Anasayfa Bölümler Akaid İman Esaslarına Giriş (Sayı 23)

İman Esaslarına Giriş (Sayı 23)

14 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Bugün İslam âlemi birçok noktada zafiyet içerisindedir. Fakat en tehlikeli olanı inançta gösterilen zafiyettir. İslam’ı bir ağaca benzetecek olursak; iman kök, ibadet gövde, dalları ve yaprakları ise ahlâk ve cihattır. Kök sağlam olmadığı sürece hafif bir rüzgâr sebebiyle devrilmeye mahkûmdur. Bu sebeple inanılması gereken inanç esaslarına kuvvetli bir iman ile kökü sağlamlaştırmak şarttır. Medeniyetleri kuran ve ayakta tutan da inançlardır. Günümüzde ise ümmet bütünlüğü ve gücüne vurulan çeşitli darbeler sebebiyle ümmeti meydana getiren fertlerde inanç zafiyetleri oluşmuştur. Bu durum ise Allah Azze ve Celle’nin tüm ümmetlere yüklediği ve son olarak da Peygamberimiz’in ümmetine yüklemiş olduğu, insanlığın lideri ve toplumların hidayet rehberi olma görevini yerine getirememesine sebep olmuştur. İslam ümmeti görevinin başında olmadığı için de fitne ve fesat tüm insanlığı kuşatmış ve insanlık tarihinde benzeri görülmemiş şirk batağını meydana getirmiştir. İnsanlığın kurtuluşunun kendisine bağlandığı İslam ümmetinin uyanışı ve görevlerini hakkıyla yapabilecek eski güç ve otoritesine ulaşması ancak inançta meydana gelmiş olan zafiyetlerden kurtulmasına ve sahih İslam inancıyla imanını tazelemesine bağlıdır. Bunun için öncelikli görevlerinden biri; İslam düşmanlarının ümmet bütünlüğünü parçalamak için indirmiş olduğu darbeleri fark etmesidir. Özellikle de inanç esasları üzerinde oynanan oyunları fark ederek toplumunu uyandırması gerekmektedir. Ümmete daha önce sahip olduğu gücü ve şerefi kazandırmak isteyen bizler, öncelikli olarak inanç esaslarını bu tehlikeli oyunlardan temizleyerek inancı nefislerimizde diriltmeli ve bizi şerefli bir hayata ulaştıracak yakînin nihayetine erene kadar, iman esasları üzerinde durarak toplumumuzu akide bağlamında sağlamlaştırmalıyız.

İnanç esasları ve her bir inanç esaslarına bağlı olan hususları içine alan akaid ilmine giriş yapmadan önce bu ilme ‘akaid’ isminin verilmesini ele alarak inanç esaslarıyla birlikte inancın sağlama alınması gerektiğini bir kez daha idrak edelim. Akide; a-k-d kökünden alınmıştır. “Birlikte bulunma, ayrılmama ve tekit” anlamına gelir. İpe düğüm atma da bu kökten alınmıştır. Buna göre akide; “dinle ilgili işlerde kişinin kalben bağlandığı, din olarak benimsediği ve kesinlikle kabul ettiği şeydir.” Terim anlamı; “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmaktır.” Bunlar imanın altı rüknü olarak maddeleştirilmiştir. Bunlara ve bunlara bağlı olarak inanılması gereken itikadî meselelere şüpheye düşmeden inanmak şarttır. İnanç esaslarına iman edecek olan bir kimsenin imanın ne olduğunu bilmesi de şarttır. Günümüzde iman kavramı hususunda Mutezile ve Haricilerin küllenmiş fikirlerine sarıldığı halde, yeni bir fikir ortaya attığını zannedenlerin ve insanları küfürle itham edenlerin olduğu bilinmektedir. Bu sebeple imanın ne manaya geldiğini mezheplerin görüşleri ve ehl-i sünnet âlimlerinin Kur’an ve sünnete mutabık olmayan görüşlere karşı sunduğu reddiyeyi delilleri ile bilmek gerekmektedir. Öncelikle imanın lügat manasını ele alacak olursak iman; “bir kimseyi söylediği sözde doğruluğa nispet etmek ve söylediğini kabullenmek” demektir. Yani tasdik eden kişi; başkasını yalanlanmaktan emin kılandır, aynı zamanda tasdik eden kişi yalanlanmış olmaktan emin olandır. İmanın şer’i manasında İslam âlimleri ihtilafa düşmüşlerdir. Eş’arilerin ve Maturidilerin muhakkik âlimlerinin görüşü; “İman kalbin tasdiki demektir” şeklinde olmuştur. Delillerinden biri ise şudur: “Ey Peygamber! Kalpleri ile inanmadıkları halde ağızlarıyla inandık diyenlerle, Yahudilerden o küfür içinde kokuşanlar seni üzmesin.”1 Ehl-i sünnet âlimlerinden Ebu Hanife ve Hanefilerin cumhuru; “İman; inanılması gereken şeyleri kalbin tasdik etmesi, lisanın da bunu söylemesidir” görüşündedirler. Bu görüşün mensupları kendi aralarında ikiye ayrılırlar. Bir kısmı imanının iki rüknü olduğunu ve iman edecek olan bir kimsenin muhakkak bu iki rüknü gerçekleştirmesini söylerler. Delilleri ise; “Kalbinde buğday, arpa veya zerre miktarı iman bulunduğu halde ‘Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed O’nun Rasulüdür’ diyen kimse cehennemden çıkar.”2 Bir kısmı ise; “İmanın rüknü kalbin tasdikinden ibarettir. İkrar ise imanın rüknü değil, şartıdır. İkrar dünyevi ahkâm için geçerlidir. Ahirete ait hükümler için geçerli değildir” demişlerdir. İmam Maturidi ve Hanefi ekolüne mensup kelamcılar; “Kişi kalbi ile tasdik ettiği halde dili ile ikrar etmezse halde Allah katında mü’min sayılır fakat dünya hükümlerinin yerine getirilmesi hususunda kâfir muamelesi görür ve ikrara gücü yettiği halde yapmadığı için günahkâr sayılır” demişlerdir. Hariciler, Mutezile, Şia’dan Zeydiyye, İmam Mâlik, İmam Şafi, İbn Hazm, İbnTeymiyye ise; “İman kalbin tasdiki, dilin ikrarı ve İslam’ın esası olan rükünleri işlemektir” görüşü üzeredirler. Fakat bu görüşü savunan Hariciler farzı, vacibi, sünneti hatta kötü amelleri yapmamayı da imandan sayarak iyi amel işlemeyip,kötü amel işleyenleri kâfir sayarlar. Yine Hariciler, büyük günah işleyenlerin kâfir olduğunu, Mutezile ise imandan çıktığını fakat küfre de girmeyip iman ile küfür arasında bir yerde olduğunu, eğer işlediği günahtan tevbe etmeden ölürse ebedi cehennemlik olacağını söylemişlerdir. Ehl-i sünnetin selef âlimleri ise onlarla aynı görüşte değildir. Büyük günah işleyeni tekfir etmemişler, günahkar mü’min muamelesi göreceğini söylemişlerdir. Mutezile te’vil yoluna gitmeyerek ayetleri zahiri manası ile ele aldıkları için bir çok kimseyi tekfir etmişlerdir. Delil aldıkları ayetlerden biri şudur: “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse onlar kâfirlerin ta kendileridir.”3 Ayetin zahirine göre; Allah’ın hükümlerini kalben tasdik etse de bu hükümler gereğince amel etmeyen kişinin kâfir olduğuna hükmetmişlerdir.Halbuki ehl-i sünnet kelamcıları bu ayeti te’vile müsait görerek; “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmemeyi helal görürse” veya “Allah’ın indirdiği hükümlerin bâtıl olduğunu iddia ederse” şeklinde te’vil etmişlerdir. Günümüz Selefileri kendilerinin geçmiş selef âlimlerinin yolundan gittiğini söyleseler de, esasında Hariciler’in ve Mutezile’nin görüşünü savunurlar. Oysa iman hususunda ameli dikkate alan selef âlimleri, bununla imanın kemâliyâtını kastetmişlerdir. Buhari şerhlerinin en meşhurlarından sayılan Fethu’l Bari’de bu şekilde ifade edilmiştir. Te’vil; bizleri toptancı bir mantıktan ve toplumla gereksiz yere zıtlaşmaktan kurtarır. Te’vile yönelmemek ilmi yetersizlikten kaynaklanmaktadır. Tekfircilerin ekserisi ilimsiz kesimden çıkmaktadır. Ve tekfire meyledenler genellikle gençler olmaktadır. Gençlerin bu şekilde tebliğ faaliyeti ile değil de onu bunu tekfir etmeleri bu ümmetin enerjisini tüketmekte ve zaman kaybettirmektedir. Bu konuda yapılması gereken geçmiş ehl-i sünnet âlimlerimizi dikkate almaktır.

1-Maide, 41

2-Buhari, el-İman

3-Maide, 44

Daha Fazla
  • Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

    Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

    “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında…” “Onların gerisinde yeniden dirilecekleri …
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
Yazardan Daha Fazla: Zeynep Karabacak
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

    “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında…” “Onların gerisinde yeniden dirilecekleri …
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
  • Kitaplara İman (Sayı 29)

    Kâinatı insan için, insanı bir amaç için yaratmış olan Allah Azze ve Celle, insana bir tak…
Kategoriden Daha Fazla: Akaid

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…