Anasayfa Bölümler Bilim ve Tefekkür Bir Tıbb-ı Nebevî Uygulaması “Hacamat” Sayı 31

Bir Tıbb-ı Nebevî Uygulaması “Hacamat” Sayı 31

18 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in bizim için hemen her konuda en güzel örnek olması hasebiyle ondan bize ulaşan her hadisini ve her tavsiyesini dikkatle okumalı, anlamalı ve hayatımıza uygulamalıyız. Dünya ve ahiret saadetimiz Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e ne kadar uyduğumuzla doğru orantılıdır. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den günümüze ulaşan ciltlerce malumata sahibiz. Biz bunlardan Tıbb-ı Nebevî kapsamında olan bazı tavsiyeleri üzerinde duracağız.

Bu sayımızda Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde yapılan, bize tavsiye edilen ve gün geçtikçe de önemi daha iyi anlaşılan alternatif bir tıbbî uygulama olan HACAMAT’a değineceğiz.

Tanımı

Hacamat; koruyucu hekimlikte ve bazı hastalıkların tedavisinde uygulanmış genel bir tedavi yöntemidir. Kelimenin aslı Arapça hicâme(t) olup “emmek” anlamındaki “hacm” kökünden gelir.1 Hacamat yaptırmaya ihticam, bu işi meslek edinen kişiye haccâm, kullandığı fanus ve bardak gibi aletlere de mihcem (mihceme) denir. Kuru ve yaş olmak üzere iki tipi vardır. Bu yöntemle kan almak yahut vücudun istenen yerine kan toplamak için, küçük bir fanus ters tutularak içine süratle sokulup çıkarılan bir alev vasıtasıyla havası boşaltıldıktan sonra vücuda kapatılmakta, böylece kanın, üzerindeki hava basıncının azaldığı o kesime hücum etmesi sağlanmaktadır ki buna “kuru hacamat” denir. Bu şekilde uygulanan kuru hacamatın maksadı kılcal damarlardaki kanın o bölgeye akışını sağlamak, böylece yakın bir bölgedeki kanamayı durdurmak veya vücudun o kısmını ısıtmak yahut özellikle bazı cilt hastalıklarında derideki kan deveranını arttırarak tedaviye katkıda bulunmaktır. Halk arasında kuru hacamat için “şişe çekme” tabiri de kullanılmaktadır. Eğer maksat sadece kan toplamak değil kılcal damarlardan kan almaksa, kan alınacak kısım keskin bir bıçakla çizildikten sonra fanus kapatılır ve bu durumda kan iç basıncın etkisiyle kolaylıkla dışarı çıkar, yani fanus tarafından emilmiş olur. Bu işleme ise “kanlı hacamat” denir ki Türkçe’de hacamat denilince akla daha çok gelen de budur. Hacamatta maksat, derinin altındaki, akıcılığı olmayan pıhtılaşmış kirli kanı ve dokular arasındaki sıvıda biriken atıkları dışarı atmak suretiyle kanın rahatça dolaşmasını sağlamaktır.

Tarihi

Tıp tarihinde kan alma yöntemiyle tedavinin ilk defa nerede ve ne zaman başladığı konusunda kesin bir bilgi yoktur. Ancak bugün de bazı toplumlarda görüldüğü gibi eski Mezopotamya, Mısır ve diğer Ön Asya uygarlıklarında birçok hastalığın tedavisinde vücuttan kan alma yoluna gidildiği bilinmektedir. Günümüzde, hacamatın Müslüman ülkelerde yaygın olduğunu ve buralarda hacamat kliniklerinde bu tedavinin uygulandığını görmekteyiz. Ayrıca Çin, Almanya, İngiltere, Avustralya, Malezya ve Kanada gibi ülkelerde bu tedavi usulünün uygulandığı ve bu konuda araştırmaların yapıldığı bilinmektedir.

Konuyla İlgili Hadisler

Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında hacamatın, sağlığı korumak için ve bir tedavi metodu olarak uygulandığını, bizzat kendisinin de hacamat yaptırdığını ve hacamatı tavsiye ettiğini bilmekteyiz. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizzat kendisi Ebû Taybe adında bir Haccâm’a başından kan aldırmak suretiyle hacamat yaptırmış, haccâma ücretini ödemiş ve şöyle buyurmuştur: “Hacamat (kan aldırma) sizin için en iyi tedavi yollarından biridir.”2

İbn Abbas, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Miraç gecesinde, meleklerden oluşan bir cemaate her uğrayışında meleklerin kendisine: “Hacamat olmaya devam et! Ümmetine de hacamat olmalarını emret!” dediklerini nakleder.3

Ebu Kesbe el-Enmarî Radıyallahu Anh da “Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in başından ve iki omuzu arasından hacamat yaptırdığını ve “Kim bu kandan akıtırsa, herhangi bir hastalık için, bir başka ilâçla tedavi olmasa da zarar görmez”4 buyurduğunu haber vermektedir. Kütüb-i Sitte’de geçen bu ve benzeri rivayetlerde Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hacamat yaptırdığını ve bunun hastalıklardan korunma ve tedavi hususunda önemli bir uygulama olduğunu görmekteyiz.

Yapıldığı yerler

Rasûl-i Ekrem ve ashabının genel olarak ağrıya ve baş ağrısına karşı baş, omuz arası, boynun sağ ve solunda bulunan damarlardan, kalça ve ayağın üstünden hacamat yaptırdıkları rivayet edilmektedir. Hacamatta, vücutta kan alınabilecek noktaların bilinmesi önemlidir. Hacamatın sadece belirtilen bölgelere uygulanmadığını, ağrıyan yere göre vücudun değişik yerlerine de uygulandığını bilmekteyiz.

Faydaları

Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem hacamatın faydası ile ilgili olarak “Hacamatta şifa ve bereket vardır. Ayrıca hacamat aklı ve hıfzetme (ezberleme) gücünü arttırır”5 buyurmaktadır.

Günümüzün tıp ve ilim adamları kan aldırmanın birçok yararlı ve tedavi edici tesirinin bulunduğunda ittifak hâlindedir. Sağlığı yerinde olanların kan vermesi kemik iliğini harekete geçirmekte, kan yapımı hızlanmakta böylece kanın temizlenmesi kolaylaşmaktadır. Bahar yorgunluğu dediğimiz vücudun dengesini bozan bitkinlik, hâlsizlik doğuran hastalıklar bahar mevsiminde kan vermek suretiyle düzeltilebilir. Kış aylarında vücutta biriken metabolizma artıkları ve zehirli maddeler baharda kan vermekle hızlanan kan yapımı sayesinde süratle vücuttan atılmaktadır. Dolaşıma çıkan pıhtılaşmayı önleyici bazı maddelerin temizlenmesi, damar sertliklerinin önlenmesi ve damarların korunması da kan vermenin faydaları arasındadır.6

Genellikle elli yaşın üzerindeki kişilerde görülen sebebi bilinmeyen, organizmada alyuvar kitlesinin devamlı ve mutlak suretle artmasıyla meydana gelen Polsitemia Vera isminde bir hastalık tespit edilmiştir ki, hastada baş ağrısı, baş dönmesi halsizlik, fenalık hissi, geçici körlük, görme keskinliğinde azalma v.b. şikâyetleri görülmektedir. Bu hastalık, kan alma suretiyle tedavi edilir. Kan vücuttan çıktığında yerine plazma adı verilen bir vücut sıvısı geçecek ve kanın sulanması sağlanmış olacaktır. Böylece kalp, beyne daha rahat pompalama yapar. Akışkanlık özelliği artan kanın aynı zamanda çevredeki, beyin ve karaciğerdeki dolaşımı da düzelmiş olacaktır. Böylece kan akışının artmasıyla insan yorgunluktan ve halsizlikten kurtulacaktır. Hacamat kan ile alakalı bir işlem olduğu için birçok bölgeye tesir etme imkânı vardır. Bununla beraber vücuttaki kirli kanı almakla kandaki toksinler, kolesterol ve kullandığımız ilaçlardan dolayı kanda bulunan ve bize zarar veren maddeler tehlikesiz bir şekilde vücuttan uzaklaştırılır.

Hacamat ile insanlar; anında tesir gösteren, emin, tehlikesiz, yan tesirsiz ve ucuz bir şekilde tedavi olma imkânı bulurlar. Bununla beraber hacamatla tedavi olunan hastalıkların bazıları şunlardır:

-Baş ağrısı, yarım baş ağrısı ve sinuzit, tembellik, uyku fazlalığı, yüksek tansiyon ve şeker hastalığı prostat ve cinsel zayıflık, sırt-bel-diz ağrısı, yanlarda uyuşukluk, hormon bozuklukları, yumurtalık hastalıkları.

Çok ihtiyar ve zayıf kişilere, kalp yetmezliği olanlara, bir yeri kesildiğinde kanı durmayan kişilere, hamilelere, aşırı kansız kişilere, tansiyonu çok düşük olan kişilere, küçük çocuklara, çok hassas ve korkan kişilere kanlı hacamat yapılmaması tavsiye olunur, duruma göre kansız hacamat tatbik olunabilir. Hacamat yapılırken ehil ellerce yapılması ve hijyene dikkat edilmesi çok önemlidir. Hacamatın yapılma zamanı ile ilgili kameri ayların on beşinden sonra ve gün olarak da Pazartesi, Salı ve Perşembe genellikle tavsiye edilmiştir. Bu da ayın hareketlerinin insan vücudunu etkilemesi ve o dönemlerde vücutta kanın yükselmesi esasına dayandırılmıştır. Gerek vücudun değişik yerlerine uygulanması, gerekse de ana damarlardan değil de kılcal damarlardan pıhtılaşmış kirli kanın alınması ve bu uygulama için uygun zamanların belirlenmesi gibi unsurlar hacamatı, günümüzde şırınga ile damardan temiz kanı almaktan farklı kılan yönlerdir.

Sonuç olarak; bilim hızla ilerlese ve her geçen gün yeni tedavi usulleri ortaya konsa da sürekli olarak yeni ve tedavisi bulunamayan başka hastalıklarla karşılaşıyoruz. Bu durum hastalıklarla mücadeleden önce hastalıklara yakalanmamayı yani koruyucu hekimliğin esaslarının bilinmesini ve uygulanmasını gerekli kılmaktadır. Bu durum bize, Hz. Peygamber’in hem tedavi hem de hastalıklardan korunma maksadıyla uyguladığı hacamatın önemini daha iyi anlatmaktadır. Bu şekilde; sebebini ve hikmetini anlamasak bile her meselede Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e tabi olmak, hem bedenen (madden) hem de manen huzurun kaynağı olmaktadır.

1- Lisânü’l-’Arab, “hcm” md.

2- Buhâri, Tıb 13; Müslim, Musakât 62-63.

3- İbn Mâce, Tıb, 20; Ahmed b. Hanbel, I, 354

4- Ebû Dâvûd, Tıb, 4; İbn Mâce, Tıb 21.

5- Tıb ,22.

6- Dr. Nevzat Emiroğlu, Kan ve Dolaşım, Yeni Asya Yayınları, İst. 1982, s.81.

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Murat Gülnar
Kategoriden Daha Fazla: Bilim ve Tefekkür

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

FURKAN’DIR ADIMIZ TEMİZDİR ALNIMIZ! | Sayı 91

Bir hareketin tertemiz olması ve tertemiz olarak yola devam edebilmesinin en büyük şartı b…