Anasayfa Bölümler Sayılar Mekke'nin Fethi (Sayı 33) Allah Nurunu Tamamlayacaktır! Sayı 33

Allah Nurunu Tamamlayacaktır! Sayı 33

13 dakika ortalama okuma süresi
0
0

“Allah’ın nurunu ağızları ile söndürmek istiyorlar. Hâlbuki Allah, kâfirler istemese bile nurunu tamamlayacaktır.”1

Abdullah bin Selam şöyle buyurmuştur: “RasulullahSallallahu Aleyhi ve Sellem’in ashabından birkaç kişi ile oturmuş, “Acaba amellerin hangisi Allah katında daha sevimlidir? Bilsek de onu yapsak” diye konuşuyorduk. İşte bunun üzerine Allah-u Teâlâ: “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir” ayetleriyle başlayan sureyi (Saf suresini) inzâl buyurdu. Rasulullah da bize bu sûreyi sonuna kadar okudu.”2

Saff suresi; amellerin en faziletlisini merak eden ve soran sahabilere en faziletli amelin, Allah Azze ve Celle’nin davası için cehdü gayret göstermek olduğunun ifade edildiği ve bu dini tamama erdirme vazifesinin Allah’a ait bir görev olduğunun hatırlatıldığı bir suredir.

Ayeti kerimede geçen “Allah’ın Nuru” ifadesini İbn Abbas ve İbnZeyd“Kur’an’dır” diyerek tefsir etmişlerdir. Es-Süddî ise “Allah’ın Nuru”nuİslam dini olarak tefsir etmiştir. Biz ister İslam dini olarak ister Kur’an olarak anlayalım Rabbimiz bu nuru; “Allah’ın Nuru” olarak tavsif etmek sureti ile bu nura galebe çalmanın mümkün olamayacağını ifade etmektedir. Ayrıca onların çaresizliğini ise “ağızları ile söndürmeye kalkışmak” ile ifade etmektedir. Tıpkı güneşi bir kova su ile söndürmek mümkün olmadığı gibi Allah’ın nuru olan İslam’ı da ağız ile üfleyerek zayıflatmak ve söndürmek mümkün değildir.

Bu nur, göklerin ve yerin malikinin, yaratıcısının, hükümdarının nurudur. Bu dinin sahibi kullar değildir. Bu dine hizmet edenler de Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın dinine hizmet etmektedirler. Alparslan KuytulHocaefendi’nin de ifade ettiği gibi “Davamızdaki en büyük makam, hizmetçilik makamıdır.”

Söndürmek için ağızları ile çaba gösterme cüretkârlığına düşenler zelil olduğu halde “Allah Azze ve Celle’nin Nuru” yücelsin diye gayret gösterenlerin makamları halifelik ve temsil makamıdır.

Allah Azze ve Celle’nin dini yücelsin diye gayret gösteren dava erleri karşılaşacakları güçlüklerin bilincinde olarak hareket etmek zorundadırlar. Yüce bir makamı temsil konumundayız. Allah’ın halifesi ve O’nun nurunun davetçisi… Bunun bedeli her an gayrettir, fedakârlıktır. Zor zamanlarda sebattır, dik durmaktır, sırat-ı müstakim üzere olmaktır. Ömrün son anına kadar Rabbinin davasına ve nuruna hizmetten bir an dahi ayrılmayı düşünmeden çaba gösterip uhrevi gayeleri her demde dünyevi işlerden önde tutmaktır. Bulunduğun yer, yeryüzünün en ücra köşesi dahi olsa bu davayı orada yaymayı hedef edinmektir. Hedefin yeryüzü olduğunu unutmadan, sadece İslam coğrafyasından değil kendini tüm yeryüzünden mesul hissetmektir. Ümmetin uyanması için hizmette hiçbir görev ayrımı yapmaksızın, davaya hizmette her görevi dini yayma vazifesi olarak görüp denk tutmaktır .

Bu din üstündür. Üstün olmaya da devam edecektir. Bu dinin düşmanları ya güç kullanıp sindirmek ya da dinin yanlış, eksik anlaşılmasını sağlamak sureti ile Allah’ın nurunu söndürmek, etkisini azaltmak isteyeceklerdir. Bu nuru ağızları ile söndürmek isteyenler başarılı olamadıklarında, inananları mağlup etmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Buna karşılık ümmetin içerisinde daima zalime boyun eğmeyen-eğdirmeyen, taviz vermeden vazifesini yerine getirmeye çalışan ve mücadele ruhuna bürünen cemaat veya cemaatler var olacaktır.

Bu ümmet daha ilk günlerden itibaren, üzerinde oynanan çeşitli oyunlara, sindirme politikalarına ve vasat ümmet olmasını engelleme, dosdoğru yoldan sapmasını sağlama gibi entrikalara maruz kalmıştır. Allah Azze ve Celle’nin nurunu söndürmeye çalışmak sadece dini bitirme ya da Rabbanileri öldürme çabaları değildir. Asırlardır ümmetin uyanmasını engellemek için yürütülen politikalar da bu nuru söndürme çabalarıdır. Geçmişte bu ümmete meşrutiyet, özgürlük zehrini altın tepside sunanlar ve Osmanlı’ya ‘hasta adam’ yaftasını vurup parçalayarak yıkanlar ile bugün demokrasi yalanları ile Ilımlı İslam’a razı etmeye çalışanlar aynı mihraklardır. Batılın bu ve benzeri hamleleri hiçbir zaman bitmeyecektir. Rabbimiz “Onlar iman edenlerden bir tek şey sebebi ile intikam alıyorlardı. O da Azîz ve Hamîd olan Allah’a iman ettikleri için”3 buyuruyor. Onlar düşmanlıklarını ne kadar Allah Azze ve Celle’ye değil de kullarına gibi göstermeye çalışsalar da hakikatte düşmanlıkları kullarına değil hüküm koyan Allah’a’dır. Ancak tüm çabalarına rağmen bu dini ve inananları mağlup edemeyeceklerdir, çünkü bu din hak dindir. Mağlup edilemeyecektir, çünkü din kulların dini değil Allah’ın dinidir. Mağlup edemeyeceklerdir çünkü bu dünyada mağlup etseler dahi ahirette kaybedeceklerdir. Geçmişte İbrahim Aleyhisselam’ın karşısında Nemrut’u, Musa Aleyhisselam’ın karşısında Firavun’u çaresiz bırakan şey işte bu idi. Onları mağlup edilemez yapan şey inançlarıdır, akideleridir.

“Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.”

Nurunu tamamlayacak olan Allah’tır. İstemeyenler olsa dahi tamamlayacaktır.

İstemeyenler bugüne kadar hiçbir zaman hak din olan İslam’ın yayılmasını durduramadıkları gibi, iman edenleri de hak yoldan döndürememişlerdir. İstemeyenlerin olduğunu gören İslam davetçileri, bunun davanın karakterinde olduğunu bilerek hareket etmelidir. Yolun uzun olduğunu görenler dönmemeli, yılmamalı ve yorulmamalıdırlar. Kul olarak bizler tevhid mücadelesi için fedakârlık gösterdikçe Allah’ın yardımı yaklaşacaktır.

“Ey iman edenler! Siz Allah’a (dinine) yardım edin ki Allah da size yardım etsin.”4

Geçmişte fetihleri gerçekleştiren nesiller bu kaidenin bir gereği olarak ellerinden sancağı düşürmemek için başlarını vermeye razı olmuşlardır. Onların bu fedakârlıkları, davalarını her şeyin üzerinde bir değer olarak görmeleri fetihler ile mükâfatlandırılmıştır. Biz dahi hak etmeyene şeref vermek istemezken, Allah Azze ve Celle fetih nesli olma, öncü nesil olma ve İslam’ın sancaktarlığını yapma gibi şerefli görevleri hak etmeyenlere verir mi? Bizler Allah’ın nuru olan İslam’ı yeryüzünde yayan erlerden olmak istiyorsak, bunu hak etmek zorundayız.

Allah Azze ve Celle’nin bu nesle hem ‘Fetih Nesli’ hem ‘Öncü Nesil’ olma şerefini bahşetmesi için dua ediyoruz. Rabbimiz bizleri ümmetin uyanması için çalışanlardan eylesin. (Âmin)

1- Saff, 8

2- Ahmed ibn Hanbel, Müsned, V -452

3- Buruc, 8

4- Muhammed, 7

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Yakup Şahin
Kategoriden Daha Fazla: Mekke'nin Fethi (Sayı 33)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Ramazan ve Yükseliş | Sayı 62

Kullarının günahlarını affetmek için tevbe kpısını daima açık tutarak tevbe etmeleri için …