Anasayfa Bölümler Sayılar Adalet (Sayı86) Davetçinin Yol Azığı Teheccüd Namazı | Sayı 86

Davetçinin Yol Azığı Teheccüd Namazı | Sayı 86

18 dakika ortalama okuma süresi
0
0

DAVETÇİNİN YOL AZIĞI: TEHECCÜD NAMAZI-1

İslamî davetin önündeki engelleri aşıp bu engellere takılmamak bütün Müslümanların ve bilhassa davetçilerin üzerinde durması gereken hususlardan biridir. İslam’a hizmet ettiği halde sonradan kendi kabuğuna çekilmiş davetçilerin aksine böyle olmayan, ölünceye kadar görevlerini yerine getirebilen davetçiler vardır.

Peygamberlerin hayatına baktığımızda, davetçinin önündeki zorlukları görmekteyiz. Bütün peygamberler kavimleri ile savaşmış, kendi milletleri tarafından vatanlarından kovulmuş ve birçok işkenceye maruz kalmışlardır. Allah Azze ve Celle, Rasulünü ve O’nun ümmetini zor günlere hazırlayabilmek için, onlara bazı zorlukları emretmişti. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ashabını öyle bir eğitmişti ki onları zor günlerin insanları haline getirmişti. Onlar savaştaki zorluklar ve ölüm korkusu dâhil bütün korku ve sevgileri aşabilmişlerdi. Çünkü Allah ve Rasulü onlar için her şeyden daha sevimli hale gelmişti. Mus’ab bin Umeyr’in annesinin, oğluna yapmış olduğu manevi baskının şiddetini tahayyül edebilirsiniz.

Her türlü yardımı ve ikramı yaparak sizi büyüten, sizin için her şeyini ortaya koyan anneniz size diyor ki; “Eğer sen dininden ve bu davadan vazgeçmez ve atalarının dinine dönmez isen ben burada senin gözünün önünde açlıktan öleceğim.” Mus’ab ise: “Vallahi anne, senin yüz tane canın olsaydı, her birini aç kalmak sureti ile gözümün önünde verseydin ben yine de davamdan ve Rasulullah’ın dininden dönmezdim” diye cevap veriyor. Çünkü Mus’ab’ın kalbinde Allah ve Rasulü’nün sevgisi ile davanın haklılığı öyle bir yer etmişti ki; onun gözünde ne anne sevgisi ne de başka bir sevgi kalmıştı. Ashabını eğiten Allah Rasulü, onların kalplerine bütün sevgilerin üzerinde bir sevgiyi yerleştirmişti.

Öyle zamanlar oldu ki Müslümanları Mekke’nin dışına atarak üç sene boyunca ambargo uygulayan müşrikler Müslümanlarla konuşmayı, kız alışverişini, onlara ekmek yemek vermeyi, kervanların onların önünden geçmesini yasakladılar. Yaşlı ve çocuklar dâhil tüm Müslümanlar üç sene boyunca Mekke’nin güneşi altında ıstırap çekip işkenceye uğradı, bazıları ise bu işkenceler sonucunda şehit edildi. Allah Rasulü ashabını eğitmesine rağmen yine de bazı şeyler onlara zor geliyordu.

Peygamberimiz Hira dağında vahiy geldikten sonra gördüğünün cin mi, melek mi olduğunu bilmeden heyecanlı bir vaziyette evine gittiğinde, Hatice validemize; “Üstümü örtün” dedi. Üzerini örttükten sonra, Efendimiz sakinleşince kalkıp durumu anlattı. Hatice validemizle birlikte Varaka bin Nevfel’in yanına gittiler. Varaka; “İleri günlerde kavmin seni kendi yurdundan çıkardığında eğer hayatta olursam sana yardımcı olurum” deyince Efendimiz; “Kavmim beni kendi vatanımdan mı çıkaracak, hâlbuki bana ‘Muhammed’ül Emin’ derler” dedi. Varaka; “Evet, senin getirdiğini her kim getirdiyse, bu davayı kim ileri sürdüyse muhakkak kavmi tarafından kovulmuştur” dedi. Gerçekten de Efendimiz, Varaka’nın haber verdiği gibi kavmi tarafından Mekke’den kovuldu.

Allah Azze ve Celle’nin Müzzemmil Suresinde bildirdiği gibi; “Ey örtüsüne bürünen!” “Bu davayı insanlara nasıl anlatacağım, anlattığımda başıma neler gelecek, davamı anlattığım zaman ailemden kopacağım, vatanımdan uzaklaştırılacağım” deyip birtakım tereddütler içerisinde kalıp da üzüntü halinde yatan Habibim! “Gecenin az bir kısmı müstesna olmak üzere kalk. Ve Kur’an oku (namaz kıl)” Allah Azze ve Celle; “Biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz” buyurduğu için peygamberini böyle bir imtihana tabi tuttu. Rabbimiz “Geceleyin kalk” emriyle; ‘Ey Habibim, ağır sözü taşıyabilmen için geceleyin kalkman lazım’ demiştir. Rableri için geceleyin kalkıp namaz kılamayanlar, bu büyük davayı nasıl taşıyacaklar?

Bu ayetin bazı tefsirlerde, “vahyin ağır olması” şeklinde yorumlanmasıyla ayete çok kısır bir mana verilmiş olunmaktadır. Kanaatimce asıl mana; Allah Rasulüne verilen davanın ağırlığıdır. “Ey Rasulüm! Sana öyle bir vahiy indiriyoruz ki bundan sonra sana rahat yüzü yoktur.” Hatice validemiz; “Ya Rasulallah, çok çalıştın, çok yoruldun biraz dinlensen” der. Havariler de İsa Aleyhisselam’a; “Ey muallim! Çok konuştun, çok yoruldun biraz istirahat et” dediğinde, Hz. İsa’nın; “İnsan dünyaya istirahat için gelmemiştir. Nefsinizi (kendinizi) bir at gibi görünüz. Ata her türlü işi yaptırırsınız, sonra da saman verip onu ahıra koyarsınız” dediği gibi Peygamber Efendimiz de;“Ya Hatice! Sen bana istirahat et, yat uyu diyorsun ama Allah bana öyle bir dava verdi ki, artık uyku devri çoktan geçmiştir” buyurmaktadır.

Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, peygamberlik hayatı boyunca bu söze sadık kalarak çok az uyumuş, geceleyin namaz kılıp gündüz de cihat etmiştir. “Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk” ayeti geldiğinde on iki ay boyunca Efendimiz ve ashabı sabaha kadar namaz kıldılar. Hatta namaz kılmaktan ayaklar şişmeye başlamıştı. Allah Azze ve Celle tam olarak on iki ay sonra yeni bir ayet gönderdi çünkü insanların ağır bir davaya hazırlanmaları için böyle bir manevi eğitimden geçmeleri gerekiyordu. Bu yüzden teheccüd namazı onlara farz kılınmıştı. Bu şekilde Allah Azze ve Celle davayı omuzlayacak olan öncü kadroların manevi bir terbiyeden geçmeleri gerektiğini ümmete öğretmiş oldu.

İnsanlara, “geceleyin saat üçte kalkarsan sana şu kadar para verilecektir” diye söylense herkes kalkar. Müslümanlar o kadar acı bir durumda ki, Rablerine münacaatı, paraya değişir olmuşlar. Para, Rableriyle beraber olmaktan daha kıymetli olmuş. Hâlbuki ashap böyle değildi. Biz neden ashap gibi olamıyoruz? Çünkü biz onlar gibi eğitimden geçmiyor, nefsimizi onlar gibi eğitmiyoruz. Çünkü biz bir sene sabaha kadar namaz kılmadık. Bir sene sabaha kadar namaz kılan, oruç tutan insanlarda manevi gelişmeler başlar. Efendimiz, bu yola giren ve hayatları boyunca az uyuması gereken davetçilere bir yol gösteriyor. Gece namazı kılmak, davetçi için belki oruçtan da büyük faydalar sağlayacaktır.

Geceleyin Allah için devamlı kılınan namaz -iki rekât dahi olsa- Allah katında sevimlidir. Çünkü Allah katında amellerin en sevimlisi az ama devamlı olandır. Bir hadiste Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki; “Allah’a en sevimli olan oruç Davud’un orucudur. Allah’a en sevimli olan namaz Davud’un namazıdır. Davud Aleyhisselam, bir gün oruç tutar bir gün iftar ederdi ve gecenin yarısından sonra kalkar gecenin üçte birinde namaz kılar sonra bir miktar daha uyurdu. Allah’a en sevimli olan namaz; gece namazı ve Allah’a en sevimli oruç ise işte budur.” Allah’a en sevimli olan namazın ve orucun tarifi ‘Davud’un orucu ve Davud’un namazı’ şeklinde yapılmıştır. Efendimiz bu şekilde ashabına kendi hayatıyla örnek olmuş ve onlar da Allah Rasulünün eğitimiyle terbiyelenip bu davanın bugüne kadar gelmesine vesile olmuşlardır.

Efendimiz bir hadiste buyurdu ki; “Ne mutlu o kişiye ki güzel bir yatağı ve yanında yatan güzel bir karısı olduğu halde geceleyin nefsini, yatağını, karısını terk eder ve kalkar iki rekât namaz kılar.  Allah Azze ve Celle onu meleklerine gösterir, ‘İşte bu kuluma bakınız, şehvetini terk edip beni tercih etti’ ve bir başkası kalkıp geceleyin namaz kılar. Allah meleklerine karşı onunla övünür: ‘İşte bu kulum kendisini bana feda etti.’ Bir başkası arkadaşları ile birlikte sefere çıkar, seferde düşmanla karşılaşıp hezimete uğrarlar fakat o, tek başına savaşmaya devam eder ve Allah meleklerine karşı onunla övünür: ‘İşte bakınız bu kulum kendi nefsini bana ikram etti.’ Yine bir başka kul arkadaşlarıyla beraber geceleyin yolculuğa çıkar, uzun bir seyahatten sonra yorgun argın bir vaziyetteyken arkadaşları yatar fakat o yatmaz ve kalkar ta ki fecir doğuncaya kadar namaz kılmaya devam eder. Allah meleklerine karşı o kuluyla övünür.”Allah, böyle kullarını sever ve onlara güler.

Bir hadiste: “Allah kime gülerse ona hesap yoktur” buyruluyor. Allah, kimin yaptığı amelden dolayı hoşlanır, gülerse artık ona kıyamet gününde de kabre girdiği zaman da hesap yoktur.

Tabiinin büyüklerinden olan Abdullah ibni Ebu Haysem, Aişe validemizin yanına gidiyor. Aişe validemiz ona “Ey Allah’ın kulu, gece namazı kılmakta sakın gevşeklik gösterme. Vallahi ben Rasulullah’ın benim yanımda hastayken bile kalkıp geceleyin namaz kıldığını gördüm. Hasta olduğu zamanlarda bile geceleyin kalkar muhakkak namazını kılardı” diyor. Hz. Aişe, konuştuğu insanlara gece namazını tavsiye ediyordu. Evet, Müslümanlar belki çeşitli hallerden dolayı her gece kalkıp namaz kılamayabilirler. Ama bazı günlerde iki rekât da olsa kendilerini bu namazdan mahrum etmemelidirler…

Konuya devam etmek üzere…

Davetçinin Yol Azığı, Teheccüd Namazı dersinden alıntıdır.

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Adalet (Sayı86)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Alparslan Kuytul Hocaefendi’den Gündeme Dair Analizler | Sayı 88

Ekonomideki dengelerin sarsıldığı şu günlerde Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin 2016 ve 2017…