Anasayfa Bölümler Makale İSLAMÎ EĞİTİMİN ESASLARI (Sayı 23)

İSLAMÎ EĞİTİMİN ESASLARI (Sayı 23)

15 dakika ortalama okuma süresi
0
0

 İnsanı yaratan Allah Azze ve Celle, RAB’dir. ‘Rab ise; gerçekte terbiye eden demektir. Yani bir şeyi olgunluğa ulaştırıncaya kadar halden hale geçirmektir.’1 Yarattığı varlığı olgunlaştırmayı murat eden Allah Allah Azze ve Celle, çeşit çeşit yönden onu eğitmektedir. Eğitim esaslarının çeşitliliği, insanın tek yönlü değil, çok yönlü bir varlık olmasından kaynaklanmaktadır.

Biz burada eğitimimizin temel esaslarını ele alacağız. Elbette bu esasların fer’i yönleri çok daha fazladır. Çünkü insan gibi karmaşık ve çok yönlü bir varlığın, her yönden eğitilmesi gerekmektedir. Bu durum ise, Kur’an’ın insanı eğitmedeki şümullülüğünün bir sebebidir.

Kur’an-ı Kerim insanı yaratan, yani en iyi tanıyan Allah’ın kelâmıdır. Rabbimiz Teâlâ: “Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, biz ona şah damarından yakınız”2 buyurmaktadır. İşte insan gibi karmaşık bir varlığı, onu Yaratan’ın bildirdiği eğitim esaslarına göre değil de insanların ortaya koyduğu nakıs veya yanlış eğitim esaslarına göre eğittiğimizde, nakıs veya yanlış eğitilmiş insanlar ortaya çıkacaktır. Bunun neticesinde ise, aslında yaratılış olarak ‘ahseni takvim’ olan, yani mükemmel bir kıvamda yaratılan, tüm mahlûkat içerisinde ‘eşref-i mahlûkat’ olan, yani yüksek bir değere sahip olan insan, kendisine bahşedilen fıtrî nimetleri kaybedecektir.

Kur’an-ı Kerim, insanın özündeki hayra temayülü muhafaza etmesi, yani fıtratını koruması ve ruhî eğitimini devam ettirmesi için, gerekli olan bütün vitaminleri bildirmektedir. Bu vitaminlerin herhangi biri ihmal edildiğinde, kalben veya nefsen hastalıklar zuhur edecektir. Kur’an’ın sunduğu bu vitaminlerin her biri, insanın manen hayatta kalması için olmazsa olmaz niteliğindedir. Bugün maalesef, bir takım kardeşlerimiz bu vitaminlerin bir veya bir kaçını önemsemekte, önemsedikleri esasın ise sadece tek yönünü ele almaktadırlar.

Rabbimizin Kur’an vasıtasıyla bize bildirdiği, dört temel eğitim esası vardır. Bunlar: İMAN, İBADET, AHLÂK ve CİHAD’tır. Bu temel esasların her birinin birçok yönü vardır. Biz bu yazımızda, İslam’ın ortaya koyduğu dört temel eğitim esasının belli başlı yönlerini ele alacağız.

İMAN

İman; her fiile anlam kazandıran temel bir duygudur. Yapılan tüm işler onunla bir değer kazanır. Allah’a iman ise, iman esaslarının başıdır.

İnsanlığın tarihsel sürecine baktığımızda, salt Allah’ı reddetme düşüncesinin hiçbir zaman revaç bulmadığı görülecektir. Allah’ın insana bahşettiği imana olan fıtrî eğilim, insanı yaratıcıya temayüllü hale getirmiştir. Ancak yaratıcı olarak Allah’a iman eden birçok insan, Allah’ı emredici olarak görmemiştir.

İşte Kur’an-ı Kerim, Allah’ın yaratma sıfatını bildirdikten sonra, bunu anlayan insandan Allah’ın otoritesine teslim olmasını beklemektedir. “Dâiyallâh (Allah’a davet eden)”3 olan Kur’an, nasıl bir Allah’a iman etmemiz gerektiğini ayetlerle ortaya koymaktadır. “Dikkat edin! Allah; Yaratandır, Emredendir”4 ayeti, Allah’ın yaratma sıfatının yanısıra, emretme sıfatının da olduğunu vurgulayarak, böyle bir Allah’a imanın hakikî iman olduğunu bildirmektedir.

İBADET

“Ben insanları ve cinleri yalnız bana kulluk için yarattım”5 buyuran Allah Allah Azze ve Celle, insanları kula kulluktan kurtarmaktadır. Bu çağrısıyla aslında insanı birçok ilahtan kurtaran Rabbimiz, gerçek özgürlüğün de Allah’a kullukta olduğunu bildirmektedir.

İnsanın yaratılış gayesini Allah’a kulluk olarak belirleyen Kur’an, “Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın”6 çağrısıyla ise, kulluğu tevhide bağlamaktadır. Yani hakikî kulluk (ibadet), bir olan Allah’a irca edildiğinde, Allah katında kayda değer bir ibadet olarak yazılacaktır. Kulluğun ayrılmaz parçası ise, itaat anlayışıdır. Allah’ın yanısıra başka mercilere -Allah’a rağmen- itaat ederek, kulluğu sadece Allah’a hasretmeyenler, namazda kırk defa tekrarlanan “İyyeke na’büdü” (Yalnız Sana ibadet ederiz) sözünü tutmayanlardır. İbadetin ruhunu ise, ‘gönülden itaat’ anlayışı oluşturmaktadır. Kullukta istenilen kıvama gelen insan; özellikle farz ibadetler konusunda hassas, haramlardan ise şiddetle kaçınan bir insan olacak ve böylece Rabbine yaklaşacaktır.

AHLÂK

“Güzel ahlâk hakkı hak sahibine vermeyi gerektirir” der Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi. Ahlâklı bir toplum oluşturmamızın belki de birincil adımı, insanımıza bu anlayışı vermekle atılabilir. ‘Allah’ın hakkını Allah’a verme’ anlayışı, güzel ahlâkı yaşamaya ve yerleştirmeye çalışan davetçinin idealidir. Elbette bu anlayışı vermeye çalışan mübelliğin İslamî ahlâk ile donanması elzemdir. Ancak bugünkü toplum literatüründe bazı kavramlar o kadar dejenere edilmiş, o kadar derinliğini kaybetmiştir ki, ‘ahlâk’ kavramı da bu dejenerasyondan nasibini (!) yeterince almıştır. Allah’ı tanımayan insana dahi ‘güzel ahlâklı’ denilen şu toplumda, ahlâkı yeniden tanımlamak ve ‘ahlâklı insan’ profilini yeniden çizmek bir zorunluluk olmuştur.

“Muhakkak ki sen en yüce ahlâk üzeresin”7 buyuran Kur’an-ı Kerim, güzel ahlâklı insanın nasıl bir insan modeli oluşturacağını, Hz. Peygamberi örnek göstererek, pratik olarak ortaya koymaktadır. “O’nun ahlâkı Kur’an idi” buyuran Hz. Ayşe Radıyallahu Anha ise Hz. Peygamberin, ahlâkın kriterlerini Kur’an’dan aldığını vurgulamaktadır. Kur’an; insanın davranışlarında, insanlara karşı (kâfire, münafığa, mümine…) yaklaşımında, zihniyetinde şekillendirici bir öneme sahiptir. İşte Hz. Peygamberin hayatı, Musavvir (şekil veren) olan Allah’ın gönderdiği Kur’an’ın pratik tezahürüdür. Emin, çalışkan, cömert, sadık, vefalı, dünyaya dalmayan-ahireti tercih eden, dünya hayatını Allah’ın istediği gibi şekillendiren, kâfiri ve küfrü hoş görmeyen Rasulullah, tüm Ümmet-i Muhammed için model insan olmaktadır. Çünkü güzel ahlâkta zirveye çıkan ve Allah’ın dahi övgüsüne mazhar olan o yüce şahsiyet Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizim ahlâkta da ÖNDERİMİZDİR.

CİHAD

İslam dini aksiyon kazandıran bir dindir. Verdiği hareket ruhuyla, gerek ferde gerekse de topluma, hayatı nasıl daha verimli ve dinamik yaşaması gerektiğini öğretmektedir. İşte kazandırılan bu hareket ruhuna verilen isimdir ‘cihad.’ Cihadın kelime manası; gayret göstermek, mücadele etmek demektir. Allah yolunda gayretin göstergesi ise, çiledir. Çile çekmeden gayret etmek, gayret etmeden de Allah’a yaklaşmak mümkün değildir. Bundan dolayı Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem: “Mü’min’in ruhbanlığı cihaddır”8 buyurur. Münzevi bir hayat yaşayanın Allah’a yaklaşma hayali gerçekçi olmayacaktır. Kalabalıkların arasında yalnız kalabilmek, onlarca hizmet meşgalesinin içerisinde Allah için yorulduğunu bilmek, bir insanın hidayet bulması için sarp yokuşu tırmanırcasına nefesini tüketmek kadar, insanı Allah’a yaklaştıracak gerçek bir duygu yaşanamaz.

Yarattığı varlığı olgunlaştırmayı murat eden Allah Allah Azze ve Celle, çeşit çeşit yönden onu eğitmektedir. Eğitim esaslarının çeşitliliği, insanın tek yönlü değil, çok yönlü bir varlık olmasından kaynaklanmaktadır.

“Güzel ahlâk hakkı hak sahibine vermeyi gerektirir” der Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi. Ahlâklı bir toplum oluşturmamızın belki de birincil adımı, insanımıza bu anlayışı vermekle atılabilir. ‘Allah’ın hakkını Allah’a verme’ anlayışı, güzel ahlâkı yaşamaya ve yerleştirmeye çalışan davetçinin idealidir.

1-Elmalılı 1/64

2-Kaf:16

3-Ahkaf:32

4-Araf:54

5-Zariyat:56

6-Nisa:36

7-Kalem:4

8-Ahmed bin

Hanbel

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Makale

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Nefislere Nasihat | Sayı 79

Tamahkâr, aç gözlü olma, kalbin katı ve kara olur. Çok mal artırmak için kendini küçük düş…