Anasayfa Bölümler Sayılar Biz Medeniyetimize Dönüyoruz! (Sayı 13) Batı Medeniyeti ve Çöküşü (Sayı 13)

Batı Medeniyeti ve Çöküşü (Sayı 13)

27 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Batı medeniyeti; son 200 yıldır tüm dünyayı etkileyen bulaşıcı bir hastalığın, toplumları zehirleyen bir medeniyetin adıdır. 18. yüzyıldan beri dünyayı tesiri altına alan bu zehirli akımın etkilemediği neredeyse hiçbir ülke kalmamıştır. Müslüman/gayrimüslim tüm toplumları gerek fikri gerek fiili anlamda tahakkümü altına alan batı, ortaya koyduğu medeniyet kriterleri ile âdeta dünyanın sonunu hazırlamıştır. Tüm dünya insanları ve yerküremiz ehliyetsiz bir gâsıbın elinde inim inim inlemektedir. Şayet yeryüzünün gerçek varisleri ve emanetçileri bu gidişata dur diyebilecek güce ulaşamazlarsa, insanlığın kurtuluşu, uzun bir süre daha hayal olarak kalacaktır. Ancak, batı medeniyetinin çökmeye başladığına dair ortaya çıkan emareler, buna mukabil İslam toplumunda oluşan batıya karşı (halen yetersiz de olsa) nefret ve İslam medeniyetini kurma hususunda yeni neslin gösterdiği gayret, umudumuzu arttırmaktadır.

İşte tüm dünyayı tesiri altına alan bu medeniyet, bugün büyük bir çıkmazın içindedir. Ve bu çıkmazı meydana getiren de kendi öz değerleridir. İçine girdiği çıkmazlardan dolayı çökmeye yüz tutan bu medeniyetin oluşum keyfiyetini, özelliklerini bilmeden neden çökeceğini anlamak mümkün değildir. Bu medeniyeti tanımak ise, dayandığı kriterleri, ayakta kalmasını sağlayan argümanları bilmekle mümkündür. İşte batı medeniyetini oluşturan beş temel esas:

Batı medeniyeti; şirkin hâkim olduğu bir medeniyettir. Nefislerin, insanların, bilimin, maddenin ilahlaştırılarak şirkin envai çeşidinin yaşandığı bu toplumlarda, Allah hiç hesaba katılmaz. Bunun neticesinde ise zincirleme yine envâi çeşit problemler baş gösterir. Şirkin ortaya çıkaracağı en büyük problem ise ‘zulüm’dür. Kur’an-ı Kerim’in ‘muhakkak ki şirk en büyük zulümdür’ düsturunun haklılığı, batı medeniyetinin pratiği ile daha net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Oluşturdukları şirk esaslı medeniyet ile öncelikle kendi yaratanına zulmeden bu medeniyetin takipçileri, daha sonra da kendi nefislerine ve kendi toplumlarına büyük zulümler yaşatmışlardır. Nefsin ilahlaştırılarak hâkimiyet ilan ettiği bu toplumlarda, insan âdeta ‘hayvandan daha aşağı’ bir mertebeye indirilerek, başka bir mahlûk kategorisi oluşturulmuştur. Ne için yaratıldığını bilmeyen, hayatı sadece zevk ve eğlenceden ibaret gören, fıtratını bozmuş yığınlar, kendi kendilerine zulmederek, zulmün a’zamını yaşamaktadırlar. Yani batı medeniyeti, önce kendi doğurduğu toplumu yemiş, farkında olmasa da kurşunu önce kendi bacağına sıkmıştır.

Batı medeniyeti; kurulduğu günden bu yana, adı zulümle beraber anılan bir medeniyettir. Şirk temelli kurulan bu medeniyet, sadece yaratanına ve kendi toplumuna zulmetmekle kalmamış, dünya âleme, gerek kendi içinde bulunduğu gayrı fıtrî hayat tarzını empoze ederek, gerekse de fiilî olarak onların hayatlarına, yurtlarına müdahale ederek, çeşitli şekillerde zulmetmiş ve bu zulmüne de halen devam etmektedir. Bu medeniyetin kuruluşu da devamı da hep kanlı olmuştur. Kendi bekasını sağlamak için her çeşit zulmü mübah gören bu zihniyet, sadece Amerika’nın kuruluşunda 30 milyon yerli halkı (Kızılderililer) katletmiştir. Japonya’ya atılan atom bombası sonucu sadece birkaç saniyede 360 bin insan öldürülmüştür. Üzerinden 66 yıl geçen bu saldırının tesiriyle oluşan hastalıklardan ölenlerin sayısı ise hesap edilememektedir. Osmanlı’nın zayıflamasını fırsat bilen Fransa, 1830 ‘dan 1962’ye kadar Cezayir’i işgal etmiş ve milyonlarca müslümanı şehit etmiştir. Sadece 1954-1962 yılları arasında bir buçuk milyon Müslüman, Fransız askerleri tarafından katledilmiştir. Yine en yakın zamanda yaşanılan ve daha kardeşlerimizin kanının kurumadığı, kefeninin solmadığı Irak savaşında, resmî veriler rakamı düşürmeye çalışsa da, gayrı resmi verilere göre bir buçuk milyon insan öldürülmüştür. Yine aynı savaşta yüz binlerce yaralı, yüz binlerce yetim, sayısı belli olmayan tecavüze uğramış kadın ve alt yapısı üst yapısı bitirilmiş, doğal kaynakları gasbedilmiş bir ülke… Irak… Gözlerimizin önünde milyonlarca hayat kaybolup gitti. ABD’nin Irak’ta görev yapan kadın askerlerinden Sandra Lee, Rusia Today (RT) kanalına başından geçenleri şöyle anlatıyor: “Irak’ta görev yaptım. ABD askerleri, tüm kadınlara tecavüz ediyorlardı. Hatta bana da defalarca tecavüz ettiler. Ben ki, onlarla birlikte görev yapan ABD askeriyim. ABD ordusunda görev yapan kadın askerlerin yüzde 75’i tecavüze uğramış durumda. Ancak korkudan hiç kimse bir şey yapamıyor. Çünkü sürekli tehdit ediliyoruz. Psikolojim bozuldu. Bunalıma girdim. Biraz düzelince de bunları açıklıyorum.” Yukarıda da izah ettiğim gibi, bu alçak medeniyet her ne kadar en büyük zararı diğer halklara daha çok da Müslümanlara yaşatsa da, kendi insanları da bu alçaklıklardan nasibini almaktadır.

Batı medeniyeti emperyalist bir medeniyettir. Bu emperyalist zihniyetin oluşmasının altında yatan en büyük etken, materyalizm yani dünyevileşmedir. Bugün batılılaşma, dünyevileşme ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Yani maddeyi mananın önünde tutan batılı güçler, dünya üzerindeki tüm maddî kaynakları ele geçirme projesi çerçevesinde ‘yüzyılın hırsızlık hareketini’ başlatmışlardır. Ellerinin değmediği yeraltı kaynağı kalmamış, dünyanın insanlığa sunduğu öz kaynakları, sınır tanımadan talan etmişlerdir. Dünya var olalı böyle bir talana şahitlik etmemiştir. Bu alçak medeniyet, emperyalizmin her çeşidini fütursuzca tatbik etmiş; insan gücünü, toprağın gücünü, petrolün gücünü, altının gücünü sömürmekten çekinmemiştir. Son dönemde ise ‘kültür emperyalizmi’ yöntemiyle kendi hayat tarzını basın-yayın aracılığı ile empoze ederek dünyada kendine karşı oluşan nefreti kırmaya çalışmaktadır. İşte belki de emperyalizmin en tehlikeli şekli bu olsa gerek. Çünkü maddenin sömürülmesiyle kaybedilen sadece madde iken, kültürel emperyalizm yöntemi ile ruhlar öldürülmektedir. Bu yolla dünyevileşme bir furya gibi tüm toplumlara ve bu toplumların tüm kesimlerine hızla yayılmaktadır. Ve bu toplumlar batılıların batı medeniyetini sorguladığı şu dönemde batılılaşmayı hortlatmaktadırlar. Malik bin Nebi: ‘Gözleri kör eden bilinçsiz materyalizm ve aşırı ‘acil menfaat isteği’ çökmeye yüz tutan batı medeniyetini üstün görmeyi sağlamaktadır’ der. Ünlü düşünürün tespiti, Kur’an’ın; ‘İşte onlar acil olanı (dünyayı) isterler…’1 ifadesiyle ne kadar da örtüşmektedir. Dünya sevgisi batı medeniyetinin bize verdiği en büyük zarar olmuştur. Çünkü dünyevileşenler sadece ahirette değil dünyada da kaybetmeye mahkûm olacaklardır.

Batı medeniyeti fitneci bir medeniyettir. Bu medeniyet kurulduğundan bu yana fitnenin başı olmuştur. Nerede bir bölücü- parçalayıcı faaliyet varsa, altından hep batılı güçler çıkmaktadır. Bu şekilde tüm dünya toplumları bölük pörçük hale getirilerek güçsüzleştirilmişlerdir. Özellikle de ümmet-i muhammedin parçalanmasında birincil rolü batılı güçler oynamıştır. Aslında batının attığı her bir fitne tohumu, yeni bir parçalanmayı doğurmuş, bunun neticesinde toplumlar; ümmetçilikten aşiretçiliğe, aşiretçilikten aileciliğe, ailecilikten ferdiyetçiliğe kadar bölünebileceği en küçük parçaya kadar bölünmüştür. ‘Fitne, katilden (adam öldürmekten) beterdir’2 der Kur’an-ı Kerim. İşte batının attığı fitne tohumları da bize savaşlardan daha büyük kayıplar yaşatmış ve gücümüzü yok etmiştir. Bu kadar parçalanmış bir toplum haline gelen İslam toplumu, dünyaya tesir edemez olunca dünya; dar’ul harp, dar’ul fitne, dar’ul hüzn yeri haline gelmiştir. İslam medeniyeti kurulmadıkça da dar’us selam yeri olamayacaktır.

Batı medeniyeti itikaden kâfir bir medeniyet olsa da, ahlâken hem kâfir hem münafıktır. Münafık; ikiyüzlü demektir. Batı medeniyeti de çeşitli maskeler takarak gerçek yüzünü çeşitli şekillerde gizlemektedir. Örneğin ‘özgürlük’ maskesini takarak kendi medeniyetinin özgürleştirdiğini iddia eder, ancak durum tam tersidir. Gerek kendi toplumunu nefsinin esiri yaparak, gerekse de diğer milletlerin yaşam haklarını ve gelişim-ilerleme haklarını elinden alarak köleleştirir. Bugün özellikle Ortadoğu ve Afrika devletleri Amerika’dan icazet almadan, sosyal/siyasal hiçbir alanda değişim gösterememektedir. Yine gerek tarım politikası, gerek sanayileşme, gerekse de yeraltı kaynaklarını kullanmada hiçbiri özgürce hareket edememektedir. Batı medeniyetinin ikiyüzlülüğü hümanizm hususunda da kendini göstermektedir. Sözde insan haklarına önem veren batının, ne insana ne de insanın hakkına önem vermediği öldürdüğü milyonlardan bellidir. Bu alçak medeniyet hiç hümanist olmasın, çünkü ‘hümanistim, insana değer veriyorum’ diye diye milyonları öldürüyor. Derler ki; ‘bir kavram bir yerde çok konuşuluyorsa, bilin ki o kavramdan çok uzaklaşılmıştır. Çünkü yaşanmayan kavramlar artık sadece konuşulmaya başlanır’. Özgürlük ve hümanizm kavramları en çok batıda konuşuluyor. Bu da gösteriyor ki, en çok bu toplumlar bu kavramlara inanmıyor ve yaşamıyor. İşte bünyesinde hem küfrü hem nifakı bir arada barındıran batı medeniyeti, en alçak medeniyet olarak karşımıza çıkıyor. Üstad Bediüzzaman: ‘Bu medeniyet “mimsiz” bir medeniyettir ki o da, “deniyyet”tir.’ der. “Deniyyet” ise alçaklık, aşağılık anlamına gelmektedir.

İşte yukarıda saydığımız, daha da sayabileceğimiz menfî esaslarla ayakta kalan batı, tam da bu esaslar yüzünden çökmeye mahkum bir medeniyettir. Kendi alçak esasları kendini bitirmeye yetecektir, ancak, gerek dünyevileşme gerekse de dinden uzaklaşma yoluyla batılılaşarak, bu medeniyetin ayakta kalmasını sağlayanlar, bu çöküşü ne yazık ki yavaşlatmaktadırlar. Batıya karşı içlerinde hâlâ sevgi beslemeye devam edenler, bir an için Ortadoğu’da yaşananlara baksınlar. Veya bakmasınlar da, sadece bir dakika gözlerini kapatsınlar ve hayal etsinler; evlerinin başına göçtüğünü, annesini, babasını, çocuğunu kaybettiğini, kız kardeşinin namusunun kirletildiğini… Eğer hâlâ batıyı sevebiliyorlarsa imanlarını, insan olup olmadıklarını kontrol etsinler. Bu kontrolün neticesinde kalplerinin bomboş olduğunu göreceklerdir.

Batı medeniyetinin çökeceğine olan inancımızı ve ümidimizi kuvvetlendiren en önemli bilgi ise, Hakka’l Yakîn olan Kur’an’dan gelmektedir. Çünkü Kur’an böyle medeniyetlerin sonlarının ne olacağını, yaşanılacak kesin bir bilgi olarak ümmete sunmaktadır. Kur’an’a itimadımız ve verdiği bilgilere güvenimiz tamdır. Her şey yüzde yüz Kur’an’ın bildirdiği gibi olacaktır. Bir medeniyetin nasıl kurulacağının esaslarını ortaya koyan Kur’an, nasıl yıkılacağının da esaslarını bildirmektedir.

Batı medeniyeti yıkılmaya mahkûmdur! Neden?

Çünkü Allah (c.c.) yeryüzünde hâkimiyeti müstekbirlere değil mustazaflara vermeyi istemektedir. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

‘Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.’3

Çünkü batılaşma dünyevî-leşmenin, zenginliğin öbür adıdır ve dünyevîleşerek kibirlenenleri Allah, dünya nimetlerinden de mahrum edeceğini bildirmektedir. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

‘Kârûn, ziyneti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler: “Keşke Kârûn’a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir” dediler… Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah’a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi!’4

Çünkü fitne- fesat, hile-hurda yoluyla toplumu ve ülkeleri ifsat edenlere Allah (c.c.), muhakkak helakı yaşatacaktır. Rabbimiz Teâlâ şöyle buyuruyor:

‘Zalim krallar bir ülkeye girdiklerinde, muhakkak orayı ifsat eder, şerefli insanlarını düşük kılarlar. Bunlar işte böyle yaparlar… Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. Artık sen, onların kurdukları hileli düzenin uğradığı sona bir bak; biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik’ 5

Çünkü ‘Zulümle âbâd olanın akıbeti berbat olur’ denilmiş. Zulmedenlerin sonunun ne olacağı hususunda Rabbimiz Teâlâ şöyle buyuruyor:

‘Zulmedenler, yakında nasıl bir inkılâp ile devrileceklerini bilecekler’6

Çünkü yeryüzünde her yer Allah’a aittir. Rabbimiz Teâlâ şöyle buyuruyor:

Doğu da Allah’ındır, batı da’7, Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır’8

Batı medeniyeti, gerek kendi menfi esasları sayesinde, gerekse de Allah’ın yardımının tecellisi ile yıkılmaya mahkûm bir medeniyettir. Ancak bu medeniyetin yıkılmasının gerçekleşmesi, Allah (c.c.) tarafından bir şarta daha bağlanmıştır. O şart da; Müslümanların kendi medeniyetlerine sahip çıkmaları şartıdır. Batı medeniyetini yıkmak, İslam medeniyetini kurmak için çalışmakla mümkün olacaktır. Aksi halde, batının sonunun helâk olması, ümmetin sonunun felah olmasını sağlamayacaktır.

1: İnsan, 27

2: Bakara, 191

3: Kasas, 5

4: Kasas, 78-79-81

5: Neml, 34/50-51-52

6: Şuâra, 227

7: Bakara, 115

8: Tevbe, 3

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: rumeysa-sarisacli
Kategoriden Daha Fazla: Biz Medeniyetimize Dönüyoruz! (Sayı 13)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Zikir, Tevbe, Gözyaşı… | Sayı 78

Rabbimiz Teâlâ buyuruyor ki: ‘Onlar otururken, ayakta iken, yan yatarken Allah’ı zikrederl…