Anasayfa Bölümler Akaid Gereği Gibi İman Etmek (Sayı 27)

Gereği Gibi İman Etmek (Sayı 27)

16 dakika ortalama okuma süresi
0
0

“Yeri ve göğü yaratan Allah hakkında şüphe ha…”1

Akıl sahibi her insan, Allah’ın varlığının kesinliğinden şüphe etmez. Şair şöyle der: “Varlığın bilmeye ne hacet kürre-i âlem ile yeter ispatına halk ettiği zerre bile.” Ancak O’nu sadece akıl ile tanımaya çalışanlar daima bir yanılgı içerisindedir. Çünkü O’nu tanımak için sadece akıl kâfi değildir. Akıl ile O’nun varlığının delilleri elde edilebilir ve O’nun varlığına ikna olunur, ancak “Allah’ı O’nun şanına yakışır bir biçimde tanıyamadılar”2 ayeti kerimesinde ifade edildiği gibi sadece akılla Allah’ı hiçbir zaman gereği gibi tanıyamazlar. Öyle ki birçok insan, sadece bu sınırdan öte geçememiştir. Oysaki O’nu tanımanın asıl yeri kalptir. Kalp O’nu tanıyana kadar fırtınalı bir okyanus gibidir. O’nu tanıdıktan sonra fırtına diner ve okyanus sakinleşir. İşte o zaman kalp itmi’nana ulaşır. İtmi’nanın gerçekleşmesi için akıl ve ilim de gereklidir. Bunun için insan doğru kaynaktan en doğru bilgiyi almalı, yine O’ndan gelen vahiy ile O’nu tanımalıdır.

Aklını vahye değil, heva ve hevesine dayandıran müşrikler, Allah’ın varlığına hiç tereddüt göstermeden inanan kimselerdi. Hatta onlar Allah’ın yüceliğine ve her şeyi bildiğine de inanıyorlardı. Kendilerine göklerin ve yerin yaratıcısının kim olduğu sorulduğunda onlar: “Aziz ve âlim olan (Allah)’tır”3 diyorlardı. Hayatı ve ölümü kudret elinde tutanın Allah olduğunu biliyorlar, ancak ahirete kesinlikle iman etmiyorlardı. İnançlarının en temelinde sapma olduğu tereddütsüz bir hakikatti. Çünkü onların inandığı Allah, istedikleri zaman satın alabilecekleri, rüşvet vererek suçluluktan kurtulabilecekleri, cürümlerini örtbas ettirebilecekleri kısacası hayata karışmayan, kanun koymayan, cezalandırmayan bir Allah’tı. Yahudilerin, Hıristiyanların ve şeytanın inandığı Allah da böyle bir Allah’tı. Bu şekildeki Allah inancı kabul edilmeyerek, Allah’ı hakkıyla takdir edebilme ve hayatı doğru bir şekilde analiz edebilmemiz için Allah-u Teâlâ peygamber ve gönderdiği kitapları ile insanlığa tekrar tekrar yön vermiştir. Çünkü insanı kurtuluşa ulaştıracak yolu tayin etmek kendi üzerine aldığı bir vazifedir. Vahyin anlattığı Allah ise; kanun koyan, dünya işlerini eline alan ve hayata insanlığın kurtuluşu için müdahale eden bir Allah’tır. Tüm peygamberler bu ortak mesajı sunmak için kavimlerine geldiklerinde nefislerine gem vurulacağından, hayatlarının Allah’ın ölçülerine göre sınırlandırılacağından endişe duyanlar, Allah’ın peygamberlerine gizliden ve açıktan düşman oldular. O’na inandıkları halde O’nun peygamberlerine ve göndermiş olduğu kitaba savaş açtılar. Onların bu savaşlarının sebebi Allah’ı inkâr değil, hükmü Allah’a vermemekti. Allah’a inandıklarını ağızları ile söyledikleri halde O’nun rububiyyetini inkâr ettiler. O’ndan başkasının hükümlerini O’nun hükümlerine tercih ettiler. Allah’ı hayattan koparabilmenin ve belli mekânlara hapsetmenin yollarını arayıp durdular. İblis’in cennetten kovulmasının, Firavun’un Hz. Musa ile savaşının, Yahudi ve Hristiyanların rahiplerini ve hahamlarını rab edinmelerinin ve bütün bunların hepsinin sebebi bu değil miydi? Hüküm Allah’ın mıdır, Allah’ın dünyasında Allah’ın mı yoksa insanların mı dediği olmalıdır? İşte verilen savaş buydu. O halde aklın sınırları ile sınırlandırılmış ve vahiy ile doğrulanmamış inancın hiçbir faydası yoktur. Bu sebeple her Müslüman Allah’ı tanıma yoluna girdiğinde müşriklerin inandığı gibi ve vahiy ile reddedilmiş olan bir Allah inancı ile değil, vahyin ve peygamberin tanıttığı gibi Allah’ı tanımalı ve o şekilde iman etmelidir.

Allah’a sadece yaratıcı ve rızık verici olarak inanan, diğer sıfatlarında ise O’na ortak koşanlar, Allah’ı unutturulmak istenilen sıfatları ile anlatmak isteyen peygamberleri susturmak için her türlü entrikaya başvurdular. Ve peygamberlere de hiçbir sebepten değil, sadece bu sebeple düşman oldular. Kendilerine kitap verilenlerin, peygamberi öz oğulları gibi tanımalarına rağmen peygambere iman etmemelerinin, geçmiş kavimlerden Nuh kavminin “Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi melekleri indirirdi”4 diyerek gönderilen peygamberi alaylı bir şekilde inkâr etmesinin sebebi de budur.

Oysa iman bir bütündür. Birini inkâr etmek tamamını inkâr etmek gibidir. Tevhid, bütün iman esaslarını ihtiva eder. Diğerleri de birbirine ilintili olarak tevhide bağlıdır. Çünkü iman esasları birbirini gerektirir. Meleklere iman dahi diğer iman esaslarına inanmayı icap ettirir. Zira melekleri inkâr eden diğer şartları da inkâr etmiş sayılır. Çünkü meleklere iman Allah’a, vahye, peygamberlere, kitaplara inanmayı gerektirir. Peygamberler ve kitaplar da kadere ve ahirete imanı lüzumlu kılar. Dolayısıyla imanın bütün olabilmesi için, tamamına inanmak gerekmektedir.

İnsanlar her dönemde yol göstericiler olan peygamberlere ihtiyaç duymuştur. Her ne kadar insan yaratılırken akıl, bilinç, idrak, seçme imkanı gibi birtakım yeteneklerle donatılmış olsa da bütün bunlar sınırlı ve kendi gücü oranındadır. İnsanın gücünü aşan konularda ve yeterli olamadığı, yahut da dış çevrenin tesiriyle gerçeğe ulaşamadığı hususlarda elinden tutulması ve yolunun aydınlatılması gerekmektedir. İnsanlar kendi akılları ile Allah’ın varlığını ve birliğini anlayabilseler de, bunun ötesinde O’na ait bir takım yüce sıfatları anlayamazlar, Allah’a nasıl ibadet edileceğini ahiretle ilgili meseleleri dosdoğru bilemezler. İşte yarattığı insanın bu yönünü en iyi bilen Allah lütuf ve yardımının bir eseri olarak insanlara peygamberler göndermiştir. Peygamberler birer köprü gibidirler. Onlarla Allah’a ve O’nun biz kulları için hazırlamış olduğu cennetlere ulaşırız. Allah-u Teâlâ onlar aracılığı ile gerçeği benimseyip yaşamaya çağırmıştır. Kendilerine peygamber gönderilmemiş hiçbir topluluk yoktur. “Geçmişte her ümmet içinde mutlaka bir uyarıcı peygamber buluna gelmiştir.”5 Peygamberlerin gönderilmelerinin birçok hikmetleri vardır. Bizlere Allah’ı gereği gibi tanıtan ve O’na imanı sahih derecesine ulaştıran peygamberleri çok iyi tanımalıyız.

Peygamberlik Allah’ın seçkin kullarına vergisidir. Çalışma, ibadet ve taatle elde edilemez. Allah, peygamberlik yükünü taşıyabilecekleri bilir ve dilediğini peygamber olarak seçer: “Bu Allah’ın lutfudur. Onu dilediğine verir.”6 Bu seçimde mal mülk makam etkili değildir. Peygamberler vahiyle şereflendirilmiş ve diğer insanlarda bulunmayan niteliklere sahip, seçkin kimselerdir. Onlar diğer insanlardan farklı olarak birtakım sıfatlarla donatılmışlardır. Peygamberlerin ortak sıfatları şunlardır: Sıdk; Doğru olmak. Peygamberler asla yalan söylemezler. Onlar dürüst insanlardır. Emanet; Güvenilir olmak. Peygamberler güvenilir kimselerdir. Asla emanete hıyanet etmezler. İsmet; Günah işlememek. Peygamberler asla günah işlemezler. İnsanlık icabı olan ufak tefek hataları da, Allah tarafından düzeltilir. Fetanet; Zeki olmak.Peygamberlerin hepsi insanların en zekileridir. Tebliğ; Açıklamak.Peygamberler Allah’tan almış oldukları emirleri insanlara mutlaka ulaştırmışlardır. Hiçbir şey gizlememişler ve hiçbir şey ilave etmemişlerdir. Ancak peygamberler sadece dini tebliğle yetinmemişler, dini esasları açıklamışlar, sonra ümmetlerine öğretmişler, onları eğitip kötülüklerden arındırmışlardır. Bu görevi yerine getirirken davalarından taviz vermemişler, bu uğurda pek çok eza ve sıkıntıya göğüs germişlerdir.

Kur’an’da da ifade edildiği gibi peygamberlik Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile son bulmuştur: “Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.”7

Diğer yazımızda son peygamber ve ona imanın boyutlarını ele almak temennisiyle…

1- İbrahim 10

2- En’am 91

3- Zuhruf 43

4- Mü’minun 24

5- Fatır 24

6- Cuma 4

7- Ahzab 40

Daha Fazla
  • Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

    Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

    “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında…” “Onların gerisinde yeniden dirilecekleri …
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
Yazardan Daha Fazla: Zeynep Karabacak
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

    “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında…” “Onların gerisinde yeniden dirilecekleri …
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
  • Kitaplara İman (Sayı 29)

    Kâinatı insan için, insanı bir amaç için yaratmış olan Allah Azze ve Celle, insana bir tak…
Kategoriden Daha Fazla: Akaid

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…