel bir uyum içinde çalışmaktadır. Alyuvar sayısı azalırsa, hormon kemik iliğinden üretimi arttırmasını ister, eğer sayı fazlaysa üretim yavaşlatılır. Yaklaşık 120 gün yaşadıktan sonra ölen alyuvar hücrelerinin yerine, kemik iliğinden yeni alyuvarlar devamlı olarak üretilerek kana geçer. Saniyede 2,5 milyon alyuvar üretilir yine yaklaşık 1 saniyede 2,5 milyon alyuvar sıra beklemeden damarlardan temizlenir. Kanda şekli bozulan veya görevini yapamayan hücreler, dalakta rutin muayene esnasında tespit edilir ve görevine son verilir. Bu işlem saliseler içinde milyonları idare eden Rabbimizin mucizevî yaratılışını bir kez daha gözler önüne sermektedir.

İNSANIN GÜÇLÜ SİLAHI; AKSIRIK

Aksırık Rabbimizin vücudumuza yüklediği mükemmel bir koruyucu sistemdir. Bu sistem vücudu zararlı maddelere ve tozlara karşı etkin bir şekilde korumaktadır. Aksırmakla kısa bir süreliğine gözler ve hava geçitleri kapanmakta, saatte 400–500 km. hızla yaklaşık 85 milyon bakteri ve virüs vücuttan dışarı atılmaktadır. Dışarı atılan bakteri ve virüsler ise saatlerce havada asılı kalabilmektedir. İnsan vücudundaki bu sistem, akciğerde ve solunum yollarında mikroorganizmaların aşırı çoğalmasını önleyerek bizleri bronşit, tüberküloz (verem) vb. gibi çok ciddi hastalıklara karşı farkında olmadan korumaktadır. Ayrıca grip, nezle olanlar veya polenlere alerjisi olanlar istem dışı aksırmakta ve vücudu istila etmeye çalışan zararlı şeylere aksırmak gibi güçlü bir silah ile savaş açmaktadır.

Diğer yandan etrafa saçılan mikroorganizmalar ise büyük risk oluşturmaktadır. Ancak İslam bu tehlikeyi önlemek için aksıran kimsenin sol elle ağzını kapatmasını ve sonra elini yıkamasını veya bir mendille ağzını kapatmasını öğretmektedir.

Büyük bir basınçla ve hızlıca dışarı atılan bakterilerin önü şiddetli şekilde tıkanırsa bu akciğerlere, göze hatta kalbe zarar verebilmektedir. En iyisi ağzı tam kapatmadan mendille bakterilerin yayılmasını önlemektir.

İnsan her aksırdığında milyonlarca mikrop ve zararlı maddelerden kurtulduğu için Rabbine sonsuz hamd ve şükürde bulunmalı, her şeyi kusursuz yaratan Rabbine karşı kusurlarının telafisi için azami gayret göstermelidir.

KÜSERKEN ALLAH’I HATIRLATAN KÜSTÜM ÇİÇEĞİ

Her canlıya değişik savunma mekanizması veren Rabbimiz, küstüm çiçeğini de bir tablo olarak sergisine yerleştirmiştir. Küstüm çiçeğinin çok ilginç bir savunma sistemi vardır. İnsanın eli sobaya değince nasıl aniden elini çekiyorsa, bu bitkinin yapraklarına dokunulduğunda birkaç saniye içinde, sapla birlikte yapraklarının gövdeye doğru yaslandığı görülecektir. Eğer bitkiyi rahatsız eden etki devam ederse, bu kez küstüm çiçeği aşağıya doğru ikinci bir hareket yaparak gövdesinin üzerindeki sivri dikenleri ortaya çıkarır. Bu şekilde böceklere karşı kendini korur. Bu refleksi gerçekleştiren mekanizma elektrik akımlarıyla başlar. Bu, insan vücudundaki sinirlerden geçen akım gibidir. Her bir yaprağın dibi (yaprağın sapıyla birleştiği yerde), oldukça şişkindir. Buradaki hücreler sıvıyla doludur. Uyarı buraya ulaştığı zaman, yaprağın dibindeki şişkinliğin alt yarısı aniden suyunu boşaltır ve aynı anda diğer üst yarı, bu suyu kendi bünyesine alır. Ve yaprak aşağıya doğru düşer, yani size küser. Böylece uyarı saplar boyunca ilerlerken, yapraklar teker teker, ardı ardına kapanır. Bu şekilde bir savunma hareketinden sonra, bitkinin tekrar hücrelerini doldurup, yapraklarını açabilmesi için 15-20 dakika gerekmektedir.

Küstüm çiçeğinin bu hareketi küsme değil aslında sanatkârın yüceliğini ifade eden bir sanat harikasıdır. Görüntüsüyle hayata renk katan bu çiçek dahi görevini unutmamakta, küserek veya refleksle çok unutkan olan insana kâinatın sahibini hatırlatmaktadır.

Tefekkür ederek Allah’ı tanıyan, seven ve O’nun davası uğrunda mücadele eden bir nesil olmak dileğiyle Allah’a emanet olun…

1- Ankebut , 20

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Hikmet Bozyel
Kategoriden Daha Fazla: Bilim ve Tefekkür

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Somon Balıkları | Sayı 66

Yeryüzünü ve gökyüzünü harikulade sanat eserleriyle süsleyen Allah Celle Celaluhu, Kur’an-…