Anasayfa Bölümler Furkan Genç 100 Günlük Reddedilmeden Ne Öğrendin? | Sayı 68

100 Günlük Reddedilmeden Ne Öğrendin? | Sayı 68

21 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Bu bölümde, dünya genelinde çeşitli alanlarda yeni ve ilginç fikirlerin yayınlandığı ted.com sitesinden seçtiğimiz içerikleri size sunuyoruz. Bu sayımızda Jia Jiang adlı girişimcinin reddedilmeye karşı açtığı savaşın serüvenini sizler için derledik. İyi okumalar.

Hediyeler, çok güzel şeylerdir. Kim bir hediyeye “hayır” diyebilir ki? Altı yaşımdayken 1. sınıftaki öğretmenim sınıfça hediyeleşme etkinliği yapmıştı. Hepimizi sınıfın ön kısmına topladı, kendi aldığı hediyeleri sınıfın köşesine koydu ve dedi ki: “Şimdi kimin adı okunursa, o hediyesini alıp sırasına otursun.” 40 kişi olarak oynamaya başladık.

Her hediye alan arkadaşımı içtenlikle alkışlıyordum. Geriye 20 kişi kaldı, 10 kişi kaldı, 5 kişi… Son olarak 3 kişi kaldı. Ben de onlardan birisiydim… Etkinlik bitmiş gibiydi. Artık kimse alkışlamıyordu. O an ağlamaya başladım. Artık “hediye” kelimesini duymak istemiyordum… Bir an önce yerime oturmak istiyordum. Öğretmen çıldırıyordu. “Kim bu çocuklar hakkında güzel bir şeyler söylemek ister? Kimse yok mu? Tamam o zaman hediyelerinizi alın ve yerinize oturun. Gelecek yıl yaramazlık yapmazsanız belki birileri hakkınızda güzel bir şeyler söyler.”

Durum, izah edilir gibi değildi. O gün kim kötü hissetti bilmiyorum aslında. Ben mi öğretmen mi? Öğretmen, hediyeleşmeyi 6 yaşındaki 3 öğrenciyi herkesin önünde rezil etme etkinliğine dönüştürdüğünü fark etmiş olmalı. O gün yaşananlara çok içerlemiştim. Öyle bir duruma düşmektense ölmeyi yeğliyordum. İşte bu benim birinci versiyonum.

Sonra 8 yıl geçti. Bill Gates, konuşma yapmak için bizim kasabaya gelmişti: Beijing, Çin’e. O’nun konuşmasını ilk o zaman görmüştüm ve çok hoşuma gitmişti. O’na hayran oldum. “İşte şimdi ne yapmak istediğimi biliyorum”, diye düşündüm. O gece aileme bir mektup yazdım dedim ki: “25 yaşında, dünyanın en büyük şirketini kuracağım ve o şirket, Microsoft’u satın alacak.”

Bu fikre acayip sardım: Dünyaya hakim olma. İşte bu da benim diğer versiyonum: dünyayı fethetmek isteyen birisi…

2 yıl sonra, ABD’ye gitme fırsatı yakaladım. Bunun, girişimcilik serüvenimin başlangıcı olacağını düşünmüştüm. Sonra, 14 yıl geçti. 30 yaşına geldim. Tabi ki de o şirketi kuramamıştım. Başlamamıştım bile. Bir şirkette pazarlama müdürüydüm. Kendimi duraklamış gibi hissediyorum. Hiçbir şey yapamıyordum. Niye böyleydi? Nerede 14 yaşında o mektubu yazan çocuk? Çok denemiştim ama olmamıştı. Çünkü her seferinde yeni bir fikre kapılıyordum, yeni bir şeyler denemek istiyordum. 14 yaşındaki ben ile 6 yaşındaki ben arasındaki savaşı o an hissettim: Birisi fark yaratmak için dünyayı fethetmek istiyordu, diğeri ise geri çevrilmekten korkuyordu. Her defasında da savaşı o 6 yaşındaki çocuk kazanıyordu. Hatta bu korku kendi şirketimi kurduktan sonra bile devam etti.

Kendi şirketimi 30 yaşındayken kurdum. Bill Gates olmak için bu işe er ya da geç başlamak lazım gelir, öyle değil mi? Girişimci olduğum yıllarda yatırımcı olma şansı edindim ama maalesef işler yolunda gitmedi ve başvurularım geri çevrildi. Bu başarısızlık bana çok dokundu öyle ki hemen orada her şeyi bırakmak istiyordum.

Ama sonra şöyle bir düşündüm: benim yerimde Bill Gates olsaydı basit bir yatırım projesi geri çevrildiği için her şeyi bırakır mıydı acaba? Herhangi başarılı bir girişimci bu şekilde yapar mıydı? Bu mümkün değil! İşte o an benim için dönüm noktasıydı. Elbette daha iyi bir şirket kurabilirim. Ama bunu başarabilmek için kesinlikle daha iyi bir lider olmalıyım. Daha iyi bir insan olmalıyım. Her defasında 6 yaşındaki çocuğun hayatıma yön vermesine izin veremem. Onu yerine oturtmalıyım.

İşte durum böyleyken, internete girip yardım aramaya başladım. Google arkadaşımdı. “Geri çevrilme korkumu nasıl yenebilirim”, bunu araştırıyordum. Önüme bir sürü psikolojik yazılar çıktı. Bu yazılar korku ve acının nasıl ve nereden geldiğini anlatıyordu. Sonra, kendini beğenmekle ilgili bir sürü ilham verici yazı ile karşılaştım. Bu yazılar “sorunları kendi üzerime almamamı, atlatmam gerektiğini” anlatıyordu. Bunları kim bilmiyor ki? Sonra bir web sayfası buldum; ismi, www.rejectiontherapy.com (yani reddedilmenin tedavisi). “Reddedilme Tedavisi” isimli bu sayfa Jason Comely diye bir Kanadalı girişimci tarafından icat edilmişti.

Terapinin temel esprisi: 30 gün boyunca dışarı çıkıp hep reddedilmek için uğraşacaksın, her gün farklı şeylerde geri çevrilmek için gayret edeceksin ve 30 gün sonunda acıya karşı hassasiyetini kaybedeceksin. Bu fikri çok beğendim ve ben de aynısını yapmaya karar verdim. 100 gün arka arkaya reddedilme duygusunu yaşayacaktım. Sonra aklıma kendi reddedilme hikayelerimi bir araya toplayarak bir video blog kurmak geldi. İşte o hikayeleri şimdi size anlatacağım.

Birinci gün: Tanımadığın yabancı birinden 100 dolar borç al

Bunun için eski çalıştığım yere gittim. Çalışma masasının arkasında oturan iri yapılı güvenlik elemanına yaklaştım. Tüylerim diken diken olmuştu. Terliyordum ve kalp atışlarım hızlanmıştı. Yanına geldim ve şöyle dedim: “Beyefendi bana 100 dolar borç verebilir misiniz?” Yüzüme baktı ve “Hayır” dedi. “Neden?” O an Sadece şunu söyleyebildim: “Hayır mı? Özür dilerim.” Sonra arkamı döndüm ve hızla oradan uzaklaştım. Kendimi çok mahcup hissediyordum. Kendimi videoya almıştım, o gece videoda nasıl geri çevrildiğimi izledim. Çok korkmuştum, “Altıncı His” filmindeki çocuğa benziyordum. Sanki ölü insanlar görmüş biri gibiydim. Sonra kayıtlarda o adama baktım, hiç de tehdit edercesine bir hali yoktu tam tersi şişman ve sevimli biriydi. Hatta bana neden borç istediğimi bile sormuştu. Kendimi küçük evrende gibi hissediyordum. Her defasında ufacık bir reddedilme hissettiğimde olabildiğince hızlı bir şekilde oradan ayrılıyordum. Bir sonraki gün ne olursa olsun kaçmayacağıma karar verdim.

İkinci Gün: Bedava Köfte İsteme

Köfteciye gittim ve “ Merhaba, bedava köfte alabilir miyim? Diye sordum. Şaşırmış bir durumda: Bedava köfte mi? Nasıl yani? Evet, bir tane bedava köfte alabilir miyim? “Maalesef biz bedava köfte vermiyoruz” cevabını verdi. İşte yeni bir reddedilme anı, normalde benim kaçmam gerekiyor ama kaçmadım ve bekledim. Şunu söyledim: “Ama ben sizin köftelerinizi çok beğeniyorum. Mekanınız da çok güzel. Eğer bana bedava köfte verirseniz sizi daha çok seveceğim.” Adam “Tamam müdürüme bu isteğinizi ulaştırırım belki de bunu yapabiliriz ama maalesef şu an veremeyiz” cevabını verdi. Zannedersem korku hislerim hala tam olarak geçmemiş Ama ilk olaydaki yaşam ve ölüm hislerini artık hissetmiyordum çünkü sonuna kadar beklemiştim, oradan kaçmamıştım.

Üçüncü gün: Gözleme isteme

Bu olay hayatımın allak bullak olduğu andı. Bir gözleme mağazası olan Krispy Kreme gittim. Gözlemeciye girdim. “Olimpiyat halkasına benzeyen gözleme yapıyor musunuz?” diye sordum yani 5 Olimpiyat halkasının bir arada olduğu gözleme. Bu şekilde bir gözlemenin yapılması mümkün değildi. Ama usta beni ciddiye aldı ve gözleme yapılacak kağıtları çıkardı ve aynı Olimpiyat çemberinde olduğu renklerde ve şekilde yapmaya başladı. 15 dakika uğraştıktan sonra elinde Olimpiyat çemberine benzeyen kutuyla geri döndü. Çok duygulanmıştım. Buna inanamıyordum ve bu anların çekildiği video Youtube’da 5 milyon defa izlenmişti. Bu olay sebebiyle gazetelere, söyleşi programlarına bile çıkmıştım ve ünlü olmuştum. Bu olaydan sonra birçok insan bana e-postalar gönderiyordu. Yaptığım şeylerin mükemmel olduğunu yazıyorlardı. Biliyor musunuz ün ve şöhret bana hiçbir şey katmadı. Benim asıl istediğim: Bir şeyler öğrenmek ve hayatımı değiştirmekti.
Bu şekilde 100 gün reddedilme serüvenimi bir araştırma projesi haline getirdim. Birçok şey öğrendim. Mesela her küçük olumsuzlukta kaçmamayı, reddedildiğimde neler yapabileceğimi öğrendim. Hatta “Hayır” cevabı aldığımda onu nasıl “Evet”e dönüştüreceğimi öğrendim ve sihirli kelime olan “Neden”i öğrendim.

Bir gün elimde bir fidanla hiç tanımadığım birisinin kapısını çaldım ve “Affedersiniz, bu fidanı sizin bahçenize dikebilir miyim?” diye sordum her zamanki gibi “Hayır” cevabını aldım. “Peki nedenini öğrenebilir miyim?” diye sordum. Şöyle cevap verdi: “Bahçemde her şeyi kazan bir köpeğim var ondan dolayı fidanın telef olmasını istemiyorum. Ama karşı sokakta Connie var, ona sorabilirsin o fidanları çok sever.” Aynen dediği gibi yaptım: karşı sokağa geçtim ve Connie’nin kapısı çaldım. Beni gördüğüne çok mutlu olmuştu sanki. Yarım saat sonra fidan Connie’nin bahçesinde dikiliydi bile.

Austin’de yaşadığım zamanlarda Teksas Üniversitesine gittim, profesörlerin kapılarını çalarak “Sizin sınıfınıza ders verebilir miyim?” diye sordum. İlk zamanlar bir sonuç alamadım ama artık kaçmadığım için sormaya devam ediyordum. Üçüncü denememde profesörlerden biri çok etkilendi ve 2 ay sonra geri gelmemi istedi. Bana kendi müfredatında yer vermişti. Dersi verip sınıftan çıktığımda ağlıyordum çünkü hayallerimi sadece basit bir soru sorarak gerçekleştirebileceğimi fark etmiştim. Araştırmalarımda gerçekten dünyayı değiştirebilecek kişilerin öncelikle sert ve şiddetli reddedilmelerle yüzleştiğini keşfettim. Martin Luther King, Mahatma Gandhi, Nelson Mandela, Hz .İsa gibi kişilerin reddetmelerin kendilerini sınırlamaya izin vermediğini fark ettim. Onlar reddedildikten sonra kendi doğal tepkilerini sınırlamamışlar ve reddedilmeleri doğal karşılamışlardı. Bunu becerebilmek için bizim illa o kişiler olmamız gerekmiyor. Benim durumumda reddedilmek beni sürekli olarak rahatsız ediyordu çünkü hep ondan kaçıyordum. Zamanla reddedilmeleri kabul etmeye başladım. Bu durumu güzel bir hediyeye çevirdim.

Hayatta reddedilmelerle karşılaştığınızda, karşınıza engeller çıktığında veya başarısız olduğunuz durumlarda doğabilecek sonuçlar üzerinde güzelce düşünün ve hemen kaçmayın. Eğer bu zorlukları kabul ederseniz onlar sizin hayattaki hediyeleriniz olabilirler.


* Bu yazı, Jia Jiang’ın ted.com’da yayınlanan “What I learned from 100 days of rejection” başlıklı videosundan derlenmiştir. 

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Yönetici
Kategoriden Daha Fazla: Furkan Genç

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Furkan Nesli Dergisinin 75. Sayısı Çıktı

Çağımız insanının en büyük problemlerinden biri de maalesef ‘şahsiyet’ konusu... …