Anasayfa Bölümler Sayılar Haccın Mesajı (Sayı 41) Arap Baharı: Bahar Değil, Tam Bir Felaket ( sayı 41)

Arap Baharı: Bahar Değil, Tam Bir Felaket ( sayı 41)

23 dakika ortalama okuma süresi
0
0

2011’in ilk aylarında bazı Arap ülkelerinde başlayan ve bugüne kadar devam eden bir dizi ayaklanma ve çatışmaya Arap Baharı diyoruz. ‘Bahar’ denmesinin nedeni demokratik gösteriler sayesinde pek çok Arap diktatörünün silahsız bir şekilde iktidarlarını halka teslim edeceklerinin umulmasıydı. Fakat öyle olmadı… Demokratik gösteriler şeklinde başlayan olaylar, kimi ülkelerde kanlı iç savaşlara evrilirken, bazı ülkelerde diktatörlerin düşmesi dahi sorunları ortadan kaldırmadı.
Arap Baharı ilk başladığında, ülkemizde de pek çok yorumcu ve uygulayıcının demokrasi namına sevindiğini gördük. Devlete hâkim olan gruplar da gelişmeleri halkların uyanışı ve iktidara ortak oluşu olarak gördüler.
Düzenli olarak yazılarımı takip eden okurlarım bilir ki daha ilk günden Arap Baharı’na şüpheyle baktım ve olayları halkın doğal tepkisi olmaktan çok halkın manipüle edilen haklı tepkisi ve mağduriyeti olarak gördüm. Arap Baharı, 11 Eylül sonrasında başlatılan sürecin kırıldığı bir nokta olmaktan çok tam anlamıyla devamıydı. Bush Yönetimi’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde (BOP) ortaya koyduğu liderleri, rejimleri ve sınırları değiştirme hedefleri Arap Baharı’nın özünü oluşturuyordu. Arap Baharı kendiliğinden gelişmiş bir sokak hareketi olmaktan ziyade bilinçli olarak tetiklenmiş bir patlamaydı. Patlama sonrasında da her aşamasında manipüle edildi, daha öncesinde belirlenmiş olan hedeflere hizmet etmesi için şekil verildi…
Kısacası 11 Eylül, Irak’ın işgali ve Arap Baharı arasında tam bir uyum vardı. Aradan geçen 3,5 yılda planın başka yönleri de belirginleşti. Gördük ki BOP’un sahipleri Irak tecrübesinden bazı dersler çıkarmışlar ve olaylara doğrudan müdahale etmek yerine tarafları kavga ettirerek sonuç almayı tercih etmeye başlamışlardır

BOP DEVAM EDİYOR
Gerçekten Arap Baharı’na baktığımızda ABD’nin Irak işgali esnasında girmek istediği ve Irak gibi parçalara ayırmak istediği, ancak Irak’ta zorlanması nedeniyle uygulamaya sokamadığı Suriye’nin zayıflatılması ve parçalanması işlemi Arap Baharı sayesinde bir tek Batılı askerin burnu dahi kanamadan gerçekleşmiştir ve gerçekleşmeye devam etmektedir.
Irak’ın işgali de aynı çerçevede hızla ilerliyor. ABD’nin değiştirmek için can attığı Kaddafi de devrilmiş durumda. Mısır ve Yemen’de de liderler değiştirildi… Kısacası Ortadoğu için düşünülen strateji ufak tefek tadilatlarla aynen devam ediyor.
Irak’tan çıkarılan ilk ders elini ateşe sokma, maşa kullan… İkinci ders ise Müslümanları böl, önce birbirlerini yorsunlar, sonra birbirlerini düşman bellesinler.

BÖLMENİN ARACI EL KAİDE
Özellikle Müslüman dünyanın bölünmesi meselesinde El Kaide ve Sünni-Şii mezhepçiliği yoğun bir şekilde kullanılıyor. Nereden çıktığı bir türlü anlaşılamayan ve Batılı istihbarat örgütleri ile tuhaf ilişkileri sık sık dile getirilen El Kaide, artık Müslüman coğrafyasının her yerinde. Hatta El Kaide, radikal-şiddet yanlısı örgütler doğuran bir yapıya dönüştü. Örneğin IŞİD, bu yapıdan türedi. Suriye ve Irak’ta El Kaide anlayışı ve yöntemleri bir yandan bölünmeyi ve iç savaşı hızlandırıyor, diğer taraftan İslam’ın ‘şiddet ve nefret dini’ imajını güçlendiriyor.
Yaşananlar El Kaide’nin doğal bir grup olmadığını, bir proje olduğunu kanıtlıyor. El Kaide üzerinden Şii ve Sünniler dışında üçüncü bir taraf oluşuyor. Bu taraf, insanlık dışı yöntemleri ve fikirleri İslam ve Allah adına ölürcesine ve öldürürcesine savunuyor. İlginç bir şekilde bu yapı Suriye ve Irak’ın dışında Pakistan, Afganistan ve Libya gibi farklı coğrafyalarda da hızla kök salıyor. Şu sıralar El Kaide militanları Libya’da da sözde bir İslam devleti kurmaya çalışıyorlar. Batılı devletler birer ikişer bu ülkedeki temsilciliklerini kapatıyor, vatandaşlarını apar topar ülke dışına çıkarma operasyonları yapıyorlar. Görünen o ki bir sonraki Irak adayı Libya…

SÜNNİ-Şİİ KAVGASI
El Kankaride versiyonlarının İslam dünyasına getirdiği terör ve dehşet dışında Müslümanlar temelde Şii ve Sünni olarak iki kampa ayrılmak isteniyor ve bu planda da bir hayli mesafe alındı. 2003’de Irak’ın işgalinden sonra adeta bilinçli olarak mezhepçilik Müslümanlar arasında kışkırtıldı. Irak’ta ve diğer bazı ülkelerde pek çok katliam sırf mezhep gerilimini tırmandırmak için gerçekleştirildi. 2014 itibariyle ise bu konuda bir hayli yol alındığı kolayca görülebiliyor. Ne yazık ki hırslı ve önyargılı liderler ile donanımsız kitleler mezhepçilik ateşinin yayılmasına hizmet etti. İran’ın mezhepçiliği dış politika aracı olarak görmesi, Suudi Arabistan ve komşularının İran’a karşı Sünniliği koruma telaşına düşmesi işleri daha bir içinden çıkılmaz hale geliyor.
Daha önce belirttik, mezhepçilik konusunda en olgun davranması gereken Türkiye dahi bu hususta ideal tavırları sergilemiyor ve bir anlamda ateşle oynar hale geliyor. Türkiye dahi mezhepçiliği durdurmaktan alıkonabiliyorsa o ortamda diğer Ortadoğu ülkelerinin nasıl davrandıklarını, oyuna nasıl geldiklerini kolayca tahmin edebilirsiniz…
SÜNNİLER DE BÖLÜNDÜ
Ortadoğu, Arap Baharı’nın da etkisiyle eskisinden bile daha beter bir yer haline geldi. Parçalanmışlık her boyutta artıyor. Sadece Sünni, Şii ve diğerleri bölünmesi değil, Sünniler de kendi içinde bölünmeye doğru gidiyor ve bu da bir tesadüf sayılamaz. Sünni dünyanın büyük devletlerinden Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dahi aynı hedefler doğrultusunda çalışmıyor. Türkiye ile Mısır köprüleri yakmış durumda. Mısır ve Suudi Arabistan ise Müslüman Kardeşleri ve Hamas’ı terörist grup ilan ettiler. Katar ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler de hiç iyi değil. Görünen o ki sorunu çözebilecek, en azından sorun hafifletebilecek devletler de kavgalı hale getirilmiş veya ilgileri başka alanlara çekilmiş durumda.

İHVAN DEVRE DIŞI BIRAKILDI
Müslüman Kardeşler (İhvan) demişken Arap Baharı’nın en önemli sonuçlarından biri de İhvan’ın terörist ilan edilerek etkisizleştirilmesi olmuştur.
Arap Baharı, halkın temsilcisi konumundaki makul İslami hareketleri gayrimeşru hale getirmiştir. Belki de bu sonuç bilerek planlanmış bir sonuçtur. Sonuçta Mısır’da en az 50 yıllık Müslüman Kardeşler birikimi sıfırlanmıştır.

HERŞEY İSRAİL’İN İSTEDİĞİ ŞEKİLDE
Arap Baharı, dediğimiz gibi tam bir Arap Kışı şeklinde gerçekleşmiştir ve kış henüz tamamlanmış değildir. İlginçtir bölgemize son 13-14 yılda yaşanan neredeyse tüm gelişmeler İsrail’in arzu ettiği şekilde gerçekleşmekte, İsrail’in işine yaramaktadır:
Irak’ın ve Suriye’nin parçalanması, Kürdistan diye ayrı bir yapının ortaya çıkışı, Müslümanların birbirine düşmesi, İsrail’in tehdit sırlamasında gerilere düşmesi, Mısır’da askeri darbe olması ve İsrail yanlısı bir idarenin gelmesi, İslamcı radikallerin ve hatta teröristlerin tüm İslam coğrafyasında ortaya çıkması ve İslam imajının uzlaşılmaz radikaller ve teröristler olarak inşası, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin en büyük tehdit olarak İsrail’i değil İran’ı ve Şiiliği görmesi, Libya’da İsrail karşıtı liderin gitmesi ve yerine büyük bir iç savaşın başlıyor olması vs. İsrail’in lehine gelişmeler listesi aslında çok daha uzun. Bölgede gizli bir el sanki herşeyi İsrail’in lehine düzenliyor.

IŞİD: BATI İÇİN KULLANIŞLI BİR ARAÇ
Sözde radikal dinci örgütler bile İsrail’in çıkarlarına hizmet ediyor. Örneğin IŞİD, İsrail’i tehdit bile saymıyor.
İŞİD’e göre öncelikle mücadele edilmesi gerekenler İsrail ve Batı değil onlara göre dinden çıkmış Müslümanlar. Önüne geleni dinden çıkmış saydığı için IŞİD kıyamet gününe kadar İsrail ile mücadele edecek vakit bulamayacak ve o zaman kadar fiilen İsrail’in düşmanları ile savaşını sürdürecek.
Bu açıdan baktığınızda IŞİD’in Müslümanları bölmek ve İsrail’in bölgesel çıkarlarına hizmet etmek için ne kadar kullanışlı bir araç olduğunu görebiliyorsunuz. Zaten öyle olmasaydı kontrol altına alınamayan bir yangın gibi bu kadar geniş bir alana yayılmasına belki de müsaade edilmezdi. IŞİD’in sergilediği vahşet kimi çevrelerce memnuniyetle izleniyor. Normal şartlarda hızla harekete geçmesini bekleyeceğiniz Batı dünyası IŞİD konusunda ilginç bir bekle-göre siyaseti izliyor…
IŞİD konusunda hiçbir şüphem yok, bu örgüt iyi düşünülmüş ve iyi çalışılmış bir projedir ve hedefi de İslam dünyasında bölünmüşlüğü arttırmak ve İslam’ın modern dünyada medeniyet düşmanı bir din olarak anlaşılması projesine hizmet etmektir.
IŞİD öylesine garip bir örgüttür ki onunla uzlaşmak, makul noktalarda buluşmak dahi imkânsızdır. Büyülenmiş gibi savaşan ve bu haliyle kontrolü başka illerde bir savaş makinesine benzeyen IŞİD, bölgenin son dönemde karşılaştığı en büyük tehlikelerden biridir. Bu nedenle Türkiye bu tehlikeyi hafife almak veya bir şekilde ondan yararlanmak gibi bir yaklaşımın içinde olma lüksüne sahip değildir…
IŞİD’in kötü niyetli bir proje ürünü olduğunu anlamak için gizli bilgilere gerek yok aslında, ancak kurucusu denilen kişinin hayatındaki karanlık noktalar incelendiğinde dahi IŞİD’in ne kadar tuhaf bir örgüt olduğu ve umulmadık bağlantıları bulunduğu kolayca anlaşılıyor.

TÜRKİYE NE YAPMALI?
Arap Baharı yakın çevremizde büyük felaketleri tetikledi ve sorunlar hızla genişletilmiş Ortadoğu denilen İslam dünyasının geri kalanına da yayılıyor. Arap Baharı sadece Araplar için değil, Türkiye için de olağanüstü bir tehlikedir ve Türkiye de bu süreçte bilmeden büyük bir oyuna gelmiştir…
Yazar 6 Ağustos 2014tarihli “İslam’a Karşı İslam: IŞİD” başlıklı yazısında şunu da ilave etmektedir:
“IŞİD’de Batı’nın görebileceği ikinci fayda ise tüm dünyadaki aşırı İslamcıları ve teröre bulaşabilecek, Batı’ya zarar verebilecek Müslümanların IŞİD sayesinde Ortadoğu’da toplanmasıdır. Bilindiği üzere IŞİD’in içinde binlerce Avrupa ve Amerikalı Müslüman aşırı da yer alıyor. Sadece İngiltere’den 400-500 kişinin IŞİD’e katıldığı biliniyor. Fransa’dan en az 700, Rusya’dan ise en az 800 IŞİD militanı olduğu söyleniyor. Avusturya’dan Hollanda’da, ABD’den ve daha birçok Batılı ülkeden Müslüman’ın Ortadoğu’ya geldiğini ve IŞİD bayrağı altında cihad yapmaya çalıştığını biliyoruz.
Bu tabloya baktığımızda IŞİD, Batılı istihbarat örgütleri için ‘fareli köyün kavalcısı’ gibi çalışıyor. Biliyorsunuz masalda kavalcı, sihirli kavalıyla köyde ne kadar fare varsa hepsini peşine takar ve onları bir nehirde boğar. İşte IŞİD de Batı’da tehlike olabilecek ne kadar Müslüman radikal varsa hepsini peşine takıyor ve Ortadoğu bataklıklarında boğuyor, geri dönemez hale getiriyor.”

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Haccın Mesajı (Sayı 41)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Nefislere Nasihat | Sayı 79

Tamahkâr, aç gözlü olma, kalbin katı ve kara olur. Çok mal artırmak için kendini küçük düş…