Anasayfa Bölümler Seçme Siyasi Makale Erdoğan, Tek Adam Rejimi İçin İslamiyeti Kullanıyor | Sayı 62

Erdoğan, Tek Adam Rejimi İçin İslamiyeti Kullanıyor | Sayı 62

13 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Serpil İlgün sordu, gazeteci, yazar Ruşen Çakır yanıtladı.

Davutoğlu’nun tasfiyesi, ‘AKP de artık dava siyaseti bitmiştir’ şeklinde değerlendirildi. Milli Görüş’ten bu yana bu hareketi yakından takip eden bir gazeteci olarak siz ne dersiniz, ‘dava Erdoğan’ın kendini kurtarma davasına’ mı dönüştü?

Kurtarma demeyelim, tamamen O’nun davası oldu. Yani Erdoğan’ın dindar vs. olması bu davayı İslami kılmıyor. Bu dava Erdoğan’ın davası oldu, Erdoğan’ın partisi oldu. Başbakan, Erdoğan’ın bir nevi müsteşarı oldu. Sonuç olarak, bu hareketin başladığındaki ilkeler, hedefler vs’ler yok. 2023, 2070’ler filan gibi şeyler söyleniyor ama bunlar ayakları çok havada şeyler. Tabii ki din bir yerlerde var ama olmasa da olabilir. Baktığınız zaman Erdoğan’ı, yani şu andaki davayı, en cansiperane, en sert savunanların mesela İslam’la filan çok alakaları yok, çoğu devşirme. Davutoğlu, dava argümanının ideologlarından biri olarak kongredeki veda konuşmasında da dava vurgusu yaptı ve görevden alınmasını kast ederek, ‘Bu durum maşeri vicdanlarda rahatsızlık yaratacaktır’ dedi… Davutoğlu mücadele etmemesini meşrulaştırmak için dava argümanına sığınıyor. Kendisine haksızlık edildiğini söylüyor. Tamam, peki ondan sonra? Sineye çekiyor. Hem rahatsız hem de mücadele etmiyor. Yani Davutoğlu’nun ta liseli yıllarından, Erdoğan’ın imam hatip lisesi yıllarından girmiş oldukları davayla, bugün gelinen noktadaki hedeflerin arasında hemen hemen hiçbir alaka yok.

AKP PRAGMATİK, POPÜLİST, DİNİ KULLANAN BİR HAREKET

… Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de yaptığı İslamcılık falan değil. Tayyip Erdoğan kendi kurduğu tek adam rejimini inşa ederken İslamiyet’i de enstrümantalize ediyor. Ama bunu İslamcılık olarak görmek doğru değil. İnandırıcı da değil. Öyle bir perspektifi olsa bugün Türkiye’de pek çok şey, Adalet ve Kalkınma Partisi yönetimi, hükümet, külliyedeki çalışanlar, atılan adımlar falan, çok farklı olması gerekirdi. Bu tamamen pragmatik, popülist, muhafazakarlığı, dini kullanan bir hareket.

Ama eğitim başta olmak üzere dini referansların toplumsal hayatın pek çok alanında artması İslamcı yönelimlerin güçlü işaretleri sayılıyor. AKP içinde tuttuğu yer bakımından Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın ‘Yeni Anayasada laiklik olmasın’ sözü de bu yöndeki endişeleri arttırdı…

Bunlar doğru, bir İslamizasyonun devlet eliyle yapılmak istendiği doğru, ama bu tek başına bütünlüklü bir İslamcı proje anlamına gelmiyor. Bütünlüklü bir İslamcı proje toplumsal bir hareketin üzerinden yürür, mesela İran’da devrim sonrası inşa edilen rejim. Türkiye’de öyle bir şey yok. Şu anda yapılanların büyük bir çoğunluğu insanların sokaklara dökülmesiyle, -tamam başörtüsü yasaklarının kalkmasını istediler ve kalktı, ama en kolayı oydu- sıradan insanların talep etmesiyle filan olmuş şeyler değil. Bunları kendi siyasi ajandalarına göre yapıyorlar. Yani bunu böyle bilinçli, organize bir şeriata geçiş gibi kurgulamak bence doğru değil. Yapılanları önemsizleştirmek için söylemiyorum. Tayyip Erdoğan artık o anlamda, bildiğimiz konvansiyel anlamda İslamcı değil. Tayyip Erdoğan, Latin Amerika’da da, Asya’da da görülen, şu anda mesela Macaristan’da da görülen, “illiberal democracy” denilen, liberal olmayan demokrasinin çok ilginç bir örneğini hayata geçiriyor. Bir taraf Hıristiyanlığı kullanıyor, Latin Amerika’da bazıları sosyalizmi kullanıyor, bu da İslamiyet’i kullanıyor olabilir.
30.05.2016

Türkiye Cumhuriyeti, bürokratik bir cumhuriyet olarak kuruldu. Saltanat kaldırılmıştı ama yeni Cumhuriyet, bir tek kişinin iradesine teslim edilmişti. Sivil ve askerî bürokratlar, o tek kişiye kayıtsız şartsız itaat ettiği sürece yerlerini ve güçlerini koruyabilirlerdi. Yani saltanat döneminin “biat“ı git mişti, yerine yeni dönemin “itaat“ı gelmişti. Bu durum, çok partili siyasi hayatın başlamasıyla beraber kıymık kıymık değişmeye başladı ama Bürokratik Cumhuriyet, bir türlü Demokratik Cumhuriyete dönüşmedi.

Atatürk, kendisiyle birlikte Cumhuriyeti kuran, Milli Mücadele’nin komuta kademesinde yer alan komutanların yüzde doksanını ya devre dışı bıraktı veya bununla da yetinmeyerek onları çeşitli bahanelerle hapse attı.

AK Parti iktidarının ilk on yılında, Sayın Erdoğan‘ın liderliğinde, Bürokratik Cumhuriyet’in, Demokratik Cumhuriyet’e dönüşmesi için olağanüstü gayret sarfedildi ve çok büyük mesafeler de alındı. Ne var ki bu kazanımların devam etmesi bir yana, esefle müşahade ediyoruz ki, bu anlamda ciddi bir geriye gidiş yaşanmaktadır. “Hukuk Devleti” uygulamaları esas alınarak hazırlanan The World Justice Project (WJP) Open Government Index 2015‘e göre Türkiye’nin 21 sıra gerileyerek, Çin’in, Tunus’un bile altında, 80. sıraya düşmesi bize yakışmamıştır.

Bir süre önce Ahmet Hakan‘a verdiğim mülakatta “Kemalistlerin düştüğü hataya düşmeyelim.” demiştim. Gücün tek elde toplanması, kurulların sembolik ve seremonyal hale gelmesi, ortak aklın kaybolması, lidere sadece hoşuna gidecek, onu tasdik etme anlamına gelebilecek sözlerin söylenebilmesi, Muhafazakar Kemalizmden başka bir şey değildir.

Çok şükür bugün artık “kardeş katli” diye bir şey yoktur. Ancak, şeref ve haysiyetleri ile oynadığımız, bin bir türlü hakaret ve iftiraya uğrattığımı erinin saldırılarına muhatap kıldığımız, çileli günlerdeki yol ve dava arkadaşlarımıza, yani manevi kardeşlerimize uygulanan kıyıma ne diyeceğiz?

Manen kıyıma uğrayan sadece siyasetteki yol ve dava arkadaşlarımız değil, en zor zamanlarda yanımızda olan, birçok badireyi atlatmada hayati roller üstlenen bazı hukuk ve devlet adamları ile birçok basın mensubu da ne yazık ki bu kırlangıç fırtınasından nasibini almıştır.

Sayın Davutoğlu‘na revâ görülen muameleye sağ duyulu kaç insan “bu şık oldu” diyebilir. Bu olaydan sonra, değerli dostum Vehbi Vakkasoğlu‘nun yıllar önce okuduğum “Önce Alkışladılar, Sonra Öldürdüler” isimli kitabını hatırladım. Gerçekten tarih tekerrürlerle doludur…

AK Parti kurulurken biz, arkadaşlarımızın hukukunu kendi hukukumuz, itibarını kendi itibarımız kabul ettik ve uzun yıllar bu anlayışla birbirimize sahip çıktık. İtibar cellatlığı yapılmasına devam edilirse, daha da mühimi buna müsaade ve müsamaha edilirse AK Parti’nin de küme düşen partilerin arasına karışması mukadder olur.

Bugün, AK Parti’nin tek rakibi artık kendisidir. Bu olup bitenleri gördükçe, şimdi Volter’e daha çok hak veriyorum. Hani diyor ya: “Tanrım, beni dostlarıma karşı koru ; zira ben düşmanlarımla başa çıkabilirim.”..

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Yönetici
Kategoriden Daha Fazla: Seçme Siyasi Makale

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Öncü Nesil | الجيلُ المُنْتَظَرُ « الجيلُ الطَّليعةُ

أَبْدأُ كلامِي بحمدِ اللهِ الذي وفَّقَنا لِشْرِ هذهِ المَجَلَّةِ اليوم ، والصلاةُ والسلامُ…