Anasayfa Bölümler İslam'a Davet Köşesi Davetçinin Vasıfları-1 (Sayı 16)

Davetçinin Vasıfları-1 (Sayı 16)

19 dakika ortalama okuma süresi
1
0

“De ki: “Bu benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah’a davet ederim; ben ve bana uyanlar da.”1

İslam davasını yüklenmek, onu insanlara ulaştırmak, gönülleri bu davaya bağlamaya çalışmak ve insanlara mesuliyetlerini hatırlatıp, onların birer dava eri olmalarını sağlamak hiç şüphesiz kutsal olduğu kadar zor bir iştir. Bu zorluğun üstesinden gelebilmek, davetçide bulunması gereken bilgi, beceri ve donanıma en asgari düzeyde sahip olmakla mümkündür. Ümmet olmanın, yeryüzünde meydana gelen her türlü zulümlere dur diyebilmenin yolu, bu davet ve irşat faaliyetlerinin ehil ellerde ve bilinçli bir şekilde yapılmasından geçmektedir. İslam davetçilerinin, yeryüzünde hâkimiyet Allah’ın oluncaya kadar mücadele etmek gibi büyük hedefleri varken; bu hedefe davetçi vasfına sahip olmamış insanlarla, plânsız ve programsız çabalarla, basiretsiz kadrolarla ulaşabilmeleri hayalden öteye geçmeyecektir. Bu nedenle yeterli sayıda vasıflı İslam davetçisi yetiştirmek bugünün en önemli meselesidir. Hareket içerisinde ne kadar gerekli vasıflara sahip, daima davası için koşturan, samimi ve fedakâr insan varsa rahmetin de o oranda artacağını bilmeli ve bu vasıflara sahip olmak için gayret gösterilmelidir. Bu vasıflardan bazıları şunlardır:

Bilgi (ilim)

Davet edeceği konu ile alâkalı mâlumat sahibi olması, davetçide bulunması gereken en önemli vasıftır diyebiliriz. Davet edeceği hususları bilmeyen, o bilgileri özümsememiş ve hayatında da emareleri görülmeyen davetçi nasıl başarılı olabilir ki? Bu nedenle hem İslamî ilimleri hem de pozitif ilimleri elde etmeli, kendini birçok açıdan geliştirmeli ve ilmini, birikimini davası için kullanmalıdır. Temel İslamî ilimleri bilmenin yanında çağın gerektirdiği donanıma da sahip olmalıdır. Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin konuşmalarında sıklıkla vurguladığı âlim-aydın vasfını haiz olmalıdır. Davetçi, sağlam bir inanç ile dine ve Allah’a bağlı olmalı, Rabbi ile irtibatını sağlamlaştırmalı, daima davasıyla meşgul olmalı, kendisini davasından alıkoyacak meşguliyetlerden elinden geldiği kadar uzak durmalıdır. Kendisini mânen de geliştirmeye çalışmalı, iç ve dış âleminde inkılâp meydana getirmeden âlemlerde meydana gelmesini istediği inkılâpları gerçekleştirmenin mümkün olmadığını bilmelidir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’e “Kalk ve uyar (inzar et)”2 emrinden evvel, “Gecenin az bir kısmı hariç olmak üzere kalk ve tertil üzere (ağır ağır) Kur’an oku”3 denmesi gösteriyor ki davetçi işe, iç ve dış hazırlıkla başlamalıdır. “Hakikaten bir davetçinin hayatındaki en önemli şey, onun birikimi ve kuşatıcılığıdır. Dava eri olmanın birinci şartı budur. İman, ahlâk ve kültürel alanda birikim ve geniş bir kuşatıcılık sahibi olmadığı sürece davet ve davetçiden bahsedilemez.”4

İlmiyle Âmil Olma (Yaşantısıyla Örnek Olma)

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allah katında büyük gazaba sebep olur”5 ayeti İslam davetçisinin ölçüsü olmalıdır. Söylemleri ve eylemleri birbiriyle tutarlı olmalı, insanları davet ettiği şeyi evvela kendisi hayatına tatbik etmelidir ki etkili olabilsin. Davet sahasında çoğu zaman sözden çok yaşantı daha etkili olmaktadır. Söz ile tebliğin yanında hal ile de tebliğ edebilmelidir. Bir davetçinin başarılı olmasının sırrı, doğruluğu ve güzel ahlâkıyla orantılıdır. “Doğruluğa çağıran bir yalancının, emanete riayet etmeye çağıran bir hainin, istikamete çağıran bir sapmışın ve itaate çağıran bir isyancının o çağırışları tamamen karşılıksız kalacaktır.”6 Davetçi, insanlara tesir etmek istiyorsa (ki başarı buna bağlıdır) bilgisiyle, ahlâkıyla Allah (c.c.)’ın dinini en güzel şekilde yaşayarak ortaya koymaya çalışmalıdır.

Hareket içerisinde söyledikleri ile yaptıkları bir olmadığı halde kendisini insanlara farklı göstermeye çalışanlar, bir süreliğine gizlenebilseler de sonunda Allah (c.c.), o insanın gerçek yüzünü (bu dünyada da) insanlara gösterecek ve İslamî hareketi o kişinin kötü etkilerinden koruyacaktır. Kur’an, “Sizler kitabı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip de kendi nefislerinizi unutuyor musunuz? Akletmiyor musunuz?”7 buyurduğu halde, insanlara emir ve yasakları anlatıp, kendileri uymayanlar bütün sırların açığa çıkacağı o günden ne kadar emindirler?

Sabır ve Azim

Davetçinin olmazsa olmaz vasıflarından birisidir. Çünkü davet görevi ömür boyu sürecek olan, zor ve sıkıntılarla, engellemelerle, tehditlerle karşılaşmanın kaçınılmaz olduğu bir süreçtir. Bu uzun maratona dayanabilmek sabırla, Allah (c.c.)’ın yardımıyla mümkündür. Davette sabrı anlayabilmek için Kur’an’da geçen peygamber kıssalarını iyi anlamak ve onlardan gereken dersleri çıkarabilmek, bunun yanında çağdaş dava önderlerinin hayatını öğrenmek ve onları rehber edinmek gereklidir. Nuh (a.s.)’un nasıl davette sabrın sembolü olduğuna baktığımızda; tüm alay edilme, sataşma ve engellemelere rağmen, gece-gündüz, gizli-açık bir şekilde davette her türlü yöntemin denendiği, yılmadan usanmadan, 950 sene gibi uzun bir sürenin bu yola vakfedildiği görülecektir.

İlk inen ayetlerde Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ve ashabına “ağır bir söz (dava)”8 verileceği söylenmekle beraber sabretmeleri de öğütleniyordu. “Ve lirabbike fasbir” (Rabbin için sabret) 9 denilerek, tüm bunlara katlanmalarının adresi gösteriliyordu.

Yani ey davetçiler! Allah (c.c.)’ın yeryüzünde gasp edilen hâkimiyet hakkını iade etmek için yapılması gereken davet ve irşat çalışmalarınızda başınıza gelecek her türlü sıkıntı ve cefada düşünmeniz gereken en önemli nokta; bunun “Allah için” olduğu gerçeğidir. Bu insanın sabretmesini de kolaylaştıran, daima hatırlanması gereken bir durumdur. “Sabır, bu dava ile ilgili her yükümlülük sırasında, ya da her direnme gerektiren zorluk karşısında tekrarlanan bir direktiftir. Sabır bu çetin savaşın, insanları Allah’a çağırma savaşının en vazgeçilmez azığı ve cephanesidir. Yalnız Allah’ın rızasını amaçlayan, O’nun vereceği ödülden başka hiçbir şeyde gözü olmayan sabırdır.”10

Pek çok şeye sabretmek gereklidir. İbadetlere devamda sabır, mâsiyetten kaçınmada sabır, karşıt düşüncedekilerin her türlü hile ve tuzaklarına sabır, Hakka yardım edenlerin azlığına sabır, dünyanın her yerinde Müslümanlara yapılan zulümlere sabır, Allah (c.c.)’ın yardımını beklemeye sabır… Nefsin bitmek bilmeyen istekleri, tamah ve heveslerine, dünyanın süsü karşısındaki zaafına, noksanlığına, aceleciliğine, çabucak usanmasına sabır. İnsanların taleplerine, eksikliklerine, cehaletlerine, kötü düşüncelerine, bir an önce neticeye ulaşma isteklerine sabır… İşte bütün sabırları kuşanabilmek ve çelikten bir iradeye sahip olmak zor olduğundan Kur’an’da birçok ayet sabırla ve sabredenlerle ilgilidir. “Allah, sabredenlerle beraberdir”11 ve Adn cennetlerinde melekler tarafından “sabretmenize karşılık size selam olsun”12 denileceğine dair ayetler insanın sabrını kolaylaştırmaktadır.

Yumuşak Huylu Olmak (Hilm)

“Eğer sert ve katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.”13 Şüphesiz davetin muhatabı olan insanlar birbirinden farklıdır. Tüm bu insanlara merhametle yaklaşabilmeli, onların bazı kusurlarını, hatalı davranışlarını davasının hatırı için affedebilmelidir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, elbisesini arkadan çekiştiren ve “senin elindeki Allah (c.c.)’ın mallarından bana ver” diyen bedeviye, (ashabın o adama haddini bildirme isteklerinin tersine) gülümsemesi ve “gel benimle” diyerek onu evine götürmesi ve ona mal vermesi, ne kadar hilm sahibi olduğunun göstergesidir. Ashabın yanına döndüğü zaman onlara şunu söylemiştir: “Bu adamla benim durumum, devesini kaçıran adamın durumuna benzer. Halk devesini yakalayabilmek için peşine düşer. Deve de bu kalabalıktan ürküp daha da uzaklara kaçar. Sonunda deve sahibi: “Ben devemin huyunu daha iyi bilirim, siz devemle benim aramdan çekilin” der. Sonra eline aldığı bir tutam yeşil otla onu yakalayıp yükünü yükler ve üzerine oturur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bu misali verdikten sonra ashabına dönmüş ve: “Eğer o adamı bana bırakmasaydınız, siz de onu iyice uzaklaştırmış ve ateşe atmış olurdunuz. Benimle ümmetimin arasına girmeyin, ashabımı bana bırakın!” buyurmuştur.14

İnsan Kazanma Gayreti

Davetçi, bıkmadan usanmadan tebliğ görevini sürdüren, kendisini olayların ve bazı faktörlerin harekete geçirmesini beklemeyen ve kendiliğinden insanları hakka davete koşan birisidir. Bir insanı davasının saflarına katmak onun için dünya ve içindekilerden daha önemlidir. Ve; “Ey Ali! Vallahi Allah (c.c.)’ın senin vasıtanla birini hidayete erdirmesi senin için kızıl tüylü develerden daha hayırlıdır” Peygamberî düsturu kendisine şiar edinmiştir.

Davetçide bulunması gereken vasıflar elbette bunlarla sınırlı değildir. Ancak bu sayıda bu kadarı ile iktifa edelim. Rabbim hakkıyla kendisine davet edenlerden ve bu yoldan ayrılmayanlardan eylesin.

1) Yusuf,108.

2) Müddessir, 1.

3) Müzzemmil, 1-4.

4) Fethi Yeken, Davet Yolunda Hazırlık, s, 10.

5) Saf suresi, 2-3.

6) Fethi Yeken, Davet Yolunda Hazırlık, s, 24.

7) Bakara, 44.

8) Müzzemmil, 5.

9) Müddessir, 7.

10) Seyyid Kutub, Fizilalil-Kur’an, müddesir 7. ayetinin tefsiri.

11) Bakara, 153.

12) Ra’d, 24.

13) Âli İmran, 159.

14) Kadı İyaz, Şifa-i Şerif, 1/124-125

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Murat Gülnar
Kategoriden Daha Fazla: İslam'a Davet Köşesi

1 Yorum

  1. cebrail

    30 Kasım 2015 19:13

    Ayriyeten davetci,hikmetli ve butun zamanini degerlendirip,Gunluk,haftalik,aylik ve yillik hesaplarini yapmali ki neyi nasil yaptigini ve yapamadiklarinin da sebebini ogrenmeli ki davette basarili olsun.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Ömrün Muhasebesini Yapmak | Sayı 79

Ölümü tefekkür etmek ve geçen ömrümüzün muhasebesini yapmak zamanın kıymetini bilmeyi sağl…