Anasayfa Bölümler Güncel Alparslan Kuytul Hocaefendi’den Gündeme Dair Analizler | Sayı 80

Alparslan Kuytul Hocaefendi’den Gündeme Dair Analizler | Sayı 80

29 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Alparslan Kuytul Hocaefendi her Cuma olduğu gibi 15 Aralık 2017 tarihinde yapmış olduğu tefsir dersi sonrasında kendisine yöneltilen soruları cevaplandırdı. “İİT’nin Kudüs kararı” hakkında sorulan “İslam İşbirliği Teşkilatı’nın, ‘Doğu Kudüs Filistin’in başkentidir’ demesini nasıl değerlendirirsiniz?” sorusunu şu şekilde değerlendirdi.

DOĞU KUDÜS’TE BÜYÜKELÇİLİK AÇACAKLAR MI?

Öncelikle şunu belirteyim; ben bir Müslüman olarak hükümetin bu meseleye sahip çıkmasına memnun olurum. Daha önce de yine Filistin’e sahip çıkmaya çalıştılar ama son birkaç yıldır Filistin’i kendi haline bırakmışlardı. Şimdi birtakım sebeplerden dolayı tekrardan Filistin’i hatırladılar. İslam İşbirliği Teşkilatı’nı toplamaları siyasi açıdan ve dünyadaki tesirleri açısından çok büyük bir şey ifade etmese de yine de faydalıdır. Sessiz kalınsaydı, mitingler yapılmasaydı, hükümet de bu adımı atmasaydı daha kötü olurdu. En azından bu konu dünya Müslümanlarının gündemine gelmiş oldu. Burada yapılan mitinglerin de Filistinlilere moral verdiğini, mücadele azimlerini arttırdığını biliyoruz. İslam İşbirliği Teşkilatına üye ülkeler oybirliği ile Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak kabul ettiler ama bakalım Doğu Kudüs’te büyükelçilik açacaklar mı? İnşallah olur ama hiç zannetmiyorum.

Bu olanlar Filistin’in daha çok ülke tarafından tanınmasına ve orada büyükelçilik açmalarına vesile olabilir. Böyle bir gelişme Trump’ı da İsrail’i de pişman eder. Çünkü artık İsrail 1929’da ve 1942’de söylediği gibi iki uluslu devlete bile razı değil. Biz de haklı olarak İsrail’e razı değiliz. Çünkü Filistin’in tamamı Müslümanlarındır.

Alınan kararın yeterli olmadığı hatta yanlış olduğu açık olsa da ABD ve İsrail’i zor duruma düşürmesi açısından bu kararı önemsiyorum. Ama bir taraftan da korkularımız var. Hatırlayın bu hükümet daha evvel de İsrail’e “işgalci, katil, terörist” demişti fakat sonra da “İsrail dostumuzdur” dedi. Şimdi yine “katil, işgalci, terörist” diyorlar ama bir süre sonra tekrar “İsrail dostumuzdur” demeyeceklerinden emin değilim. Çünkü bu hükümetin U dönüşleri artık meşhur oldu. Birçok meselede U dönüşü yaptılar. Artık U değil S dönüşleri yapılıyor ve bu S devam edip gidiyor.

Evet, İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin toplantısı bir yönüyle iyi olmuştur ama diğer taraftan da çok kötü oldu. Çünkü “Filistin’in başkenti Kudüs’tür” diyemediler. Doğu Kudüs’tür diyebildiler. Filistin’in başkenti Doğu Kudüs’tür demek, Batı Kudüs’ü İsrail’e bırakmaktır. Başka bir ifadeyle, “İsrail’in başkenti de Batı Kudüs’tür” demektir. Biz bunu kabul edemeyiz. Ankara’nın yarısını başkalarına verseler hiç kabul eder miyiz?

TÜRKİYE’NİN BU TAVRI NE KADAR GERÇEKÇİ?

Türkiye Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesine, büyükelçiliğin oraya taşınmasına tepki gösteriyor ancak Türkiye’nin bu tavrı ne kadar gerçekçi, ne kadar dürüst? Yoksa aldatılıyor muyuz? İnternette bu konu ile ilgili araştırma yapıldığı zaman 5 sene önce Türkiye’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan ettiği görülüyor.

Devletin televizyonu olan TRT’deki bir çocuk yarışmasında, çocuklara “Kudüs nerenin başkentidir?” sorusu soruluyor ve çocukların “İsrail” cevabına ise “doğru” deniyor. TRT’de “İsrail’in başkenti Kudüs’te” şeklinde altyazı çıktı. Yine Mavi Marmara ile ilgili yapılan anlaşmanın sonunda “Ankara ve Kudüs’te imzalanmıştır” deniliyor. Evet, Ankara ve Kudüs arasında denmiyor ama yine de bunu ilk duyduğunuzda ne anlıyorsunuz? Başkent Ankara’ya mukabil başkent Kudüs anlaşılmıyor mu?

Ayrıca Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde 2015 yılına kadar ‘İsrail’in başkenti Kudüs’ yazıyormuş. Farkında mıydınız bilmiyorum ama ben de yeni öğrendim. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı resmi internet sayfasında, İsrail künye bilgilerinde 1 Eylül 2012 tarihinde başkent olarak Kudüs yazıyor. 12 Mart 2015 tarihine kadar böyle yazmaya devam ediyor. Bu tarihten sonra siliniyor. Şu anda Dışişleri Bakanlığı’nın internet sayfasında İsrail’in başkenti bölümünde herhangi bir şehrin ismi yazmıyor.

Dışişleri bakanlığının resmî sitesinde en az 2.5 yıl Kudüs İsrail’in başkenti olarak kabul edildiği halde şimdi Türkiye buna baştan itibaren karşı gelmiş gibi konuşuyorlar. Tribünlere konuşuluyor. Bunların ortaya çıkacağını hiç hesaba katmıyorlar mı? Şimdi nasılsa Amerika ile ara bozuldu, biz de bir şeyler söyleyelim, puan kazanalım diye mi düşünüyorlar? Bu meselede İsrail ve ABD’ye karşı gösterilen her türlü tepkinin sonuna kadar arkasındayım ama sadece puan kazanmak için yapılması doğru olamaz. Siz Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın resmî sitesinde 12 Mart 2015’e kadar İsrail’in başkenti olarak Kudüs yazıp şimdi hangi yüzle Kudüs’ü savunuyorsunuz?

BU KARAR DOĞRU BİR KARAR DEĞİL

1948 yılında İsrail bağımsızlığını ilan etti ve Arap-İsrail Savaşları başladı. Savaştan önce Birleşmiş Milletler haksızca bir karar alarak Filistin topraklarının yüzde 56’sını Yahudilere, yüzde 44’ünü ise Filistinlilere vermiş idi. Savaşın sonunda Filistin topraklarının, yüzde 78’i Yahudilerin eline geçti ve Filistin topraklarının sadece yüzde 22’lik kısmı Müslümanların elinde kaldı. Bundan sonra Kudüs’ün doğusu özel statü kapsamında Ürdün’ün kontrolüne verildi. Bu bölünme “1967 Savaşı öncesi sınırları” olarak bilinmektedir. Batı Kudüs ise henüz 1950’de İsrail’in başkenti olarak ilan edilmişti. İsrail, 5 Haziran 1967’de Doğu Kudüs’ü işgal etti. 1980’de İsrail Meclisi kabul ettiği bir yasayla Kudüs’ü doğusuyla batısıyla İsrail’in “birleşik başkenti ilan etti. Bugün İİT’nin almış olduğu bu karar 1950 yılında İsrail’in aldığı karardır. O halde bu toplantı neye yaradı? Evet, bu konu gündeme geldi ama güzel bir sonuç çıkmış sayılmaz. Zaten Müslümanlar bunu kabul etseydiler 67 yıldır problem olmazdı. İntifada devam ediyor çünkü istedikleri sonuç bu değil. İstediğimiz karar bu değildi, dağ fare doğurdu. “Kudüs Müslümanlarındır” demeniz gerekmiyor muydu?

Amerika’dan “Büyükelçiliğin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınması Trump dönemine yetişmez” açıklaması yapıldı. Trump’ın daha 3 senesi var. İsteseler o binayı 3 ayda bitirirler. Besbelli ki gelen tepkilerden dolayı meseleyi uzatacaklar. İslam âleminde uyanışa vesile olmasından korkuyorlar.

İnşallah ilerisi iyi olur. Müslümanların uyanışına, İslam âleminde İsrail ve Amerika hayranı gafillerin azalmasına, halkların uyanışına vesile olur. Yoksa bu karar bu haliyle kabul edilemez. Ama Amerika’ya ve İsrail’e karşı tepkiye vesile olması açısından hayırlı olmuştur.

Kaynak


https://tvfurkan.com/islam-isbirligi-teskilatinin-dogu-kudus-filistinin-baskentidir-demesini-nasil-degerlendirirsiniz_2a7f09cf5.html

Alparslan Kuytul Hocaefendi, 1 Aralık Cuma günü gerçekleştirdiği Tefsir dersi sonrası kendisine yöneltilen soruları cevaplandırdı. “ABD’de görülen Reza Zarrab davasını ve aynı zamanda Kılıçdaroğlu’nun iddia ettiği belgeleri açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunu Hocaefendi; “Öyle görünüyor ki bu iş çok büyüyecek. Türkiye çok önemli olaylara gebe” diyerek cevaplandırdı ve Türkiye’nin girdiği şu zor sürece dair önemli analizlerde bulundu.

Zarrab’ın İtirafları ve Kılıçdaroğlu’nun Ortaya Koyduğu Belgeler

ABD’de görülen Reza Zarrab davası ve Kılıçdaroğlu’nun iddia ettiği belgeleri açıklaması büyük ihtimalle bilerek aynı zamana denk getirildi. Bu olay düğmeye basıldığını, dışarıdan ve içeriden aynı anda bir savaşın başladığını gösteriyor. Bu devam edecektir. Bu iş çok büyüyecek gibi görünüyor. Türkiye çok önemli olaylara gebe. 2018 çok krizli geçebilir.

Ben bir zamanlar bazı alametlere bakarak ‘Hükümetin kalemi kırılmıştır’ demiştim. 2 savcı beni mahkemeye verdi. Yine söylüyorum; Zarrab olayı da Hükümetin kaleminin kırıldığını gösteriyor. Bu durum 2 yıldır böyle aslında… Azıcık siyasi analiz yapma kabiliyeti olanlar, olayı takip edenler bunu anlayabilir. Ben 17-25 Aralık operasyonlarında da söylemiştim; o Bakanlar yolsuzluk yaptı mı, rüşvet aldı mı bilemem. Diyelim ki yaptılar. 17-25 Aralığı yapanlar, gerçekten bundan dolayı mı o operasyonu yaptılar? Hayır! Aslında o bir darbeydi. Delil varsa elbette Bakanlar yüce divanda yargılanmalıydı, örtbas edilmemeliydi. Hırsızlığa karşıyız ama darbelere de karşıyız. Eğer o zaman yüce divanda yargılansaydılar, içinde temiz olanlar varsa aklanmış olurdu. Türkiye bunu yapmadı, şimdi Amerika bunu kullanıyor. İş bu noktaya gelmemeliydi.

Mesele Milli Bir Mesele Değil, Hükümet Meselesidir

Hükümet şimdi ‘hedef Türkiye’ diyor. Hayır, bu abartıdır. Hedef Türkiye değil, Hükümettir. Hükümetin Amerika ile arası bozuktur, mesele bununla alakalıdır. Tüm Türkiye’ye karşı yapılmış bir operasyonmuş gibi göstererek tüm Türkiye halkını yanlarına çekmeye çalışıyorlar. Hırsızlık varsa, rüşvet varsa, belgeler doğruysa herkes hesabını versin. Biz hiçbir hırsızı bizim mahallenin adamlarıdır deyip de savunamayız, örtbas da edemeyiz.

Hükümet Bu Kıskaçtan Kurtulmak İstiyorsa Yönünü Allah’a ve Müslümanlara Dönmelidir

İki yıldır Amerika ile araları gayet bozuk. Rusya’ya ve bazı derin güçlere dayanarak Amerika’ya kafa tutuluyor. Bununla hallolacak zannediyorlar. Birincisi: Rusya, Amerika kadar güçlü değil. İkincisi: Rusya ile Amerika, Türkiye için savaşacak değil… Türk idarecileri bu kıskaçtan kurtulmak istiyorlarsa Allah’a yönelsinler. Belki Allah bir çıkış yolu gösterir. Ne Rusya ne Türk derin devleti onları kurtarmayacak, kurtaramayacaktır. Bana öyle geliyor ki düğmeye basıldı artık geri sayım başladı. Çok uzun sürmeyebilir. Bu iş bir yıl içinde bitebilir. Ekonomik kriz olacaktır. Terör artacaktır. Türkiye’de öyle idareciler var ki küçük çaplı bir iç savaş bile çıkartabilirler. Rusya’nın ve derin devletin desteği bunları durduramayacaktır. Zaten de sevmiyorlar. İdare ediyorlar. Neden? Çünkü hükümet nasıl olsa halka demokrasiyi, laikliği, Atatürkçülüğü sevdiriyor. Nasıl olsa cemaatleri ve İslami faaliyetleri bitiriyor. Herkes korkuyor, faaliyetleri bırakanlar çok. Nasılsa hükümeti gırtlağından yakalamışlar; ‘Şunları yapacaksın yoksa dosyaları ortaya dökeriz’ diyor ve dediklerini yaptırıyorlar. O halde neden hükümeti hemen bitirsinler ki? Ama bir gün Amerika bütün gücü ile çullandığı zaman bunlar Amerika ile anlaşır, hükümeti satarlar.

Burası Hukuk Devleti Mi?

Devlet, Reza Zarrab’ın malına mülküne el koymuş. Adam orda sizin aleyhinizde şahitlik yapınca siz de hemen burada onun malına el koyuyorsunuz. Bu hukuk mu? Bu, sen bana yaptın, ben de sana yaparım demektir. Zarrab’ı savunduğumdan değil ama adamın malına hangi hakla el koyuyorsunuz? Düne kadar Zarrab’ı savunuyordunuz. Burası hukuk devleti mi guguk devleti mi? Açıkça tehdit ediyorlar. Bu, devlet davranışı değildir.

Bu Millet Her Şeye Susmanın Bedelini Ödeyecek

Ben meseleye bir de manevi yönden bakmak istiyorum:
AKP, Amerika’nın Irak’ı işgaline, Irak’ın yerle bir olmasına ve 2 milyon Müslümanın şehid edilmesine yardım etti, bu zulme ortak oldu. Olmayacak hayallere kapıldı, Suriye’yi karıştırdı ve Suriye’de 1 milyon Müslümanın şehid olmasına ve Suriye’nin bu hale gelmesine sebep oldu. Müslümanlara beşerî bir ideolojiyi yani hakimiyeti Allah’a değil kullara veren ve tüm haramların serbest olmasını savunan demokrasiyi sevdirdi. Müslümanlara Laikliği benimsetti. Yetmedi şimdi de Atatürkçü yapıyor. 15 Temmuz bahanesiyle tüm cemaatlere ve İslami faaliyetlere baskı uyguluyor, konferansları yasaklıyor ve faaliyetlerin birçoğunu bitiriyor. Şimdi bunun bedelini ödüyorlar. Allah, İslam’a ve Müslümanlara zarar verilmesine, dininin ve Müslümanların başka ideolojilerle saptırılmasına uzun süre müsaade etmez. Kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Ahirette bunun hesabını Allah’a verecekler. Bu dünyada da Allah’ın tokadını yiyecekler.

Milletimize gelince; Bu millet her şeye susuyor. Irak işgalinde Hükümetin Amerika’ya yardım etmesine de Suriye’yi bu hâle getirmesine de sustular. Bu millet Rus uçağı düşürüldüğü zaman alkışladı, yanlış demedi. Çözüm süreci bitirildi. Sürekli kan, sonuna kadar savaş deniyor. Millet, “böyle olmaz, bir çözüm lazım” demiyor, susuyor. Erdoğan, Laikliği tavsiye ediyor, millet susuyor. Atatürkçü oluyor, millet susuyor. Coca cola fabrikasının açılışını yapıyor, millet susuyor. 15 Temmuz ve olağanüstü hâl bahanesi ile bütün cemaatlerin faaliyetleri engelleniyor, millet susuyor.

Bu millet ancak 2 şey olunca konuşur; 1- Allah göstermesin terör artınca. 2- Ekonomi bozulunca. Cebine dokunmadıkça bu millet konuşmuyor. Günahlar birikti ve şimdi ceza zamanı geldi. Keşke cezamız Amerika’nın eliyle olmasaydı ama öyle olacak gibi görünüyor.

Allah’tan niyazım odur ki; 1- Suçlulara ceza verilirken, masumlara da zarar gelmesin. 2- Suçlular cezalandırılırken ve güçlerini kaybederken, onları destekleyen o derin güçler de güçlerini kaybetsin. Yoksa bir şey değişmez ve onlar yeni gelecek hükümete de istediklerini yaptırırlar. Baskıcı bir sistem kurdular. Memlekette artık olağanüstü hâl normalleşti. Hükümet düşürülürken, bunlar güçlerini kaybetmezse çok daha beter bir düzen kurulabilir. En mühim mesele budur.

Kaynak


https://tvfurkan.com/reza-zarrabin-amerikada-tutuklanmasini-nasil-degerlendiriyorsunuz-bu-isin-ucunun-turkiyeye-de-dokunacagini-dusunuyor-musunuz_aceebcfbd.html

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Yönetici
Kategoriden Daha Fazla: Güncel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Binlerce Kişinin Yüreği Tek Yürek Olup Beraber Attı | Sayı 82

Tarih 30 Ocak… Sabahın ilk ışıklarında şok bir haber ile uyandı Furkan’ın Erleri! Alpars…