Anasayfa Bölümler Akaid İcmâli İman Mı, Yoksa Tafsili İman Mı? (Sayı 24)

İcmâli İman Mı, Yoksa Tafsili İman Mı? (Sayı 24)

12 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Henüz iman etmemiş olan bir kimse Allah’ı, Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasulü olduğunu ve onun Allah-u Teâlâ’dan alıp insanlara bildirdiği şeylerin gerçek olduğunu kalbi ile kabul eder ve doğrularsa, inanılması gereken şeylerin tümüne birden iman ettiği için icmâli iman ile iman dairesine girmiş olur. Ancak icmâli imanla sınırlı kalan iman, İslam âlimlerince yeterli görülmediği gibi, günümüz toplumlarında da tesirli olacağı söylenilemez. Çünkü bu zaman, Allah Rasulünün “Öyle bir zaman gelecek ki; imanı kalpte tutmak, kor ateşi elde tutmaktan daha zor olacaktır. Kişi gece mümin olarak yatacak, sabah kâfir olarak kalkacaktır. Veya bunun tam tersi olacaktır”1 buyurduğu ahir zamandır. İşte böyle bir zamanda teslimiyet mefhumu zaafa uğramış, insanlar dini meselelere genellikle şüphe ile yaklaşır olmuşlardır. Bu zamanda inkâr çevrelerinin oluşturduğu şüpheleri dağıtamayan bir Müslüman’ın, imanı zayıflamaya hatta yok olmaya mahkûmdur. Neye ne şekilde inandığını dahi bilmeden körü körüne bir taklitle iman etmiş olan bir kimsenin, en kısa zamanda tafsili bir iman ile iman etmesi şarttır. İnanılması gereken meselelere tafsilatlı bir şekilde iman ise delilleri bilmeye, ondaki hikmetlerin farkına vararak iman etmeye, yani tahkike bağlıdır.Bu şekilde gerçekleştirilen bir iman, imanın muhafazası hususunda hayatî bir önem taşır.

Bir zaman Yahudi hahamlarından bir topluluk Rasulüllah’a gelerek: “Ey Allah’ın Rasulü! Biz sana, kitabına, Musa’ya, Tevrat’a ve Uzeyr’e iman ediyoruz ve bunlardan başka kitapları ve peygamberleri tanımıyoruz” demişlerdi. Bunun üzerine Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem: “Hayır, Allah’a, bütün peygamberlerine, Muhammed’e ve kitabı Kur’an’a ve ondan önceki her kitaba iman ediniz” buyurdu. “Yapmayız” dediler. Bunun üzerine Nisa suresinin 136. Ayeti nazil oldu ve hepsi iman ettiler. “Ey iman edenler! Allah’a, peygamberlerine, peygamberlerine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa düşmüş olur.”

Nisa suresindeki bu ayet, tafsilatlı olarak iman etmek gerektiğine bir işarettir. İman ettiğini iddia eden her iman ehlini imanlarını kontrol etmeye ve tekrar imana davet eder.

Duvara asılmış bir saat misali imanın da birbirine bağlanmış pek çok parçaları vardır. Saat kurulmadığında zamanı göstermez. Ve yine gerektiği şekilde kurulmazsa ya durur ya da zamanı yanlış gösterir. Tıpkı bunun gibi parçaları bir araya getirilmeyen, hatta en küçük parçası dahi ihmal edilen bir iman geçerliliğini yitirir. Yine iman hakikatleri kabullenilse ve mevcut bir iman olsa dahi, harekete geçirilmiyorsa parçalanmaya mahkûmdur. Bu sebeple ayeti kerime; eksik inananları tam imana, inanıp güvenmeyenleri güvene, delilsiz iman edenleri delilleri ile imana, taklitle inanmış olanları tahkiki imana, imanında gevşek olanları sağlam imana, geçmişi iman üzere olanları ise imanda sebata çağırmaktadır. Kısacası; ayeti kerime tüm iman edenleri hakiki imana davet etmektedir. Hakiki iman tahkiki imana muhtaçtır ki, bunun birinci basamağı ilme’l yakîn, ikinci basamağı ayne’l yakîn, üçüncü basamağı ise hakka’l yakîndir.

Efendimiz, ashabını on üç yıl boyunca hakiki imana ulaştırmak için yoğun bir eğitimden geçirmiştir. Ashaptan birçoğu bu dereceleri aşmış olmasına ve bazısı cennetle müjdelenmesine rağmen, kendilerini nifak ile suçlamışlardı. Hanzala radıyallahu anhu’nun; “Hanzala münafık oldu” diyerek Medine sokaklarında divane olarak dolaşması, Hz Ömer radıyallahu anh münafıkların listesi kendisine verilmiş olan sahabeye, o listede kendi adının olup olmadığını sorması ve yine İbn Müleyha’nın “Bedir savaşına katılmış sahabeden otuz kadarına yetiştim. Hepsi de, kendi hesabına nifaktan korkuyor ve dinlerinde fitneye düşmekten kendilerini emniyette hissetmiyorlardı” demesi, sahabenin iman hususundaki hassasiyetini göstermektedir. Günümüz Müslümanları olan bizler ise ahir zaman hadislerinde ifade edildiği üzere “Sadece Kur’an’dan esim (esinti), İslam’dan resim, müslümandan bir cisim kalacak”2 denildiği halde taklit derecesinin bile altında kalan imanlarımızdan hiç rahatsızlık duymuyoruz. Hatta öyle bir noktadayız ki, Hasan Basri’nin şu sözü bizi çok iyi anlatıyor: “Siz onları görseydiniz mecnun zannederdiniz. Onlar sizin iyilerinizi görseler; “bunlar iyilik ve hayırdan nasipsiz kimselerdir” der, kötülerinizi görseler; “bunlar da müslüman mı derlerdi.”

O halde ahir zamanda iman etmiş olan bizler imanımızı bilgi, tasdik, ikrar ve gereği üzere amel ile sağlamlaştırmalı ve daimi olarak imanlarımızı tazelemeliyiz.

Ancak imanı sağlamlaştırmak sadece bunlarla sınırlı değildir. Abdullah İbni Ömer radıyallâhu anh şöyle der: “Uzun bir ömür sürdüm. Bizim her birimize Kur’ân’dan önce iman veriliyordu. Sonra öyle insanlar gördüm ki, onlara imandan önce Kur’ân veriliyor, o da Fatiha’dan sonuna kadar onu okuyor, ama ne emrettiğini, neleri yasakladığını ve nelerin bellenmesi gerektiğini bilmiyor.”

İlimden önce, imana ulaşmanın yolları takip edilmelidir ki; bunlar beş noktada toplanır:

1-Kâinat kitabını okumak

2-Kur’an-ı Kerim’i okumak

3-Peygamberlerin hayatını öğrenmek

4-Sahabelerin hayatını öğrenmek

5-Allah dostlarının hayatını öğrenmek.

Aynı zamanda Hz. Peygamberin şu duaları daimi olarak yapılmalıdır: “Ey Allah’ım! Senden hidayet ve doğruluk isterim.”3

“Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım kalbimi dinin üzerinde sabit kıl.”4

İmanın çeşitlerinden sonra bilinmesi gereken kavram küfürdür. Çünkü ‘her şey zıddı ile bilinir’ kaidesince, imanı net olarak kavramak için küfrün de bilinmesi şarttır.Bu sebeple Muhyiddin ibn Arabî: “En güzel iman, küfrün menşei görülerek vücuda gelen imandır” der. Diğer yazımızda küfrü ve küfrün çeşitlerini ele almak ümidiyle…Allah’a emanet olunuz.

1-Riyazü’s Salihin

2-Riyazü’s Salihin

3-Müslim

4-Tirmizi

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

    “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında…” “Onların gerisinde yeniden dirilecekleri …
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
  • Kitaplara İman (Sayı 29)

    Kâinatı insan için, insanı bir amaç için yaratmış olan Allah Azze ve Celle, insana bir tak…
Kategoriden Daha Fazla: Akaid

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Bu Sene Hedefimiz: Manevi Gelişim | Sayı 78

İslam Medeniyetini kurmak ve beklenen Öncü Nesil’i yetiştirmek adına çilesine talip olduğu…