Anasayfa Bölümler İslam'a Davet Köşesi İslam’a Davette Hitabetin Önemi-3 (Sayı 15)

İslam’a Davette Hitabetin Önemi-3 (Sayı 15)

18 dakika ortalama okuma süresi
0
0

En temel görevleri tebliğ olan Peygamberlerde aranan en önemli özelliklerden biri de kuşkusuz hitabettir. Çünkü Peygamberler; Allah (c.c.)’tan gelen emir ve yasakları tebliğ ve tebyin vazifesi ile görevlendirilmişlerdir.1 Bu da yerinde ve zamanında, açık, doğru ve anlaşılır bir konuşma üslubu ile mümkündür. Konuşma kabiliyetinde eksiklik veya yanlışlık bulunan kimsenin bu kutsal görevi ifa etmesi mümkün değildir. Allah (c.c.) tarafından görevlendirilen bütün Peygamberlerin bu donanımla gönderilmiş olmaları bunu göstermektedir.

İslam’a davette hatibin dış görünüşü, şahsiyeti ve bu şahsiyeti oluşturan önemli unsurlardan ihlâs ve doğruluğa dair Peygamberî örnekleri belirtmiştik. Bu sayımızda Hz. Peygamber (s.a.v.)’in konuşması üzerinde duracağız. Hz. Peygamber (s.a.v.), “Onlara içlerine işleyecek, ruhlarına tesir edecek şekilde beliğ söz söyle”2 ayetinin emrini yerine getirmek için üstün bir çaba sarf etmiş, muhatabının maksadı anlayabilmesi için çeşitli yöntemlere başvurmuştur. Yerine göre bir vaiz, bir öğretmen, bir hâkim, bir aile reisi; duruma göre bir komutan, bir fatih, bazen arkadaş, dost vs. olarak karşımıza çıkan Hz. Peygamber (s.a.v.), toplumun içerisinde dost-düşman, zengin-fakir, kadın-erkek, büyük-küçük her kesimden insanlarla muhatap olmuştur.

Hz. Peygamber (s.a.v.), kitlelere hitap ederken sözlerinde sanat kaygısı yoktu ve sözlerini süslemek için edebiyat yapmamıştı. Ancak bu, sözlerinin gayr-ı edebî olduğu anlamına gelmemelidir. O’nun sözlerinde tabii bir güzellik ve tatlılık vardı. “De ki: Ben sözünü ziynetleme çabasına düşenlerden değilim.”3 Hz. Peygamber (s.a.v.) tane-tane, açık-seçik ve herkesin takip edip anlayabileceği bir tarzda konuşurdu. O kadar ki; dinleyenler eğer kelimelerini saysa, onları teker-teker sayabilirlerdi. Hatta bu hususta şöyle buyurmuştur: “Bir kavme akıllarının kavrayamadığı bir söz söylersen, o söz, onlardan bir kısmı için mutlaka fitne olur.”4

O’nun konuşmasını takip edemediği için sözünün tekrarlanmasını isteyen olmamakla beraber, kendisi duruma göre konuşması sırasında cümleleri önemine binaen üçer defa tekrar ederdi. Sözleri bir yandan O’nu dinleyen herkesin anlayabileceği sadelikte, bir yandan da ilim adamlarının yerine göre o sözlerden hükümler çıkarabilmek için üzerinde uzun tahkikler yapacakları derinlikteydi. Kendi ifadesiyle: “Az-öz söz söyleme kabiliyeti (cevâmiu’l-kelîm) ile gönderildim”5 buyurmuştur. İslam davetçileri bu konuda dikkatli olmalı ve insanları etkilemek için sözlerini edebî sanatlarla süsleme çabasına girmeden, ihlâsla ve tabii bir şekilde söylemeli, muhataplarının kapasitelerini daima göz önünde bulundurmalıdırlar.

Rasulullah (s.a.v.)’ın konuşmasında göze çarpan bir başka husus da; O’nun konuşma için bir hazırlık yapmaksızın, hiç bir yazılı metne bakmaksızın (irticâlen ) konuşmasıdır. Dinleyicilerin hatipten bekledikleri genellikle bu tip konuşmalardır. Yazılı bir metni okuyan hatibin bakışları dinleyiciden kopmuş olacağından, konuşmanın dinleyici üzerindeki etkisi de azalacaktır. “İrticalen söylenen sözlerin -tıpkı damarlardan fışkırmakta olan kan gibi kendine has bir sıcaklığı vardır.” 6 Her ne kadar Hz. Peygamber (s.a.v.) yazılı bir metne bağlı kalmadan konuşmuşsa da İslam davetçileri ders, konferans vb. konuşmalar yapacakları zaman mutlaka ön hazırlık yapmalı, konuya hâkim olacak kadar araştırma yapmalıdır.

Rasulullah (s.a.v.)’ın konuşmalarında muhatabın seviyesine göre hareket ettiğini görüyoruz. Kendi seviyesinde olmayan bir konuşmayı takip etmek dinleyiciye bıkkınlık verir. Böyle bir hitabet fayda yerine zarar verirken, hatip sadece entelektüel birikimini ortaya koyarak kendini tatmin etmiş olur. Bir toplumda hem cahil hem de entelektüel birikime sahip insanlar olabilir. Konuşmacı her iki kesimi de dikkate almalı ve ona göre bir üslup geliştirmelidir. Hz. Âişe (r.anha): “Rasulullah (s.a.v.)’ın açık seçik bir konuşması vardı. Dinleyen herkes anlardı”7 der. Yani bu sözden anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber(s.a.v.), muhatabının durumuna göre uzun-kısa, basit-edebî olabilecek ifadeler seçer, maksadını muhatabının anlayacağı şekilde anlatırdı.8

Muhataplarına karşı daima tevazu üzere idi. Hatta İbni Mes’ud (r.a.), bu hususta şöyle bir rivayette bulunmuştur: “Rasulullah (s.a.v.)’a bir adam gelmişti. (Duyduğu korkudan) Omuzları titremeye başladı. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) adama: “Korkma rahat ol. Ben kral değilim. Ben ancak Kureyş’ten kuru et yiyen bir kadının oğluyum ” buyurdu.9

Rasulullah (s.a.v.)’ın hutbelerinde, kalbi ile dili arasında tam bir irtibat vardı. Bizzat kendisinin de söylediklerinin etkisinde olduğu mübarek yüzlerinden belli olurdu. Dinleyicilerin kalplerinde de aynı tesiri uyandırmaya gayret ederdi. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in çoğu zaman yerde, minber üzerinde, erkek ve dişi develer üstünde hutbe okuduğunu görüyoruz. Hutbeye çıktığı zaman gözleri kızarır, sesi yükselir, öfkesi artar; sanki heyecanlı bir şekilde: “Düşman üstünüze sabah-akşam saldırmak üzeredir” diye haber vererek bir orduyu uyarıyormuşçasına bir hâl alır, ardından: “Benim Peygamber olarak gönderilmemle kıyamet arasındaki müddet şu ikisi gibidir” buyurur, işaret ve orta parmaklarını birbirine yanaştırırdı. Derdi ki: “Şüphesiz sözlerin en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. En iyi yol, Muhammed (s.a.v.)’in yoludur. İşlerin en fenası (uydurulup dine katılan) bid’atlerdir. Her bid’at sapıklıktır.”10

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in; muhatapları tarafından en rahat şekilde anlaşılabilmek amacıyla gerektiğinde el ve kol hareketleri kullanarak; soyut meseleleri dahi somutlaştırma yoluna gittiğini görüyoruz. Bu konuya hatipte dış görünüş, jest ve mimikler bahsinde kısmen değinmiştik. Burada örneklerle konuyu açmak ve bunun konuşmaya kattığı anlama değinmek istiyoruz. Allah Rasulü (s.a.v.), çoğu zaman yanında taşıdığı âsâsı ile mevzuya canlılık getiren jestler yapardı. Mesela; bir gün minberde konuşurken elindeki âsa ile minbere vurarak: “Bu (Medine) taybedir. Bu taybedir. Dikkat edin! Buna Mekke ile Medine’ye Deccal’in giremeyeceğini size anlatmıştım” buyurmuştur.11 Bazı önemli gördüğü şeyleri yeri geldiğinde eliyle işaret ederek söylerdi. Örneğin; Ensar’dan bir zat Hz. Peygamber (s.a.v.)’e: “Ya Rasûlallah! Senden bir takım sözler işitiyorum ancak ezberleyemiyorum” dediğinde Allah Rasulü (s.a.v.) ona: “Sağ elinden yardım al” demiş, bunu söylerken de eliyle yazı yazar gibi yapmıştı.12 Ramazan orucu için hilalin gözetilmesinden ve kameri ayların 29 ve 30 gün çektiğinden bahsederken: “Biz ümmî bir topluluğuz; yazı yazmayı, hesap yapmayı bilmeyiz. Ay şu kadar, şu kadardır” demiş ve iki elinin parmaklarıyla üçer kez işaret ederek bir defasında 30, diğer seferin üçüncüsünde bir başparmağını kapatarak 29’a işaret etmiştir.13

Rasulullah (s.a.v.) gerekmedikçe konuşmaz, konuştuğunda ise sadece hakkı söylerdi. Hatta bu hususta: “Yazıklar olsun! İnsanları eğlendirmek-güldürmek için konuşan ve yalan söyleyen kişiye yazıklar olsun. Yazıklar olsun!” buyurmuştur.14

Bir hadiste “İnsanoğlunun her sözü aleyhinedir. Ancak iyiliği emretmek kötülüğü nehyetmek veya Allah’ı zikretmek müstesnadır”15 buyurarak konuşmalarda hayırlı ve yararlı sözler sarf etmeyi tavsiye etmiş, kişinin aleyhine olabilecek sözlerden de kaçınmayı öğütlemiştir. Bir başka rivayette de “Allah Rasulü (s.a.v.) dedikodudan ve (lüzumsuz) çok soru sormaktan men ederdi”16 buyrularak boş ve lüzumsuz soru sormak yasaklandığı gibi dedikodu da yasaklanmıştır. Eğer bu tür konuşmalar Müslümanları çekiştirmek ve aleyhlerinde konuşmak tarzında olursa, bunun günah boyutu da vardır. Kur’an, boş sözle meşguliyeti fısk ve dalâlet olarak nitelendirir. Bir ayette bu konuda şöyle buyrulur: “İnsanlardan öylesi de var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş sözleri satın alır. İşte onlar için (pek) aşağılayıcı bir azap vardır.”17

Tüm bu hususlar ışığında diyebiliriz ki, İslam davetçisi biricik örneği ve önderi Rasululah (s.a.v.)’ın hayatını her yönüyle kendisine rehber edinmeli, kendisinin ve ümmetin kurtuluşunun O’na tâbi olmaktan geçtiğini idrak etmeli, hayatını tıpkı Rasulullah (s.a.v.)’ın yaptığı gibi davasını anlatmaya adamalıdır.

2-Nisa, 63.

3-Sa’d, 86.

4-Müslim, Mukaddime:3,c.I/41.

5-Buhârî, cihâd: 122, IV/12; Müslim, Mesâcid: h.6, I/371.

6-Hamdi Akverdi, Hitabet Sanatı Teknik ve Psikolojisi, s. 55.

7-Ebu Davud, Edeb: 21/4839, IV/360.

8-A. Lütfi Kazancı, Peygamber Efendimizin Hitabeti, s.146-7.

9-Sünen-i İbn-i Mace, c.2, s.1101, hadis: 3312.

10-Müslim, 867; Nesâî, 3/188, İ89; Ibn Mâce, 45.

11-Müslim, Fiten 119, (2942); Ebû Dâvud, Melâhim 15, (4325, 4326); Tirmizî, Fiten 66, (2254).

12-Tirmizi, İlim, 12.

13-Buhari, Savm, 13.

14-Ebu Davud, el-edeb, 88/4990, c.IV/407.

15-Tirmizi, Zühd, 63.

16-Müslim, Akdiye, 10; Malik, Muvatta, Kelam, 20.

17-Lokman, 6.

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Murat Gülnar
Kategoriden Daha Fazla: İslam'a Davet Köşesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Hakiki İman | Sayı 78

Modern dünyanın etkisinde kalan insan her geçen gün teknolojinin baş döndüren girdabı için…