Anasayfa Bölümler Akaid Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

13 dakika ortalama okuma süresi
0
0

“Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında…” “Onların gerisinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır.”1

Berzah; iki hayatı birbirinden ayıran bir dünyadır. Mücahid berzah hayatını; “Dünya ile ahiret arasında kıyamet gününe kadar sürüp gidecek bir perdedir ki; kabir diye ifade edilmiştir” der. Berzah, dünyaya dair tüm bağların koptuğu, tüm sevdiklerinle arana aşılmaz bir engelin girdiği yalnızlık yurdudur. Ölen kimse için gayb perdelerinin bir bir aralandığı, hakikati görmeye başladığı, ahiretin giriş kapısı ve başladığı yerdir. Henüz hayatta olanlar için ise, esrarını koruyan bu âleme dair tüm bilgileri yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği ve Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in mübarek sözlerinde aktardıkları ile öğreniriz.

Ehl-i sünnet âlimlerimiz Hz. Peygamberin haberlerine kulak vermeyerek kabir âlemini inkâr edenler için Kur’an-ı Kerim’den sağlam delillerle kabir âlemini ispatlamışlardır. Kuran’da yer alan şu ayet konumuzun delil olacak niteliktedir. “Allah mü’minleri, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun ve adamları sabah-akşam ateşe atılırlar. Kıyametin kopacağı günde denilir ki; Firavun hanedanını ateşin en şiddetlisine sokun.”2

Hafız ibn Kesir “Bu ayeti kerime Ehl-i sünnetin en önemli dayanaklarından biridir” der. Nuh kavmi için söylenen şu ifadeler de buna işaret eder. “Hatalarından sonra boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah’a karşı yardımcılar da bulamadılar.”3 Ayette ifade edilen ‘ateş’ten kasıt kabir ateşi ve berzah azabıdır, cehennem ateşi değildir. Çünkü atıf harfi olan ‘Fe’, Arapça’da takiple beraber tertip ifade eder. Ayette ise yanmaları boğulmalarının hemen ardından ifade edilmiştir.

Kabir hayatının insanın kabre konulduğu yerde mi yoksa berzah denilen farklı bir âlemde mi olduğuna dair ihtilaf vardır. Bizim için önemli olan da zaten kişinin bu hayatta nasıl karşılanacağıdır. Yukarıda ele aldığımız ayeti kerimelerde ifade edildiği üzere kabir azabı haktır. Kabir azabının yalnız ruha mı yoksa bedene mi yahut da her ikisine mi yapılacağı konusu ihtilaflı bir husus olduğu için, bu konu üzerinde de durmuyoruz. RasulullahSallallahu Aleyhi ve Sellem; “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur”4 buyurmuştur. Evet, mü’minler için kabir ferah bir ortama çevrilecektir. Şehitler için ise şu müjde vardır; “Allah yolunda öldürülenleri, sakın ölüler sanmayın. Bilakis onlar diridirler. Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar.”5

Kimileri için asırları bulacak kadar uzun, kimileri için ise bir gün veya bir günden daha kısa bir bekleyişin ardından kabirlerden kaldırılacağımız ve “Artık sur’a üfürülmüştür. Bu surette hepsini mahşerde toplamışızdır”6 emri fermanı ile Mahkeme-i Kübra’da hesap vermek üzere bir araya getirileceğiz. Hesabı çok sür’atli ve şiddetli olan Allah Azze ve Celle gerçek adaleti, “El-Adl” ismi şerifinin gereği olarak orada gerçekleştirecek ve kurulan mizan sonucunda kimseye haksızlık yapılmayacaktır. “O gün vezin haktır ve gerçektir. Mizanları ağır basanlar, işte onlar kurtulanlardır. Mizanları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıktan ötürü kendilerini zarar ve ziyana uğratanlardır.”7

Ahirete dair tüm anlatılanlar bizler için soyut ve gaybi bilgilerdir. Ancak soyut ve gayb olarak görülen ahiret, esasında birçok yönüyle somutlaşmış bir hakikattir. Bize ahireti anlatan ayetler veya hadis-i şerifler sanki izleyedurduğumuz bir video niteliğindedir. Hatta imanda yakine ulaşmış olanlar için bizzat yaşıyormuşçasına içinde oldukları gerçeklerdir. Varılacak son durak olmaları açısından cennet ile cehennem büsbütün insanoğlunun idrak ve hissine hitap etmektedir.

Beşir ve nezir olan Kur’an, bizleri öncelikle cennetle müjdelerken, diğer taraftan cehennemle korkutur ki; bu durum bizi mü’min olmanın bir gereği olan korku ve ümit arasında bırakır Cennet, ‘Kerim’ olan zâtın sadece kendisine kulluk yapan ve kullara kulluktan sakınanlar için hazırladığı öyle harika bir yerdir ki; Rasulullah bir kudsi hadiste cennetin insan için şaşırtıcı bir güzelliğe sahip olduğunu bildirir: “Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurdu: ‘Ben salih kullarım için ahiret azığı olarak hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına gelmediği bir takım nimetler hazırladım.’ Allah’ın sizleri bu sözlerle muttali kıldığı şeyleri bir yana bırakın. Bir de bunlardan başka O’nun sizi muttali kılmadığı bir şey var ki, o en büyüktür”8 buyurdu.

Kur’an’da gökler ve yer kadar genişliğe sahip ve ebedi bir mesken olan cennetin bu özellikleri anlatılırken insanda derin bir hayranlık uyanır. Orada ne yakıcı bir sıcağın ne de dondurucu bir soğuğun olmaması bambaşka bir nimettir. Cennetliklerin tenini okşarcasına ipek ve atlastan, altın ve incilerle işlenmiş kıyafetleri, zarif bir görünüm arzeder. Soğuk ve sıcak her türlü içecek bir baştan bir başa dolaşan ırmaklarla sunulur cennet halkına… Hiçbir zaman tazeliğini yitirmeyen su, şarap, süt ve bal ırmakları güzellikleri ile gönle ferahlık veren hizmetçiler tarafından, pırıl pırıl parlayan kadehlerde ikram edilir. Canlarının istediği kuş eti özel servislerle sunulur önlerine. Cennet ehli yükseklerde kurulmuş döşekler ve mücevherlerle döşenmiş tahtlar üzerinde yaslanarak otururken, birbirleri ile en derin sohbetlerini yapar dururlar. Boş laf ve kötü bir sözün olmadığı bu yerde işitilen tek söz, selam ve selamet sözüdür.

İmandan sonra salih amel işleyenler, Allah’a ve Rasulüne karşı itaat içerisinde bir ömür sürenler, görmediği halde Allah’tan korkanlar, Allah’a yönelmiş bir kalp ile gelenler, namazlarda huşuya daim olanlar, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirenler, zekât verenler, yoksula ve yetime yedirenler, iffetlerini koruyanlar, emanet ve ahidlerine riayet edenler, günahlarından sonra tevbe edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, dosdoğru olanlar, ihlaslı olanlar, verdikleri sözü yerine getirenler, Rablerinden ve kötü hesaptan korkarak ahirete yakini olarak iman edenler. İşte bunlar cennete girecek olan kulların özelliklerinden bazılarıdır ki, cennetin yolu sıkıntı, meşakkat ve imtihanlarla çevrilidir. Bu imtihanları aşarak cennetlik kulların özelliklerini taşımak dileğiyle…

1-Mü’minun 99-100

2-Mü’min 46

3-Nuh 71

4-Tirmizi kıyamet

5-Al-i İmran 169

6-Kehf 99

7-Araf 8-9

8-Kaf 31-33

Daha Fazla
  • Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

    Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
  • Kitaplara İman (Sayı 29)

    Kâinatı insan için, insanı bir amaç için yaratmış olan Allah Azze ve Celle, insana bir tak…
Yazardan Daha Fazla: Zeynep Karabacak
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
  • Kitaplara İman (Sayı 29)

    Kâinatı insan için, insanı bir amaç için yaratmış olan Allah Azze ve Celle, insana bir tak…
  • Son Peygamber ve O’na İmanın İhtivası (Sayı 28)

    Nübüvvet; Allah’ın yeryüzüne müdahalesi ve özgün bir eğitimidir. Fedakâr ve cefakâr eğitme…
Kategoriden Daha Fazla: Akaid

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…