Hayırda Yarışmak (Sayı 15)

14 dakika ortalama okuma süresi
0
0

İslam davasına gönül vermiş olan her mümin, davası uğrunda koştururken daha fazla sevap kazanmanın yollarını düşünmelidir. Başka bir ifade ile amel defterini hayırlarla doldurabilmek için hayat sermâyesini en verimli bir şekilde kullanmalıdır. Dâimâ sâlih amel işleme gayreti içinde bulunmalıdır. Karşısına çıkan her türlü hayrın Rabbimizin bir lütfu olduğunu bilmeli, bu hayrın cennete girmek için bulunmaz bir fırsat olduğunu düşünmelidir. ‘Belki de bu amelimle Rabbimin rahmetini kazanırım’ diye düşünmelidir.

İnsanoğlunun ruhunda gevşeklik vardır. Hayırlı amelleri görseler bile o hayrı yerine getirmede pasif kalabilmekte, eksik veya geç yapabilmektedir. İnsanlar bir yarış havası içerisinde olduklarında, normalde yapacakları işlerin iki üç katını yapmaktadırlar. Bu nedenle yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de kendi yolunda yarış yapılmasını istemiştir. İhlâsı kaybetmeden Allah yolunda yarışan kişinin mükâfatı ise cennetteki makamının yükselmesidir. Yüce Rabbimiz hayırda yarışmak hususunda şöyle buyurur:

“…Hayır işlerinde yarışınız!”1

“Onlar, Allah’a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte onlar salih olanlardandır. Onlar hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar. Allah, muttakileri bilendir.”2

Normal insanlarla yarış yapan insanlar arasındaki fark; nasıl ki normal hayatta bile kıyaslanamayacak kadar fazla ise, Allah yolunda yarış yapanlarla normal ibadetlerini yapmaya çalışanlar arasındaki fark da o kadar belirgindir. Allah yolunda yarış yapmak demek kişinin tüm benliğiyle, düşünceleriyle, yaşantısıyla davranışlarıyla vs. her yönüyle Allah ile beraber olması demektir. Yarış nasıl odaklanma gerektirir ise; dava adamının da Allah yolunda hayırda yarışırken davasına odaklanması gerekir. Çünkü yarışı kazananların mükâfatı eşsizdir. Cenâb-ı Hak, hayırda yarışan kullarını şöyle müjdelemektedir:

“Sizi katımızda değerli kılacak ve bize yaklaştıracak olan, ne mallarınız ne de evlâtlarınızdır. Ancak iman edip güzel ve hayırlı işler yapanların durumu başkadır. Onlara yaptıklarının kat kat fazlasıyla mükâfat verilecektir. Onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler.”3

Kur’an’ın mesajını bizlerden daha iyi anlayan sahabiler bu ayetlerin gereğini yerine getirmek için mallarıyla, canlarıyla, takvalarıyla Allah yolunda yarış ettiler. Bu konu ile ilgili olarak Hz. Ömer ile Hz. Ebubekir arasında geçen infakta yarışmalarının misalini verebiliriz. Tebük seferine çıkılmak üzeredir ve cihad için mâlî kaynak gerekmektedir. Peygamberimiz Müslümanların infakta bulunmasını ister. Herkes gücü yettiğince infak eder. Sıra Hz. Ömer’e geldiğinde; Hz Ömer kalbinden ‘bugün durumum iyi, bugün Ebubekir’i geçebilirim’ diye düşünür ve:

-“Ey Allah’ın Rasulü işte malımın yarısı, Allah için infak ediyorum” der. Hz Ebubekir:

-“Ey Allah’ın Rasulü işte malımın tamamı Allah İçin infak ediyorum” dediğinde Peygamberimiz (s.a.v.):

-“Ey Ebubekir ailene, çoluk çocuğuna bir şey bıraktın mı?” diye sorduğunda

Hz. Ebubekir:

-“Allah’ı ve Rasulünü bıraktım yetmez mi ey Allah’ın Rasulü” diye cevap vermiştir.

Hz. Ömer: “Ebubekir’i hiçbir zaman geçemeyeceğimi anladım” demiştir.

Sahabenin Allah yolunda cihad için yaptıkları yarışı yani mâli fedakârlıkları kendi fedakârlıklarımızla kıyaslayalım. Onlar dünyayı ve ahireti koymaları gereken yere koyan kimselerdi. Ve onlara bunu yaptırtan Allah ve Rasulüne olan imanları idi.

Kişi Allah yolunda infakta bulunurken şunu düşünmelidir: ‘İnfak ediyor olabilmem Allah’ın bana bir lütfudur. Zira infak ettiğim mallarımı Allah’ın bana verdiği kabiliyetlerle kazandım, aslında o malı bana kazandıran Allah’tı. Rabbimin bana lütfundan verdiği malı ben de O’nun yolunda, O’nun davası için gerçek sahibine geri veriyorum. Allah dilemeseydi ben bu malı elde edemezdim. Yine Rabbimin bana nasip ettiği iman ile infak edebiliyorum ve böyle bir imana ulaşabildiğim/ulaştırıldığım için hamd ediyorum’ demelidir.

Rabbimiz infak ile bir nevî kulunun mertebesini yükseltmek için kendisine fırsatlar sunuyor.

Kişi Allah yolunda malını verme esnasında imanın kendisine verdiği heyecan ile vermenin lezzetini alır ve o esnada daha kolay verebilir. Aksi takdirde şimdi değil de daha sonra vereyim dediği zaman, şeytan ve nefis devreye girer. Muhtemelen daha sonra da vermekten vazgeçirecektir. Allah yolunda mallarını vermek için acele etmeleri hususunda hanım sahabilerin de çok güzel örneklerinin olduğunu biliyoruz. “Sâatü’l-Usre” (zorluk zamanı) diye vasıflandırılan Tebük Seferi günlerinde sahâbe hanımları, ne kadar huliyyâtları (süs ve takıları) varsa, Hazret-i Peygamber (s.a.v.)’in önüne getirdiler. On bir yaşında küçük bir mü’mine kız da, küçüklüğünde kulağına takılan küpeleri çıkaramayınca, heyecanından kulağını yırtarak onları çıkarttı ve bu kanlı küpeleri Allah Rasulü’nün önüne koydu. İşte onlara bunu yaptırtan sahip oldukları imandı.

Allah yolunda hayırda yarışmak için Rabbimizin vermiş olduğu şu müjde oldukça önemli. “Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği; yedi başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir.”4 Kul Rabbinin kat kat artıracağından emin olduğu zaman, O’nun yolunda hayırda yarışmaktan geri durmaz. Bire yedi yüz hangi ticarette vardır?

Allah’ın verdiklerini Allah yolunda vermek; kişinin Rabbi ile olan murâkabesini artıracaktır. Allah yolunda vermemek ise kişiye Rabbini unutturacak, daha sonrasında ise Allah onlara kendilerini unutturacaktır. Yüce Rabbimiz, Haşr sûresinde şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarına ne hazırladığına baksın! Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar yoldan çıkan fâsıkların tâ kendileridir.”5 “…Hayır olarak kendiniz için önceden ne gönderirseniz, onu Allah katında daha hayırlı ve mükâfâtı daha büyük olarak bulursunuz…”6 “Rabbinizin mağfiretine ve takvâ sâhipleri için hazırlanmış olan göklerle yer genişliğindeki cennete koşun!”7 Genişliği gökler ile yer arasında olan cennete koşmak yani Allah yolunda yarış yapmak gayreti, her dava adamında bulunması gereken en önemli hasletlerden bir tanesidir. Zira kul Rabbinin verdiğini Rabbi yolunda vermektedir. Seven kişi, sevdiği kişi için fedakârlıklar göstererek nasıl ki sevgisini ispat eder ise; Rabbi yolunda yarış yapanlar da Rablerine karşı olan sevgilerini ortaya koymuş olurlar. Rabbim hepimize kendi yolunda yarış yapmayı nasip etsin, bizleri kendi sevgisiyle kuşatsın. Allah’a emanet olun…

1-Bakara, 148

2- Âl-i İmran, 114-115

3- Sebe, 37

4- Bakara, 261

5- el-Haşr, 18-19

6- el-Müzzemmil, 20

7- Âl-i İmrân, 133

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Tefekkür Bölümü
Kategoriden Daha Fazla: Ramazan ve İnfak (Sayı 15)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Bozulan Dünya Dengesi ve Küresel Isınma (Sayı 29)

Önce arzı (atmosferi ile beraber) yaratıp sonra bizleri bu dünyaya gönderen Rabbimiz hem a…