Anasayfa Bölümler Sayılar Akan Kan ve Mes'uliyetimiz (Sayı 69) Alparslan Kuytul Hocaefendi’den Gündeme Dair Analizler | Sayı 69

Alparslan Kuytul Hocaefendi’den Gündeme Dair Analizler | Sayı 69

18 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Alparslan Kuytul Hocaefendi, uzun yıllardır Türkiye ve Dünya gündemine dair birçok meselede kendisine sorulan sorulara cevaplar veriyor. 20 yılı aşkın bir süredir tefsir derslerine devam eden ve sonrasında dinleyicilerden gelen sorulara cevap veren Hocaefendi, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde yapmış olduğu analizlerinde yıllardır isabet etmekte ve haklı da çıkmaktadır.

İşte ülkemizde ve dünyada yaşanan olaylara ilişkin sıcak başlıklardan oluşan, Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin gündeme dair çarpıcı analizlerinden bazı satır başları:

Mavi Marmara Davası’nın Düşürülmesini Nasıl Değerlendiriyorsunuz?1

Vicdana Göre Değil Talimatlara Göre Hüküm Veriliyor

Şehit aileleri ve İHH’nın Mavi Marmara gemisiyle ilgili açtığı dava Hükümet tarafından düşürüldü. Türkiye’nin geldiği noktaya bakın. Dün İsrail’e külhanbeylik yapanlar bugün İsrail’le dost oldular, orada büyükelçilik bile açtılar. İsrail de burada büyükelçilik açtı ve İsrail’deki yangına, buradan yangın söndürme uçakları bile gönderildi. Her türlü güzel münasebetlere devam ediliyor. Hâlbuki İsrail, Filistin’de ezanı bile yasaklamak istiyor. İsrail bugün eskisinden daha zalim! Ne değişti de Hükümet tavır değiştirdi? Dün İsrail’e, ‘zalimler, teröristler’ diyenler ne oldu da bugün ‘İsrail’le dostuz’ diyorlar? Devlet olarak kendileri vazgeçtikleri gibi, İHH’nın ve şehit ailelerinin de mahkemelerini düşürüyorlar. Nasılsa mahkemeler ellerinde, vicdana göre değil talimatlara göre hüküm veriliyor.

Kim bir daha, bu devletin, Hükümetin yönlendirmesiyle gemiye, uçağa, trene, otobüse biner de böyle çatışma bölgelerine gider artık? Kendi şehit ailelerini susturan bir devlete, Hükümete daha kim güvenir? Mahkeme bile açamıyoruz. Bilmediğimiz bir takım operasyonlar yapılıyor ve mahkeme açmak bile engelleniyor. Şehit ailelerinin önü kapatıldı, artık mahkeme de açamayacaklar.
Türkiye-İsrail Anlaşması’nda, ‘20 milyon dolar tazminat’ diyerek yalan söylüyorlar. İsrail, Türkiye’ye bir kuruş tazminat vermedi. Lütuf olarak veriyor. Size o zaman okuduğum Türkçe metinde, bu kelime (ex gratia) İngilizce olarak yazılıyor. Anlaşma Türkçe, ama kimse anlamasın, halk tazminat zannetsin diye lütuf manasına gelen bu kelime İngilizce olarak kullanılıyor.
Biz koskoca devletiz; 20 milyon dolar ne ki? Türkiye’nin buna ihtiyacı mı var? İsrail, lütuf dediği halde bunu aldılar. ‘Lütuf’ öyle mi? Kanı olanların kanına dokunur. “Al o parayı, çal başına!” diyeceklerine, kabul ettiler. Ondan sonra benim konuşmamı istemiyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar ama ‘kimse konuşmasın’ istiyorlar. Bir memlekette herkes susarsa, o memleketin batması haktır.

Yapılan Yanlışlar Başka Yanlışlara Sebep Oluyor

Türkiye bu hale geldi. Yapılan yanlışlar başka yanlışlara sebep oluyor. Bu yanlışlar yüzünden İsrail’e çok tavizler vermek zorunda kaldık. Çünkü Türkiye yaptığı yanlışlar yüzünden yalnızlaştı. Şimdi, yalnızlıktan kurtulabilmek için taviz veriyor. Ama İsrail, aldığı bütün tavizlere rağmen hiç geri adım atıyor mu, daha doğrusu hiç yumuşuyor mu? Ezanı bile susturmaya çalışıyor.
Diyanet, Cuma hutbesinde ne yayınladı; sivil toplum kuruluşları güya yardım toplayacak, toplanan yardımlar Halep’e gönderilecekmiş. Zaten yapacakları ancak bu kadar; bulgurla pirinç göndermek. Vuran Rusya ve onun adamı olan Beşar Esed! Rusya’yla dost oldular. Neden onlara sözleri geçmiyor? Demek ki güçleri bu kadar… Madem güçleri bu kadar, neden kendilerini çok güçlü sanıyorlar? Neden çok güçlü bir devletmiş gibi politikalar izlemeye kalkışıyorlar? Ortadoğu’ya yön vermeye kalkıyorlar ama buna güçleri yok. Halep saldırılarını bile engelleyemiyorlar. Onlar değil miydi sivil toplum kuruluşlarını bitirmeye çalışan, bütün cemaat ve vakıfları bitirmeye çalışan? Şimdi sivil toplum kuruluşlarından mı yardım toplayıp Halep’e gönderecekler?

Suriye’de Yaşanan Savaşta İran’ın Yanlışlarını Dile Getirmediğinizi Söyleyenlere Ne Cevap Verirsiniz?2

Türkiye de Yanlış Yaptı, İran da Yanlış Yaptı!

Şia’nın yanlış görüşlerini 30 yıldır anlatırım. Böyle düşünenler, konuşmalarımı tam takip etmemişler. Ben bizzat bunu İranlıların yüzüne karşı da söyledim. 5-6 sene evvel, “İran da yanlış yapıyor” dedim: “Yanlış yapıyorsunuz, Türkiye de yanlış yapıyor. Siz Beşar gibi bir zalimin yanında yer alarak yanlış yapıyorsunuz, Türkiye de hesapsız kitapsız halkı sokağa dökerek yanlış yaptı” dedim. Her gün bunu konuşuyor değiliz tabi ama sorulduğunda her zaman söylüyorum. Ben, Şia meselesini çok fazla konuşmuyorum fakat bu Şia’nın görüşlerini kabul ettiğimden değil. Ben Ehl-i Sünnetim, Şia’nın Ehl-i Sünnet’e muhalif görüşlerini kabul etmem. Bu konuları çok dile getirmememin sebebi, şu anda dünyada Şii-Sünni çatışması meydana getirilmek istenmesi. Bunu bildiğim için; bu tuzağa düşmemek, onların başlattığı yangına benzin dökmemek için çok konuşmuyorum.

Bir gazeteci yazısında diyor ki: “8 yıldır İran’a gidip geliyorum. Vazifem gereği, bir ayın nerdeyse 15 günü orada, 15 günü buradayım. Orada öyle görüntüler gösteriyorlar ki hem de sansürsüz. Sünni görüntüsündeki Işıd elemanları çocuğun kalbini oyuyor, ateşte yakıyor canlı canlı. Bunu İran televizyonlarının bazılarında gösteriyorlar. ‘Sünniler, Şiilere böyle yapıyor’ diyorlar. Orada öyle, bizim burada da tam tersine, ‘Şiiler Sünnilere saldırıyor. İran şöyle yapıyor, böyle yapıyor…’ deniyor. Sürekli İran ve Şia düşmanlığı, burada böyle, orada da Sünni ve Türkiye düşmanlığı yapılıyor. Bir tuzakla karşı karşıyayız. Ben bunu 8-10 sene evvel söyledim. Yeni proje, Şii-Sünni çatışması olacak. Alametlerini o zaman görmüştüm. Bir iki meseleden, ilerideki projenin bununla alakalı olduğunu anlamıştım. Şu anda, o tatbik ediliyor. O zaman görülen bir iki alamet gerçekleşti. Her yerde Şii-Sünni çatışması meydana getirmeye çalışıyorlar. Irak, Suriye, Yemen birçok yerde Şii-Sünni kavgası başlattılar. Adamlar işin kolayını buldular, ‘Neden biz savaşalım ki, bunları savaştıralım olsun bitsin’ diyorlar. Bu, siyasettir, stratejidir. O yüzden mesela İran’ı da güçlendirebilirler ve bu İran’ın hoşuna gidebilir. Hâlbuki güçlendiriyorlar ki, Sünnilerle savaşabilsin diye. Diğer taraftan Türkiye’yi de güçlendirirler, bu durum Türkiye’nin de hoşuna gider. Hâlbuki İran’a karşı savaştırmak için Türkiye’yi de güçlendirirler.

Aynı oyunu Saddam’a yapmadılar mı? Saddam’ı güçlendirdiler. Darbeyle işbaşına getirdiler. İran’la 8 sene savaştırdılar. Bize de aynısını yapmak istiyor olmasınlar?

Şii-Sünni Kavgası Yapmanın Sırası Değil

Şu anda Şii-Sünni kavgası yapmanın sırası değil. Şia ile Ehl-i sünnet arasındaki bir takım ilmi meseleler, tartışmalar ilim adamları arasında olmalı. Halk bu işe karışmamalı, bu iş ilim adamlarının işidir. Herkes kendi kafasına göre, ‘İran da şöyleymiş, Kur’an’ı inkâr ediyorlarmış, Kur’an onlara göre eksikmiş. Onlarda başka Kur’an varmış.’ dememelidir. Yalan dolan bu haberlerle halkın kafasını dolduruyorlar. Tamamen yalan dolan, Şii-Sünni çatışmasını çıkartmak için uydurulan laflar. Orada da insanlara, Sünnilerin aleyhinde başka şeyler söyletiyorlar. Gerek Şia, gerek Ehl-i Sünnet, her iki taraf da bu oyunun farkında olmalı. Gerek Türk idareciler, gerek İran’ın idarecileri bu oyunu bozmalıdırlar. Bu, tarihî bir vazifedir.

Türkiye, Irak’ta yanlış yaptı, Suriye’de de yanlış yaptı. Yeni bir yanlış daha yapmasınlar, Şia-Ehli Sünnet çatışmasını engellesinler. İran ve Türkiye’yi idare edenler sık sık görüşüp bu tuzağı bozmalılar. Halka da güzel mesajlar vermeliler.

Türkiye artık Suriye’deki savaşı körükleyecek şeyler yapmamalı, İran da hem zalim, hem kâfir olan Beşşar’ı desteklemeyi bırakmalı. Türkiye-İran yakınlaşmalı. Başka türlü bu oyun bozulamaz. Tarihi bir oyunla karşı karşıyayız. Eğer bu bir başlarsa, devletlerarası Şii-Ehli Sünnet savaşına dönüşürse, bu çok daha büyük belalara sebep olur. Burada Türkiye’ye, İran’a ve gerek Türkiye gerekse İran’ın medyasına büyük görevler düşüyor. Türk medyası, Şia’nın; İran medyası da Ehli Sünnet’in aleyhinde görüntüler yayınlamayı bırakmalı. Ateşe benzinle gidilmemeli.
Gerek idareciler gerekse medya çok daha sorumluluk sahibi olurlarsa bu oyunu bozabilirler. Yoksa Ortadoğu yangın yerine dönüştü, daha da kötüye gidecek!

1. https://www.tvfurkan.com/mavi-marmara-davasinin-dusurulmesini-nasil-degerlendiriyorsunuz_6b66397dd.html

2. https://www.tvfurkan.com/suriyede-yasanan-savasta-iranin-yanlislarini-dile-getirmediginizi-soyleyenlere-ne-cevap-verirsiniz_441affd13.html

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Yönetici
Kategoriden Daha Fazla: Akan Kan ve Mes'uliyetimiz (Sayı 69)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Teslimiyet ve Mal Sevgisi | Sayı 77

Kıssadan Hisse | Büyük fıkıh âlimi, İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin ilmi faaliyetlerin yanında …