Anasayfa Bölümler Hadis İslam’ın Esasları (Sayı 8)

İslam’ın Esasları (Sayı 8)

16 dakika ortalama okuma süresi
0
0

İbn Ömer (r. a. ), Rasulullah (s. a. v) den şöyle rivayet etmiştir:

İslâm, beş şey üzerine bina edilmiştir:

Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, beytullah’ı haccetmek ve ramazan ayı orucunu tutmak.1

Hadis muttefekun aleyhtir; Buhari ve Müslim’in üzerinde ittifak ettiği, derece bakımından en üstün hadis nevidir.

Bu hadis İslam’ın en temel hadislerindendir. Çünkü bir insanın Müslüman olabilmesi öncelikle, kelime-i tevhidi kabul etmesiyle mümkündür. İslâm’ın kendisiyle tarif edildiği her şey, hiç şüphesiz son derece önemlidir. Çünkü o, İslâm’ın vazgeçilmez bir esası demektir. Bu sebeple hadisimizde sayılan beş esastan her biri, farz-ı ayn niteliğinde olup birilerinin yerine getirmesiyle diğerlerinin üzerinden asla düşmeyen, her mükellefin bizzat kendisinin yerine getirmesi gereken hususlardır.

Kelime-i şehadeti kabul hususunda Hanefilere göre dil ile ikrar şarttır. Cumhura göre ise dil ile ikrar şart değildir, fakat sebepsiz yere dil ile ikrar etmeyen bir insan Müslüman olarak kabul edilemez.

Amel imandan bir cüz değildir. İmanın olması için amel şart değildir; ama imanın gereği ameldir. Bir insan namaz kılmazsa, oruç tutmazsa Müslümandır, bu sayılanları yapmadığında kâfir olmaz. Amel işlemeden de iman vardır; ama zayıf bir beden gibidir. Çünkü beden yemek yemeden de vardır fakat zayıftır.

Ele aldığımız hadisin İslam’ı tarif ederken tevhid akidesiyle başlaması son derece önemlidir. Nitekim İslam tevhid akidesi üzerine bina edilmiş bir dindir. Binlerce yıllık vahiy tarihinin özü “LE İLEHE İLLALLAH”tır. İstisnasız bütün peygamberler, tarih boyunca gönderildikleri toplumları hep bu akideye davet etmişlerdir. insanları kula kuluktan kurtarıp yalnız Allah’a kul olmaya, Allah’ın dünyasında yalnızca Allah’a itaat etmeye çağırmışlardır.

Bu bağlamda peygamberimiz (s.a.v) “Ben insanlarla Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şehadet edinceye kadar savaşmakla emrolundum” buyurmaktadır.2

“Leileheillallah ağır(lığı) olan ve bütün sistemleri darmadağın edip küfrü yere indirecek, en mâkul, en âdil ve en mantıklı sözdür. Davamızın bu şekilde ortaya konulması,İslam’ın ilk şartının tevhid olması, meselenin önemini göstermektedir. Elimizde atom gibi etkili bir söz var ve bu sözle biz geçmişte bir medeniyet kurduk. Bugün de İslam Medeniyeti’nin yeniden inşası bu etkili sözün kıymetinin bilinmesiyle mümkündür.”3

Davanın bu şekilde ortaya konulmasına rağmen, bugün Müslümanların tevhidi bir tarafa bırakarak daha çok ahlâk, namaz gibi konuların üzerinde durduklarını görüyoruz. Halbuki Leileheillallah itikadî olduğu için anlaşılmaya, kabul edilmeye en müsait cümledir.

Kelime-i tevhidin birinci yarısı kadar ikinci yarısı -Muhammed (s.a.v.)‘in Allah’ın kulu ve Rasülü olduğu-da önemlidir. Din; peygamberin hayatıyla hayat bulur, pratik olarak uygulama imkanı kazanır. Dinin içinden ‘peygambere iman’ çıkarıldığı zaman geriye bir şey kalmayacaktır. Son zamanlarda özellikle Dinler Arası Diyalog tuzağı çerçevesinde ortaya atılan peygambere iman olmadan da cennete girileceği görüşü asrımızın en büyük bidatlerindendir.

Kelime-i tevhidden sonra zikredilen dinin direği, mü’minin miracı olan namaz, insanı günde beş defa Allah’ın huzuruna çıkarmakla disipline eder, yaz kış demeden insanı eğitir, kulun Allah’a itaatini gösterir. Namazın Allah katında makbul olanı ise huşu ile kılınanıdır. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de; “Namazlarını huşu ile kılan mü’minler kurtulmuşlardır” 4 buyurmuştur. Ayrıca yüce Allah hûşu ile kılınan bir namazın insanı her türlü kötülük ve günahtan koruyacağını da haber vermektedir.5

Namaz insanı cemaat olmaya mecbur eder ve saf saf yapmasıyla asker gibi emir komutaya hazır hale getirir. Aslında namaz, bütün bu yönleriyle, insanı cihada hazırlar. Bu durum zekat, hac ve oruç için de geçerlidir.

Bereket, temizlemek” gibi anlamlara gelen zekât ise; malın bereketini artırır ve kişiyi haramlardan, kalbindeki cimrilik ve tamahkârlık gibi manevî kirlerden temizler. Allah yolunda vermeyi öğretir. Yüce Allah nisap miktarı mala sahip olan her Müslümana zekatı farz kılmıştır. Zekat sosyal adaleti gerçekleştiren mâlî bir ibadettir. Zekatla fakirlik yenilir, Müslümanlar arasında sevgi, muhabbet ve merhamet hâsıl olur.

Bir diğer esas olan oruç da nefsi terbiye eden, ruhu yücelten ve bedene sağlık veren bir ibadettir. Aynı zamanda oruç bedenî yönden insanı cihada hazırlar. Ramazan ayını oruçlu geçirmek farzdır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Sizden kim Ramazan ayına kavuşursa o ayı oruçlu geçirsin6 buyurmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v) cehennemden korunmanın en kolay yolunun oruç tutmak olduğunu “Oruç cehenneme karşı kalkandır, ateşe perdedir7 hadisiyle ifade etmiştir.

Peygamberimiz (s.a.v) haccı da Müslümanlığın beş esasından biri olarak saymış ve haccın önemini ve faydalarını belirtmiş haccın nasıl yapılacağını bizzat uygulayarak göstermiştir. Hac için de para harcanır ve hacda izdihamlara, sıkıntılara sabredilir. Aynı zamanda hac; birlik olmanın, kardeş olmanın, cemaat olmanın en güzel örneğidir ve bu yönüyle ümmetin kongresidir.

Hadiste zikredilen bu beş şartın birincisi iman, diğer dört şart da ameldir. Hadis bize İslam’ın inanç ve amel olduğunu ifade etmektedir. Amelsiz iman olmadığı gibi imansız amelin de bir faydası yoktur. Ayrıca birinci şartın (imanın) kabul edilmesi neticesinde, diğer dördüyle amel etmenin bir manası vardır.

Hadiste geçen beş şey binanın temel taşlardır. İman temel, namaz orta direk zekat, oruç, hac yan direk diğer farzlar ve sünnetler (vacip ve müstehaplar) ise, tamamlayıcı kâbilinden olan şeylerdir ki onlar da binanın boyasıdır, süsleridir. Ana temel imandır, kalanlar da ibadet, ahlâk ve cihattır.

Bugün bazı çevreler bu hadisi delil olarak öne sürüp, İslam’ın sadece hadiste geçen namaz, oruç, hac ve zekat ibadetlerinden ibaret olduğunu söylemektedir. Bu çok hatalı bir anlayıştır. İslam’ın bunlardan ibaret olduğu söylenemez. Bunlar büyük bir binanın üzerinde durduğu, onu ayakta tutan beş ana sütun olarak kabul edilebilir. Hadiste sayılan beş husus İslam’ın ana esaslarıdır. Zira Rasulullah (s.a.v) birçok hadisinde bir şeyin önemini vurgulamak için küllî bir şeyi cüz ile tarif etmiştir. Bunun en belirgin örneği “Hac arafattır8 hadisidir. Malum olduğu üzere hac ibadeti sadece Arafat’ta vakfede durmaktan müteşekkil değildir. Ancak bununla birlikte hac ibadetinin en önemli unsuru arafattır. İşte bu hadiste de Rasulullah (s.a.v) İslam’ın bu beş şartının ehemmiyetini vurgulamaktadır. Elbette İslam sadece bu beş şarttan ibaret değildir. Nitekim ayette: “Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri ortaya çıkarıp, sabredenleri belli etmeden cennete girivereceğinizi mi zannettiniz.9 buyrulmaktadır. Ancak bununla birlikte hadiste geçen bu şartlar İslam’ın en önemli şartlarıdır.

Yazıyı Peygamberimizin konuyla alakâlı bir hadisiyle bitiriyorum: “İman yetmiş küsur şubedir. En yücesi “Leileheillallah” demek, en alt derecesi ise, sıkıntı veren şeyleri yoldan kaldırmaktır.”10

1. Buhârî, İman, 11, 2; Müslim, İman, 19-22; Tirmizî, İman, 3; Nesai, İman, 13

2. Nevevî, Şerh-u Müslim, 1:177

3. Alparslan Kuytul Hocaefendinin Cuma Sohbetlerinden

4. Mü’minûn, 1-2

5. Ankebût, 45

6. Bakara, 185

7. Buhari, Sıyam, 164

8. Tirmizî, Tefsîri süre (2); Ebü Davüd, Menasik 68

9. Al-i İmran 142

10. Müslim, İman, 58; Tirmizi, İman, 6; Ebu Davut, Sünnet, 18; İbn-i Mace, Mukaddime, 9

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Harun Kızılboğa
Kategoriden Daha Fazla: Hadis

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Tevbe ve İstiğfar (Sayı 16)

Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: “Nebî (s.a.v.)’nin şöyle buyurduğunu işittim: “…