Anasayfa Bölümler Alıntı Yazılar Rasul’e Muhalefeti Yasaklayan Ayetler (Sayı 42)

Rasul’e Muhalefeti Yasaklayan Ayetler (Sayı 42)

16 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Sünnet’in bağlayıcı olmadığını iddia edenler, “Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem tayin etmedikçe, sonra da vereceğin hükümden dolayı nefislerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”1 “Eğer mü’min kimselerseniz, Allah’a ve Resulü’ne itaat edin.”2 “Namazı kılın, zekâtı verin ve Rasul’e itaat edin. Umulur ki merhamet olunursunuz”3 gibi ayetlerde zikredilenin, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e itaat ve ittibanın emredildiği ve O’na muhalefetin yasaklandığı hususlarından ibaret olduğunu ileri sürerek, şöyle derler; Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e itaat ve ittiba ile ona muhalefet etmemekten maksat, onun Sünneti değil, Kur’an’dır. Bütün bu ayetlerde Kur’an’ın değil de Sünnet’in kastedildiğini gösteren açık ve kesin bir delil yoktur.
Buna Cevap Olarak Şöyle Deriz:
Bu yaklaşım, ilgili ayetlerin mana ve mefhumlarına ya tam vakıf olamamanın ya da bilinçli bir saptırmanın ifadesidir. Bunun böyle olduğunu ortaya koymak için fazla uzağa gitmeye gerek yok. Örnek olarak yukarıda zikredilen ayetlerden bazılarını ele almamız yeterlidir.
Mezkûr ayetlerden birisi, hatırlanacağı gibi “Namazı kılın, zekâtı verin ve Rasul’e itaat edin. Umulur ki merhamet olunursunuz” ayeti idi. Burada önce namaz ve zekâtın emir buyrulduğunu görüyoruz. Bu durum, ayetin hitap ettiği kimselerin Kur’an’a itaat ve ittiba emri doğrultusunda bu iki ibadet ile mükellef tutulduğunu anlatmaktadır. Bu ibadetleri yerine getirenler zaten Kur’an’a itaat etmiş olacaklardır. Bu durumda Rasul’e itaatin ayrıca vurgulanması ne anlama gelmektedir?
Dolayısıyla eğer Rasul’e itaat, sadece Kur’an’da gördüğümüz emir ve yasaklara itaatten ibaret olsaydı, namaz ve zekât emirleri yanında Rasul’e itaatin de ayrıca vurgulanmasında hiç bir mana olmazdı.
Bir diğer ayet; “Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem tayin etmedikçe, sonra da vereceğin hükümden dolayı nefislerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”
Burada mü’minlere, aralarında çıkan ihtilaflarda Kur’an’ın değil de Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hakem tayin edilmesinin emir buyrulduğu açıktır. Oysa Hz. Peygamber onlara Kur’an’ı eksiksiz olarak tebliğ etmektedir ve dolayısıyla Kur’an ayetleri onlar tarafından da bilinmektedir. Hal böyleyken Kur’an’ın değil de Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hakem tayin edilmesinin emir buyrulmasını Sünnet’e ittibanın emredilmesinden başka nasıl anlayabiliriz?
Burada ayetin mazmunundan şu iki noktayı rahatlıkla çıkarmamız mümkündür: Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine getirilen davaları ya Kur’an ayetlerine göre çözecek veya Kur’an’da yer almayan bir hükmü icra edecektir. Üçüncü bir ihtimal söz konusu olamaz.
Eğer bu ihtimallerden ilkini benimseyecek olursak bunun bizi götüreceği nokta şurasıdır: Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kur’an’ın hükümlerine diğer insanlardan daha fazla nüfuz etmekte ve ayetlerden, onların çıkaramayacağı hükümleri çıkarabilmektedir. Bu ise Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, murad-ı ilahiye, yani Kur’an’ın mana ve maksatlarına diğer insanlardan daha fazla vakıf olduğunun kabulünden başka bir şey değildir. Öyleyse Allah-u Teâlâ’ya itaatin yanında Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e itaati de vurgulayan ayetlerden, sadece Kur’an’a ittiba hükmünü çıkarmak doğru değildir. Kur’an’ı bizden daha iyi ve doğru anlayan bir Peygamber’in varlığını kabul ettikten sonra böyle bir iddianın geçerliliği olabilir mi?
İkinci ihtimali kabul etmemiz halinde ise, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, Kur’an’da yer almayan hükümler getirebileceğini söylemiş oluruz ki, bu durumda söz konusu itiraz tamamen havada kalmaktadır.
Sünnet’in bağlayıcılığına itiraz eden çevrelerin ileri sürdüğü bir diğer iddia da, Kur’an’ın “herşeyi açıklayıcı” olduğunu, “hiçbir şeyi eksik bırakmadığı,” “ihtilafları açıklamak için” gönderildiği, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in bile Kur’an’dan başka hakem aramadığı gibi hususları anlatan ayetlerin, Kur’an dururken Sünnet’e veya bir başka kaynağa müracaat edip onu bağlayıcı kabul etmenin yanlış olduğunu anlattığı şeklindedir.
Bu iddiaya karşı her şeyden önce şunu söyleyelim ki, itiraza delil olarak ileri sürülen ayetler, her halükârda bir önceki itirazı cevaplandırırken Rasul’e itaatı, ittibayı emreden ve ona muhalefeti yasaklayan ayetler ile birlikte düşünülmek zorundadır. Aksi halde Kur’an’ın bir kısmıyla amel edilmiş, diğer bir kısmı ise terk edilmiş olur.
İkinci olarak; eğer Kur’an’ın eksik hiçbir şey bırakmadığını ve her şeyi açıkladığını ifade eden yukarıdaki ayetler mutlak manada alınmaya müsait olsaydı, nazil olduğu günden bugüne insanoğlunun bilgi dağarcığına giren fizik, kimya, astronomi, biyoloji, tıp, felsefe, mantık, gramer, psikoloji, sosyoloji… vs. ile ilgili ne varsa, hepsinin Kur’an’da açık-seçik bir şekilde yer aldığını görebilmemiz gerekirdi.
Yine bu yaklaşımın doğruluğunun kabul edilebilmesi için, bizzat Kur’an’ın emrettiği namaz, oruç, zekât, hac gibi pek çok ibadetin, bütün detaylarıyla Kur’an’da yer almış olması icap ederdi. Oysa vakıanın bunun tam tersi olduğu ortadadır.
Şu halde yukarıdaki itiraz sadedinde ileri sürülen bu türlü ayetleri şu şekilde anlamamızın daha doğru olacağını düşünüyorum: Allah-u a’lem bu ayetler ve benzeri içerikteki diğerleri, gerek Din’in muhtevasının, gerekse varlık ve eşyaya ilişkin bilgilerin Kur’an’da öz ve nüve olarak yer aldığını anlatıyor olmalıdır. Yahut da Kur’an’da, söz konusu muhteva ve bilgileri doğru bir biçimde elde etmenin yolları ve yöntemleri gösterilmiştir. Yani bu ayetler, temel dinî ve ontolojik gerçekleri işaret etmektedir. Dolayısıyla bunların, Kur’an’ın her şeyi açıkladığı ve bu sebeple Sünnet gibi bir kuruma ihtiyaç bırakmadığı şeklinde anlaşılması mümkün değildir.
Diyelim ki, buraya kadar zikredilen bütün ayetlerde bizzat Rasul’e ittiba ve itaat emredilmekte ve ona muhalefet yasaklanmaktadır. Ancak Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem artık aramızda değildir ve onun dünya değiştirmesinin üzerinden 1400 küsür sene geçmiştir. Şu halde bu ayetlerde Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ilgili olarak yer alan vurguları, onun hayatta bulunduğu dönem ile sınırlandırmamız gerekir. Zira bu ayetler bize, onun Sünneti’ne değil, bizzatkendisine ittiba ve itaat etmemiz emredilmektedir.
Bu yaklaşımı doğru kabul edenlerin şu sorulara tatminkâr bir şekilde cevap vermeleri gerekir:
1- Kur’an’da, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e itaat ve ittibanın, onun hayatta olduğu dönem ile sınırlı bir sorumluluk olduğunu gösteren bir ayet mevcut mudur?
2- Bu soruyla bağlantılı olarak, “Seni ancak bütün insanlık için bir müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik.” “Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik”16 gibi ayetler, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in misyonunun evrensel olduğunu göstermez mi?
3- Eğer Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in insanlara rehberliği yeryüzünde vahyin maksatlarını gerçekleştirmek için vazgeçilmez bir şart ise, onun vefatından sonra dünyaya gelen insanlar böyle bir rehberlikten niçin mahrum bırakılmış olabilirler? Bu durum adl-i ilahîye ve murad-ı ilahînin dünya hayatında tecellisine aykırı değil midir?
4- Hz. Peygamber’in Sünneti demek, onun söyledikleri ve yaptıkları demektir. Eğer ona ittiba ve itaat, onun söylediklerine ve yaptıklarına uymakla oluyorsa, bu itiraz sahiplerinin tavrı yanlıştır. Zira Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Sünneti, bu ümmet’in takva ve vera ehli, mütehassıs, Peygamber aşığı âlimleri tarafından Sahabe döneminden itibaren muhafaza edilmiş ve bizlere kadar intikal ettirilmiştir.
Yok, eğer Sünnet Hz. Peygamber’in söyledikleri ve yaptıkları değildir denecekse, o zaman bu itiraz sahiplerinin, Hz. Peygamber’e ittiba ve itaatten ne anladıklarını ilmî bir şekilde izah etmeleri gerekir.*

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Alıntı Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi İle ‘Cumhurbaşkanı’nın Coca-Cola Fabrikası Açılışı Yapması’ Hakkında Röportaj

Kıymetli Furkan Nesli okurları! “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Coca-Cola fabrikasının açılışını…