Biz Medeniyetimize Dönüyoruz (Sayı 13)

18 dakika ortalama okuma süresi
0
0

“Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.”1

On dokuzuncu yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla kadar dünyayı yönetenler rönesans ile şu an ise demokrasi söylemiyle tüm insanlığı aldattılar ve ancak sanal bir mutluluk sundular. İnsanlığın getirildiği durumun sonuçlarıyla artık yüz yüzeyi, her yer anarşinin, gizli ve kirli işlerin hatta derin ellerin uzandığı bir yer oldu, işte dünyanın hali ortada… Şu an söz sahibi şeytan, nefis ve madde üçgeninin hakim olduğu batı medeniyetidir. Kapitalist ekonomisiyle ülkelerin maddî-manevî her şeyini sömürmüştür. Uyanışa sebep olan haksız ekonomisi, ilahi otoriteyi reddetmesi ve kanlı eylemleriyle islam medeniyetine dönüşü bir nevî hızlandırmıştır ve er geç fıtrat hakikate mutlaka yol alacaktır. ‘Çünkü fıtrat her zaman âdil düzeni arar ve bugün bunu hep özünde taşıyan İslam’ın, yeniden davasını haykıran medeniyetiyle hakim olmasının vaktidir. Medeniyetine karşı yabancılaşmış ümmetin özüne dönmesinin vaktidir. Artık bütün sistemler ve medeniyet iddasında bulunanların Kur’an ve sünnet kaynaklı medeniyete boyun eğmesinin vaktidir.

Bugün İslam’a duyulan ihtiyaç, bi’setten önce duyulan ihtiyaçtan çok daha fazla… İslam’ın bir medeniyet olduğu asırlarda, emniyet ve huzur vardı. İnsanlar canları,malları,nesilleri,akıl ve dinleri hususunda hiçbir sıkıntı yaşamıyorlardı. Çünkü İslam’ın esasları sosyal hayatı tanzim ediyor ve problemleri pratik olarak çözüyordu. Adâlet vardı o asırlarda, bugün ise hiçbir ideoleji hatta insanların çoğunun ümitle peşinden sürüklendiği demokrasi dahi insanlığın arzuladığı adaleti sağlayamadı. Çünkü adalet tarafsız olmayı gerektirir, oysa insanların hiçbirisi tarafsız değildir. Adalet ihtiyaçsız olmayı gerekli kılar, oysa bütün yaratılmış olanlar muhtaçtır. Yine adalet, insanların her birini ayrı ayrı bilmeyi gerektirir, oysa insan kendini tanımaktan bile acizdir. O halde tek bir altarnatif kalıyor ki, o da İslam’dır. Bütün kemâl sıfatlara sahip olan zat ise ancak Allah’tır. İslam medeniyetinin ürün verdiği Hz. Ömer’in hilafet döneminden bir misal vermek istiyorum; onun döneminde fetih harekatı hızla ilerliyor ve İslam coğrafyası genişliyordu. Amr. b. As (r.a.) Hz. Ömer’in fetih komutanlarından biridir. Filistin ve Mısır’ı fethetmiştir. Fetih sonrası da Mısır genel valiliğine atanır. Oğullarından birisi at yarışına katılır. Ancak bir kıpti (Mısır’ın yerli halkı) onu geçer. Amr b. As’ın oğlu buna tahammül edemez. O kıptiyi döver. Ve: “Al sana şerefli bir ailenin çocuğundan!..” diyerek atalarıyla övünür. Çevresindeki adamlar Kıpti’ye Halifeye şikayet etmesini tavsiye ederler. Hrıstiyan olan kıpti umutsuz bir şekilde başkent Medine’nin yolunu tutar. Halifeye durumunu arz eder. Halife Ömer, kıpti’ye Medine’yi terk etmemesini söyler ve bir aracı vasıtasıyla genel vali Amr b. As ile cürüm işleyen oğlunu Medine’ye çağırır. Halife davacı ve davalıları huzuruna alır. Dövme olayının gerçek olduğunu tespit edince Valiye: “Ey Amr! Analar ne zamandan beri köle doğurmaya başladı” der. Vali diz çökerek hıçkırıklarla ağlamaya başlar. Tabi kısas uygulanacaktır. Davacı bu manzarayı görünce davadan da vazgeçer, dininden de vazgeçer.

İnsanlığı yöneten batı dahi, kendi medeniyetinden şikayetçi iken, biz müslümanların batıyı taklit etmesi bir utanç değil mi? Ebu Said el-Hudri’nin rivayetine göre, Resulallah sahabilerine: “Sizden öncekilerin geleneklerine kılı kılına kesinlikle uyacaksınız. Öyle ki, onlar kertenkele deliğine girse(mutlaka bir hikmeti vardır)diyerek oraya gireceksiniz” buyurunca sahabiler: “Ya Resulallah,bizden öncekilerden kastınız yahudilerle hristiyanlar mıdır?”diye sordular. Peygamberimiz de kendilerine: “Başka kimler olabilir”diye karşılık vermiştir.2 Bir asırdır bu hastalığın pençesinde olan İslam âleminde bir uyanışın olması bize yeniden medeniyetimize dönüyor olmanın sevincini yaşatıyor. Biz müslümanlar, bugüne kadar teknolojisi sebebiyle batıya hayranlık duymak yerine, kendi medeniyetimize ve tarihteki yerine bakarak yükselişimizin sebepleri ve çöküşün nedenleri üzerinde kafa yormuş olsaydık, bu gün insanlığa yön veren lider bir ümmet konumunda olurduk.

Tarihte bizi yükselten, tevhide olan inancımız, Kur’an ve sünnetin bize sunduğu hak metoda bağlı kalarak ilay-ı kelimetullah uğrunda mücadelemiz olmuştur. “De ki: Hakk geldi, bâtıl yok oldu; çünkü gerçekten bâtıl yok olmaya mahkûmdur.”3 Bugün neden hak geldiği halde bâtıl yok olmuyor, denilebilir. Bunun sebebi, Muhterem Alparslan Kuytul hoca efendinin ifade ettiği gibi: “Hak, hak bir metodla ortaya konulmuyor.”4Bu dinin kendisi nasıl Allah’tan ise, bu dini medeniyete ulaştırmanın yoluda Allah’tan olmalıdır. Müslümanlar Kur’an’ın ortaya koyduğu ve peygamberin tatbik ettiği metodu bırakıp, bu günün şartları farklıdır diyerek kafasına göre metod uydurduklarından hedefimiz olan İslam medeniyeti yolunda seksen-doksan yıldır harcanan çaba ve gayretler bir sonuç getirmemiştir.Bu ümmet peygamberimiz ve raşit halifelerle başlayan en verimli asırlarda ilay-ı kelimetullah uğruna (tek otorite Allah olsun diye) savaşı prensip edindiği için daima Allah’ın yardım ve inayetiyle zaferden zafere koşuyordu. Osmanlı’da lâle devrinden itibaren İslam medeniyeti için yapılan gayret ve fedekarlıklar, yerini şahsi menfaat ve şahsi istikbale bıraktığı için artık gerileme sürecine geçildi. Bize sunulan o büyük nimeti kaybettik.Rabbimiz vazifesini unutmuş olan ümmeti, bu sebeple parçaladı. Onların yerine vazifezsiyle kaygılanan ve bunun sancısını çeken öncü şahsiyetleri tekrar tarih sahnesine çıkardı. Bu büyük insanlar ümmeti yeniden İslam medeniyetinin hakikatlerine ve öze dönmeye davet ettiler. Davetlerine icabet eden az ama şuurlu bir topluluk Allah’ın izni ile hedefine ulaşacaktır. Bu Allah’ın Kur’an’da zikrettiği bir sünnetidir. “Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla beraberdir.”5 Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, sana gelen hakkı bırakıp da onların hevâlarına/arzularına uyma”6ayetinin gereği olarak, yirmi birinci yüzyılın müslümanları olan bizlerin öze dönüş hareketi içeririsinde yer alması gereklidir. Ve en çok ihtiyaç duyulan sahalarda öze dönüşümüzü başlatmalıyız. Medeniyetin ayak sesi olan bu nesil, öncelikle inançta özüne dönmelidir. Tevhidi anlamalı ve özümsemelidir. Daha sonra metodda öze dönmelidir. Hak metod ile medeniyete doğru yürümelidir. Son olarak hayat tarzı ve kültürde özüne dönmelidir.

Yanlış yollarla oyalanan neslin çocukları olan şuanki nesil bilmelidir ki; Allah (c.c.)’ın kurulmasını istediği, insanın insanca yaşayabileceği medeniyet; Rabbanî eğitimden geçmiş bir nesille mümkündür. Çünkü Rabbanî terbiyeden geçmeyen nesiller hiçbir zaman özüne dönemeyecektir ve fıtratın arzuladığı bir medeniyet de meydana getiremiyecektir. Aynı zamanda Rabbanî eğitimden geçmekte olan nesiller bütün vitaminlerini sadece ve sadece Kur’an ve sünnetten almalıdır. Vitaminlerini başka kaynaklardan alan bir toplum İslam toplumu olmadığı gibi Allah’ın istediği bir medeniyeti meydana getiremez. Efendimiz (s.a.v) ilk İslam toplumunu eğitirken başka kaynaklardan beslenilmesine asla müsade etmedi. Bir gün Hz. Ömer’in elinde Tevrat sahifelerini gören Allah’ın Resulü, Hz. Ömer’e: “At elindekileri ya Ömer! Bugün Hz. Musa dahi olsa bana tâbi olmaktan başkasını yapmazdı” buyurmuştur. Yine Kur’an ve sünnetin sunduğu bütün vitaminleri almayan bir nesil hastalıklı bir nesil olacaktır ki; böyle bir nesil kendi ruhunda özüne dönemediği için, tüm dünyada bir öze dönüş hareketini başlatamayacaktır.

Ancak şunu unutmamak gerekir ki; özüne dönmek isteyenler daima durdurulmak istenecektir. Bugün yeryüzünde yapılan tüm savaşların esas sebebi budur. Müslümanları hakikatlerden uzaklaştırarak, ılımlılaştırmak istemelerinin sebebi budur. Ve daha birçok hile ve tuzaklar bunun içindir. Ancak bu yola çıkmış olanlar, cesurdur,kararlıdır. Çünkü Allah’ın: “Üzülmeyin, gevşemeyin, eğer inanıyorsanız, mutlaka siz üstün geleceksiniz” vaadinin hak olduğuna inanmışlardır. Amcasının himaye etmeyi artık kaldıramadığını söylemesi üzerine: “Ey amca! Sağ elime güneşi, sol elime ayı verseler, ben bu davayı yine de terk etmem. Allah ya bu davayı zafere ulaştırır yahut bu uğurda helak olur giderim” diyerek bu nesle cesaret kazandıran bir peygamberleri vardır.

1-Ra’d 11

2-Buhari(Kitabul i’tisam)-Müslim(Kitabul ilim)

3-İsra 81

4-Muhterem Alparslan Kuytul hocaefendinin isra suresi 81-84.ayetlerin tefsiri

5- Bakara, 153

6- Maide, 48

Daha Fazla
  • Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

    Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

    “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında…” “Onların gerisinde yeniden dirilecekleri …
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
Yazardan Daha Fazla: Zeynep Karabacak
Kategoriden Daha Fazla: Biz Medeniyetimize Dönüyoruz! (Sayı 13)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…