Anasayfa Anasayfa İslami Davette Sabır ve Devamlılık | Sayı 77

İslami Davette Sabır ve Devamlılık | Sayı 77

13 dakika ortalama okuma süresi
1
2

İslami davet, pes etmeyi, umutsuzluğu kabul etmeyen, sabırsızlığın yakışmadığı, gayretin ve mücadelenin aralıksız olmasını gerektiren peygamberî bir görevdir. Gayret davetçiden, hidayet ise Allah’tandır. Davetçi muhatabı için elinden geleni yapmalı, ondan hemen vazgeçmemelidir. Çünkü sonunda kurtulacak olan sonsuz bir ahiret hayatıdır ya da aksi düşünüldüğünde sonsuza kadar cehenneme gidecek bir hayat söz konusudur. Davetçi sabırla tebliğ etmeli, umutla ilgilenmeli ve mütevekkil olarak sonucunu Allah’tan beklemelidir. Şuana kadar davetçinin yapması ya da yapmaması gerekenleri sizlerle paylaşmaya gayret ettik ve en son halkada ise bizi muhataptan vazgeçmeme ve hiç kimseden ümit kesmeme bekliyor.

İslam davetçisi muhatap seçme yapmamalıdır. İnsan olan herkes, insan olduğundan ötürü İslami daveti hak etmektedir. Şuan ki hallerine ya da sözlerine bakıp “Bu kişi zaten düzelmez ya da iman etmez” gibi önyargılı bir bakışla yaklaşmak davetçinin işi değildir. Şu ayrımı her davetçi iyice bilmelidir ki, “İslami daveti herkes hak eder, özel ilgi ise isteyenlere, ilgililere yöneltilmelidir. Peygamber Efendimiz’in hayatı bu misallerle doludur. Ashabına da bunu öğretmiştir. O’nun, sabırla tebliğe devam ettiği birçok nefis, kabile ve gruplar İslamla şereflenme nimetine kavuşmuşlardır. İnsanın kıymetli olduğu Asr’ı Saadet çağından, Peygamber Efendimiz’in adeta biz İslam davetçilerine güzel nasihatler verdiği şu iki misal bu konuda ibret vericidir.

Mikdad b. Amr şöyle anlatıyor: Hakem b. Keysan’ı esir aldım. Komutanımız onu öldürmek istedi. Ben dedim ki: “Onu öldürme! Rasulullah’a götürelim” Böylece onu Rasulullah’a götürdük. Rasulullah onu, durmadan İslam’a davet etti. Fakat bu durum biraz uzun sürdü, bir türlü imana gelmiyordu. Hz. Ömer: “Ey Allah’ın Rasulü neye binaen bu adamla konuşuyorsun? Yemin olsun bu ebediyen Müslüman olmaz. Bana izin ver de bunun boynunu vurayım da cehennemi boylasın” dedi. Rasulü Ekrem Hz. Ömer’in bu teklifini kabul etmedi, ona cevap vermedi, sabır gösterdi. Hakem de sonunda Müslüman oldu. Hz. Ömer dedi ki: “Bir de ne göreyim adam Müslüman oldu. Böylece geçmiş ve gelecekte beni mahcup etti” Kendi kendime dedim ki: “Rasulullah’ın benden daha iyi bildiği bir hususta nasıl Rasulullah’a muhalefet edebildim. Oysa maksadım Allah’a ve Rasulü’ne hizmet etmekti” Yine Hz. Ömer şöyle demiştir: “Hakem Müslüman oldu. And olsun onun İslam’ı güzel oldu. Allah yolunda cihad etti. Ta ki Mauna kuyusunda şehit edildi. Binaenaleyh Rasulullah kendisinden razı olduğu halde şehit düştü ve cennete gitti.”

Hakem, Rasulü Ekrem’e “İslam da nedir?” diye sorunca Rasulü Ekrem: “Bir olan Allah’a kulluk yapacaksın, ‘O’nun ortağı yoktur’ diyeceksin Muhammed’in de Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuna şehadet edeceksin” buyurdu. Hakem: “Ben Müslüman oldum” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber dönüp ashabına baktı ve şöyle buyurdu: “Eğer demin bu zat hakkındaki sözlerinizi dinleyip onu öldürseydim cehenneme giderdi.”

Başka bir seferinde de Allah’ın Rasulü, Hz. Hamza’nın katili Vahşi b. Harb’e haber göndererek onu İslam’a davet etti. Vahşi Rasulü Ekrem’e şu cevabı gönderdi: “Ey Muhammed! Sen beni İslam’a nasıl davet edersin? Hâlbuki senin iddiana göre adam öldüren veya Allah’a ortak koşan veya zina eden bir kimse günahlarla karşı karşıya gelir. Onun için kıyamet gününde azap kat kat verilir, o azapta rezil ve zelil olarak kalır. Ben ise bütün bunları yaptım. Acaba benim için bir ruhsat var mıdır?” dedi. Bunun üzerine Cenab’ı Hak Furkan Suresi’nin 70. ayetini nazil buyurdu: “Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”

Vahşi: “Ey Muhammed! Ancak tevbe eden, iman eden, salih amel işleyenleri müstesna eden şart şiddetli şarttır. Belki de ben buna güç yetiremeyeceğim” diye haber saldığında Cenab’ı Hak, Nisa Suresinin 48. ayetini indirdi: “Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.”

Yine Vahşi: “Ey Muhammed! Görüyorum ki bu da Allah’ın isteğinden sonra olur, bilmiyorum acaba Allah beni affeder mi, etmez mi, bundan başkası var mıdır?” dedi. Bunun üzerine Cenab’ı Hak, Zümer Suresinin 53. ayetini indirdi: “De ki: ‘Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü aşan kullarım. Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.”

Vahşi “Buna gelince evet” dedi ve Müslüman oldu. Halk: “Ey Allah’ın Rasulü! Vahşi’ye isabet eden bize de etmiş midir? (Biz de onun gibi katl, zina etmişizdir) dediler. Rasulü Ekrem de: “Bu ayetin muhatabı sadece Vahşi değil, bütün Müslümanlardır” buyurdu.

Allah Azze ve Celle’nin üç ayet indirmekle bir insanın imanına ne kadar önem verdiğini göstermesi davetçiler için ne kadar da dikkate değer bir noktadır…

Davetçi sabırlı olmalıdır, tahammüllü olmalıdır, merhametli olmalıdır. Muhatabına bir doktor hassasiyeti ile yaklaşmalıdır. Onu tedavi edebileceği çareleri, hasta istemese bile ona uygulamak için ısrar eden doktor gibi… Müslüman davetçinin gayesi, kurtarmak ve bu vesile ile kurtulmak olmalıdır. Bunun için çabalamaya elbette değer!

Kıymetli okuyucularımız Furkan Hareketi’nin mensupları olarak her yıl bir hedef tayin ediyor ve o hedefimize ulaşmak için çaba gösteriyoruz. Bizler de Furkan Nesli Dergisi olarak yılın hedefini uygulama açısından teori ve pratikte kardeşlerimize yardımcı olacak bilgileri sayfalarımıza taşımaya çalışıyoruz. “Bu Sene İlgilenme Senesi” diyerek 2016-2017 yılının hedefinin ilgilenme olarak belirlenmesinin ardından hemen hemen her sayımızda yılın hedefi bölümümüz yer aldı. Davet ve tebliğ çalışmaları yaparken insanlarla nasıl ilgilenmemiz gerektiği ve üzerimize düşen vazifeleri her yönüyle ele aldık… Tüm okurlarımızın ve tüm kardeşlerimizin hedeflerine ulaşmalarının İslam Medeniyeti yolunda büyük bir adım olacağını unutmamalarını ve “kurtarmadan kurtulamayacağımızı” bir kez daha hatırlatarak, Rabbimizden hayırlı davetçiler ve öncülerle davasını desteklemesini niyaz ediyoruz.

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Anasayfa

1 Yorum

  1. oktay

    19 Ekim 2017 11:07

    Öncelikle sizi tavizsiz ve imtiyazsız hizmet anlayışınızdan dolayı tebrik ediyorum.
    Buğün islam toplumunun beş ana hastalığı var: Ayrımcılık, ötekeleştirme,cehalet,riyakarlık ve hakkı ve hakkaniyete karşı duyarsızlık…

    Ayrımcılık: Müslümanların kendi içlerinde birbirlerini sınıfsal ve sosyal olarak gücün tarafında kalarak insaları birbirinden koparması.

    Ötekeleştirme: Biz ve onlar ayrımı. Biz bunu yalnızca kafire yaparız ancak günümüz müslümanlar güç odagı olduklarında bunu kendi içlerinde yapıyorlar.

    Riyakarlık: Sosyal medya denilen şeytan illeti çıktığından beri özellikle riyanın ve gösterişin yaygınlaşması yani tanınma, bilinme, görünme şöhret olmanın amaç olması sosyal medyayı araç değil kişisel sosyal beklenti şeklinde kullanma hastalığı… Riyanın arttığı yerde ihlas kalıcı olamaz… İman ve kuran hizmetinde bunu bir araç yerine amaç olarak kullanma sonucunda islam toplumunun kendine has olan değerlerinin maalesef yok olmaya yüz tuttuğunu müşahade ediyoruz.

    Hakka ve hakkaniyete karşı duyarsızlık:

    içinde bulunduğumuz kesim; kompleksli, bencil, bişi bilmeye çalışan, bildiğini yanlış bilen veya karşısındaki kişi bişi biliyorsa onun bilgisini hazmedemeyen veya onun bilgisini farklı şekilde hafife alan enstane bir kesimiz… İçinde bulunduğumuz kesim kendini hiç eleştirmiyor, çok yanlışlıklar var ve bu yanlışlıkları düzeltmek için zihniyet devrimine ihtiyaç var…

    En basitinden; içinde bulunduğun kesimde 100 yıllık nesil yetiştiricem diyor ya: Ben gülüyorum… Youtube kanallarına bak… Farklı bir nesille karşılaşıyorsun… Özellikle islam zihniyetinde bir yol veya adap var ya. İşte o yol ve adap kaybolmuş durumda.

    Bunu ben iki şeye bağlıyorum. Kapitalist sistemin islami kesime özgürlük vermesi ve onu istediği gibi oynattığını müşahade ediyoruz. Asimilasyonu çok iyi yapıyorlar.

    İkincisi ise; Değerlerin asimilasyonu.

    Bu iki noktada grup veya kişi güçlendiğinde hakkı veya hakkaniyeti unutuyor…

    İşte böyle, Allah yardımcımız olsun ve hepimizi ıslah etsin.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Bana da Tevbe Var Mı? | Sayı 80

Ne bu mektup o asra ait kaldı ne de cevabı… Sen Ey Genç, ilk de değildin son da olmadın… H…