Anasayfa Anasayfa İman ve İmtihan | Sayı 84

İman ve İmtihan | Sayı 84

30 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Hamd, gönderdiği kitabı ile hak yolda sebat gösterebilmemiz için bizlere yol gösteren Allah’a; salât-u selam, Allah yolunda gösterdiği sebat ile ümmetine örnek olan Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e; selam ise İslam davası uğrunda başına gelen musibetlere sabredip, sebat gösteren Ashab-ı Kiram’a ve bugün İslam davası uğrunda sebat gösteren tüm kardeşlerimin üzerine olsun.

Dünya bir mektep biz de bu mektebin talebeleriyiz. Bu dünyaya gelmeyi bizzat biz istemedik. Bizim görüşümüz sorulmadı ve zaten Rabbu’l âlemin olan Allah, görüşümüzü sormak zorunda da değildi. Biz bile bir insan olarak yaptığımız birçok şeyi kimsenin görüşünü almadan yapıyoruz. Yine maddenin yaratıcısı olmadığımız halde maddeye şekil veriyor, kullanıyor ve madde üzerindeki bu tasarruflarımız hakkında onun görüşünü almıyoruz. O halde kâinatın sahibi olan Allah’ın da insanın görüşünü alma gibi bir zorunluluğu yoktur. Olamaz. Allah Azze ve Celle insanı bu dünyaya imtihan için göndermiştir. Ve bu, zulüm değildir. İnsan, bu imtihanın sonucunda cenneti de kazanabilir cehennemi de. Burada bir haksızlık yoktur. Cenneti kazanması mümkündür o halde buna azmetmelidir. Kendisine bir kötülük yapılmamaktadır. Ayrıca verilen akıl, gönderilen peygamberler ve kitaplar insana doğru yolu göstermektedir.

Kur’an-ı Kerim çok defa Allah’ın kullarına karşı zalim olmadığını ifade eder. “Ben kullara zulmedici değilim.”1 O halde imtihan kullara zulüm değildir bilakis onları yükseltmek içindir. İmtihan olmadan insan nasıl yükselebilir? Okulda imtihan olmadan sınıf geçilebiliyor mu? Bir üst makama imtihansız çıkılabiliyor mu? Dünyanın her tarafında sürekli olarak imtihanlar yapılıyor. Birini yükseltirken ya da birisine bir görev verilirken bu görevi yerine getirebilir mi getiremez mi, layık mı değil mi diye imtihan yapıyorlar. Allah Azze ve Celle daha ruhlar âleminde iken bizi dünyaya imtihan için göndereceğine işaret etti ve bize “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” buyurarak ilk soruyu sordu.

Böylece ilk imtihanımız başlamış oldu. Bu sorunun cevabını ruhlarımız biliyordu, onlara öğretilmişti çünkü. Allah Azze ve Celle bilmeyeceğimiz sorularla bizi imtihan etmiyor. Bizi, irademizi kullanarak kazanacağımız imtihanlara tabi tutuyor. Hatta soruların cevabını bizzat kendisi söylüyor. Kur’an-ı Kerim geçmiş peygamberlerin ve onlara iman eden Müslümanların imtihanlarını anlatmak suretiyle imtihanlar karşısında nasıl davranmamız gerektiğini öğretmektedir. Başımıza ne gibi imtihanların geleceğini ve bu imtihanlarda ne gibi soruların bizi beklediğini haber vermektedir. Bu ön bilgilendirmeden sonra Allah insanı imtihana almaktadır.

İmtihan olmadan insanın iradesi güçlenmez. İmtihan olmadan insan kemale ermez. İnsan imtihansız nasıl kendisinde olan iradenin farkına varabilir? Allah bize irade verdi ama bu iradenin farkına varabilmemiz imtihanlarla mümkündür. Buna rağmen insan imtihandan kaçmakta, imtihan olmak istememektedir. Hâlbuki Allah imtihan etmek istemektedir. Sonuçta O’nun istediği gerçekleşir. Çünkü O’nun iradesidir bütün kâinatta hâkim olan. İnsan istemese bile Allah’ın iradesi karşısında teslimiyet göstermek zorundadır. Ve ifade ettiğim gibi bu bir zulüm değildir. Sonuçta cennet vaat edilmektedir. Allah Azze ve Celle Hz. Âdem Aleyhisselam’ın ruhunu da önce bu şekilde eğitmiş sonra onu cennetine koymuştur.

Yukarıda ifade etmiş olduğum ruhlar âleminde sorulan o soruya ‘Bele’ diye cevap verdik. Böylece ilk imtihanı o zaman kazandık. Dünyaya gönderilen insanoğlunun ruhu ve bedeni birleştiği zaman ruhu zayıfladı. Sadece ruh halinde iken imtihanı kazanmak kolaydır. Çünkü ruhu başka istikametlere çeken bir engel yoktur. Ruhun ve bedenin bir araya geldiği an, hakiki imtihanın başladığı andır. Ruh ve beden özlerinde farklılık göstermektedirler. Ruh, şeytanın tesiri altında olmamasına rağmen bedenimiz; nefsimiz ve şeytanın tesiri altındadır. Ruh insanların tesiri altında değildir fakat nefsimiz ve bedenimiz insanların tesiri altındadır. O yüzden beden ve ruh birleştiği zaman imtihan ağırlaşmaktadır.

Allah Azze ve Celle Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Hani Rabbin, Meleklere: ‘Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti. Onlar da: ‘Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?’ dediler. (Allah): “Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim”2 dedi. Rabbimiz; “Yeryüzünde bir halife yaratacağım” ifadesiyle, yaratılacak olan insanın, Yaratıcısını temsil edip O’nun dünyasında O’nun istediği gibi bir medeniyeti inşa etmesi gerektiğini bildirmiştir. İşte o zaman melekler şaşırmışlar ve daha önce Allah’tan aldıkları bilgi ile demişlerdi ki: “Ya Rabbi, kan dökecek, fitne çıkaracak bir varlık olan insanı neden yaratmak istiyorsun?” Bu sorunun üzerine Allah Azze ve Celle: “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim”3 dedi.

Evet, insanların bir kısmı meleklerin söyledikleri gibi olacak. Kimisi Firavun olacak imtihanı kaybedecek, kimisi Karun olacak imtihanı kaybedecek. Kimisi Allah’ın vermiş olduğu nimetleri kendisinden bilecek, şımaracak ve azgınlaşacak. Güç ve kuvvet eline geçtiği zaman ‘benim dediğim olur’ demeye başlayacak, her şeyi kendi isteğine göre yapacak. Böylece Allah’a baş kaldıracak, isyan edecek. Evet, bazıları böyle olacak ama bazıları da Musa olacak, bazıları Nemrut bazıları da onunla mücadele eden İbrahim olacak. Kimi Ebu Cehil kimi de Ebubekir olacak. Yani yaratılan insanların hepsi de imtihanı kaybetmeyecek. İşte melekler bu noktayı göremediler.

Ondan dolayı Rabbimiz; “Siz bilmezsiniz ben bilirim” buyurarak, ‘Ben imtihanı kazanacak o zümre hürmetine insanoğlunu yaratıyorum’ demiş oldu. Onlar, imtihanı kazanacak ve yükseldikçe yükselecekler… Öyle ki Peygamber seviyesine gelecekler. Kızlarını diri diri toprağa gömen Ömerler sonradan Hz. Ömer derecesine yükselecekler. Bir tane İbrahim Aleyhisselam için milyon tane Nemrut yaratmak israf değildir. Bir tane Musa Aleyhisselam için milyon tane Firavun yaratmak israf değildir. Bir tane Ebubekir için milyon tane Ebu Cehil yaratılır. Bu israf değildir. Allah Azze ve Celle’nin muradı, insanlar içinden bazılarının yükselebildiği kadar yükselmesidir.

Nefsin Mertebeleri

İnsanın nefs-i emmaresi ona kötülüğü emreder. Fakat nefsiyle mücadele eden insan, mücadelesi sonucu nefs-i levvameye ulaşır. Bu durumda olan nefis, belki yine kötülük yapacak ama bu sefer kendisini kınayacak, hemen pişman olacaktır. Kendisini biraz daha terbiye eden nefis, böylece nefs-i mutmainneye ulaşır. Yani Allah’ta mutmainliğe erişir, imtihanları kazandıkça yükselir. Bu dereceye ulaşan kişi, iman esaslarından, başına gelen her şeyden, imtihanlardan mutmaindir. Bu hâl kişiyi daha da yükseklere taşıyacak, nefs-i radiyye ve nefs-i merdiyyeye ulaştıracaktır. Artık nefis, her yönüyle Allah’a yönelen, O’ndan gâfil olmama şuuruna eren ve O’ndan razı olan durumdadır. Allah’tan razı olma makamına erişmiştir. Allah’ın tüm imtihanlarından, verdiklerinden de vermediklerinden de razıdır. Bunun akabinde ise artık Allah da ondan razı olmuş, nefsi merdiyye makamına yükselmiştir. İşte Allah bunun için insanı yarattı.

Melekler vardır fakat meleklerin kabiliyetleri durağandır. Melekler bir şey yapmazlar, bir şey icat etmezler. Allah’ın böyle kulları çoktur. Hatta Allah’ın cansız olarak yarattığı çok kulları vardır. Allah’ın akıllı olarak yarattığı ama melekler gibi nefsi olmayan kulları da çoktur. Tersine, aklı olmayan ama hayvanlar gibi nefsi olan kulları da çoktur. Fakat Allah Azze ve Celle adına ‘insan’ diyeceği bir varlık yaratmak istedi ve insanı yarattı.

Yaratılanlar içerisinde sadece insanlar ve cinler imtihandadırlar. Ne hayvanlar ne melekler ne de cansız dediğimiz varlıkların hiç birisi imtihanda değildir. Yalnızca insanlar ve cinlerdir imtihana tabi tutulan. Çünkü her ikisinde de akıl ve irade vardır.

O Halde Kimler İmtihandadır?

Mesuliyet sahibi olanlar… Kimdir mesuliyet sahibi olan? Kimdir Allah’ın yeryüzüne imtihan için gönderdikleri, sorumlu tuttukları akıl sahipleri? Buluğa ermiş, iradesi ve imkânı olan ve kendisine İslam ulaşmış olan her bir insan. Bunlara sahip olan imtihandadır. Dolayısıyla mesulüz ve imtihandayız. Bir kimse kendisini imtihanda görmek istemese, başıboş olmak istese bile yine de imtihandadır çünkü Kur’an-ı Kerim: “Yoksa insan başıboş bırakılacağını mı zannediyor?”4 buyurmaktadır. Hayır, insan asla başıboş bırakılmamıştır. İmtihansız bir dünyaya gönderilmemiştir. Bizden evvelki bütün toplumlar, bütün fertler gibi biz de imtihan için gönderildik. Peygamberler dahi imtihana tabi tutuldular hatta en ağır şekliyle… Bir defasında Sad Radıyallahu Anh Hz. Peygamber’e: “Ya Rasulallah, insanlar içerisinde en çok musibete uğrayan kimdir?” diye sorunca Efendimiz “Belâların en büyüğü Peygamberlere sonra evliyaya, sonra diğer has kullara gelir”5 buyurdu.

İmtihanlar herkesin derecesine göredir. Zor imtihanlara girmemiş insanın derecesi yüksek olamaz. Bir akademisyene ya da Doçente sorulan soru ile lise talebesine sorulan soru aynı olabilir mi? Sorular derecemizi gösterir. İnsanlar imtihan dünyasında kendilerine nelerin sorulduğuna şöyle bir bakmalıdır. Allah seni bugüne kadar ne ile imtihan etti ise derecen o kadardır. Kolay imtihandan geçenler derecelerinin düşük olduğunu anlamalıdırlar. Zor imtihanlara girdirilenler de sabır göstermelidirler. Çünkü bu onların derecesini göstermektedir.

Allah Azze ve Celle insanı dünyaya göndermeden evvel cennette imtihana alıştırdı. Adeta ona orada antrenman yaptırdı. Hz. Âdem cennette idi ama orada da bir imtihan vardı çünkü hakikatte cennet için değil dünya için yaratılmıştı. O yüzden ebediyet cennetinde değildi. Hz. Âdem cennette imtihan ediliyor, Allah Azze ve Celle bu vesileyle kendisine zayıf noktalarını bildiriyordu. Bu şekilde Âdem Aleyhisselam evvela kendisini tanıdı ardından Allah’ın imtihan usulünü tanıdı ve son olarak Şeytanı tanıdı. Ondan sonra Hz. Âdem dünyaya gönderildi ve kalem yazmaya başladı. Onun içindir ki Allah Azze ve Celle Hz. Âdem’i cennette örnek bir imtihandan geçirdi. Çünkü dünyaya geldiği zaman imtihan başlayacak, kalem yazacaktı. Dünyada sevap ve günah nevinden her şey yazılacağı için Allah, insanın imtihanı kaybetmesini istemedi.

Şeytan cennette Hazreti Âdem’e yaklaştı ve ona şöyle dedi: “Ey Âdem, Allah’ın sana şu ağacı neden yasak ettiğini biliyor musun?” “Hayır” dedi Hz. Âdem. Bunun üzerine Şeytan; “Sana bu ağaç melek olmayasın, ebedi olmayasın diye yasaklandı” dedi. Böyle bir şey yoktu, yalan söylüyordu aslında Şeytan. Âdem Aleyhisselam neden bu yalana inandı? Neden imtihanı kaybetti? Demek ki insanın iki tane zayıf noktası vardır. Bu olay insanın en önemli zaaf noktalarını göstermektedir. Anlaşılıyor ki insan, ölümsüz olmayı ve melek olmayı istemektedir. Oysa Âdem Aleyhisselam Şeytana; “Ey Şeytan, melekler bana secde etmiş iken neden melek olmak isteyeyim?” diyebilirdi.

Kur’an-ı Kerim insanın değerini şu ayetle ifade etmektedir: “Sonra onu düzeltip bir biçime soktu ve ona ruhundan üfledi…”6 buyurmaktadır. Ayrıca Allah Hz. Âdem’i ilim sahibi yapmış ve kendi halifesi seçmişti. Bu kadar üstün şerefe sahip olan Hz. Âdem neden şeytana inandı ve yasak olan o ağaçtan yedi? Çünkü Şeytan Allah adına yemin ederek “Vallahi doğru söylüyorum” dedi. Hz. Âdem cennette Allah adına yalan yere yemin edilmeyeceğini düşündü, Şeytana inandı ve melek olmak istedi. Melekten üstün olan Hz. Âdem, meleğin nefsi olmadığı için onun gibi olmak istedi. Çünkü imtihan zordu. Meleğin etrafında onu saptıran ne nefsi ne şeytanı vardı. Ama insanı saptıran hem nefsi hem şeytanı hem de çevresi vardı.

Hz. Âdem’in şeytana uymasının bir nedeni de ebedi olmak arzusuydu. Yani ölmemek istiyordu Hz. Âdem. Evet, bu arzuyu veren Allah’tır ama bunu dünya için vermemiştir. Bu dünyada imtihanı kazanırsan cenneti hak edersin ve ebedi bir hayata sahip olursun. Demek ki insan imtihandan kaçmaktadır. Beled suresinde Rabbimiz buyurur: “Biz insanı zorluklar içinde yarattık.”7 Tin suresinde ise “Biz insanı en güzel surette yarattık”8 buyrulmaktadır. Demek ki en güzel surette yaratılan, zorluklar içerisinde yaratılmıştır. Ne gariptir ki imtihan için yaratılmış olan insan imtihandan hoşlanmaz. Hâlbuki yükselmenin başka yolu yoktur. İmtihanlara girmek zorundayız. İmtihanlar bize bizi öğretir. Kabiliyetlerimizin farkına varmayı, çelik gibi sağlamlaşmayı sağlar. İmtihana girmeyenler nasıl sağlamlaşabilirler? Demir ateşe girmeden çelik olmaz.

İmtihanı kazanmak sabırla mümkündür. “Onlar, insanlar kendilerine: ‘Size karşı toplandılar, artık onlardan korkun’ dedikleri halde imanları artanlar ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir’ diyenlerdir.”9 Korkun onlardan derler, şöyle yapacaklar, böyle yapacaklar ellerinde böyle silahlar var, şöyle planlar hazırladılar derler. Bunun üzerine hakikî müminlerin imanları daha da artar. Ve “Hasbunallah” “Allah bize yeter” derler. İmtihanı kazanmak istiyorsan senin de cümlen bu olacak, başka bir şey söylemeyeceksin! “Hasbunallah ve nimel vekil” diyecek, yoluna devam edeceksin! Allah’a tevekkül edeceksin, kendine güvenmeyeceksin! Çünkü imtihanı kazanabilmek sabır ve tevekkül ile mümkündür.

Allah’a güvenen imtihanı kazanır, kendisine güvenen imtihanı kaybeder. Çünkü kendisine ya da başkasına güvenen insan, kendinin zayıf olduğunu bildiğinden, Allah dışındaki her şeyin zayıf olduğunu gördüğünden yapması gerekenleri yapmaz ve kaybeder. Allah’a güvenen, O’nun sonsuz Kudret sahibi olduğunun farkında olur, hiçbir şeyden korkmaz ve görevlerinden kaçmaz. Allah Azze ve Celle yemin ederek; “Andolsun, sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele”10 buyurmaktadır. Rabbimiz imtihandan evvel imtihan sorularını bize veriyor; korku ve açlıkla, canlardan, mallardan, ürünlerden eksiltmekle imtihan edileceğimizi önceden bildiriyor. Bundan kurtuluş yok. Mutlaka imtihan olacağız.

“Öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz?”11 Mallarınız konusunda, canlarınız konusunda imtihan edileceksiniz. Yemin olsun ki imtihan olacaksınız.

Ayrıca size eziyet veren birçok sözler işitecek, bununla da imtihan olacaksınız. Onların bu baskılarına teslim olmayın, imtihanı kaybetmiş olursunuz. Kendinizi onlara benzetmeye çalışmayın yalnızca Peygamberimize benzemeye çalışın. “Eğer sabreder (takva ölçüleri içinde) sakınırsanız, işte bu azmedilecek işlerdendir.”12 Onların laflarına sabreder ve Allah’tan korkarsanız, işte bu azmetmeye değer işlerdendir. Bunun için azmetsin azmedenler. Çünkü sadece bunun için azmetmeye değer başka şeyler için değmez. Ey azmediciler, Lokman Aleyhisselam oğluna öğüt verirken der ki: “Ey Oğul, iyiliği emret ve kötülüklere engel ol. Bu yolda başına gelenlere sabret. Şüphesiz ki bunlar uğrunda azim ve sebat edilmeye değer işlerdendir.”13

Konuya devam etmek üzere… Allah’a emanet olun.

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Alparslan Kuytul Hocaefendi
Kategoriden Daha Fazla: Anasayfa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

İslam ve Mücadelesi | Sayı 86

Kullarına doğruyu ve doğruyu hâkim kılmanın, toplumu değiştirmenin yasalarını öğreten Alla…